- Kategori
- Futbol
Üçüncü haftanın ardından

Bu haftayı önceki haftalardan ayıran, üç büyüklerin daha da zorlu takımlarla oynayacağı düşüncesiydi. Acaba bunun ne kadarı gerçekleşti, gelin bunu maçlara sırayla bakarak görelim.
Önceki haftalarda yazdıklarımı acaba Denizli de de mi okudu dedim yoksa, sahada Nihat, Holosko ve Tello'yu görünce. Ama başlı başına bir eksik vardı, Nobre (ya da Bobo). Nihat'ın tek başına santrafor yanayamadığın son milli maçlarda bolca gördük. Gerçi yanlarında Holosko ve Tello vardı ama değişen birşey olmadı. Son bir yıldır Nobre ya da Bobo'ya şişirerek oynamaya alışmış takım, bu topları Nihat'ın almasını bekledi durdu maç boyunca. Şişen topları Gençlerbirliği savunması aldı, top da orta alanda sıkıştı durdu. Yaratıcısız orta alanlı Beşiktaş da araya toplar atamayınca kısır bir futbol çıktı karşımıza. İstediği şekilde maçın gittiğini gören Gençlerbirliği de son dakikalarda golü aramaya başladı. Öyle bir maç oldu ki "atan kazanır". Ama kazanan olmadı. Beşiktaş için bütün sezon aynı şeyleri yazacağız galiba. İşin bence kötü yanı, sorunu çözecek Denizli'nin verdiği son demeçlerle hedefinin kaybetmiş olması. Hedeften kastım, "elimdeki kadroyla nasıl oynarım"ı araştırmak. Demeçlerin sertliği Denizli'nin yakın zamanda gereksiz bir ispat, kanıtlama savaşına gireceği ve bunun yapılacak düzenlemelere yansıyacağı. Yani açıkçası, kanımca Beşiktaş önümüzdeki birkaç haftayı da kaybedebilir. Umarım yanılırım da Denizli bu kriz ortamını (oyun açısından) hızla aşar. Maç için Beşiktaş adına fazla yazacak bir şey yok, önceki haftalarda yazdıklarım hala geçerli. Sabırla Nihat’ın gol atmasını bekleyeceğiz. Gol geciktikçe de O şut atmayı tercih edecek, boştaki arkadaşlarını görmek yerine.
Gençlerbirliği açısından işler iyi yolda. Ankara zorlu bir deplasman olarak görülüyor. Takımın kondisyonu harikaydı. Hani genelde Anadolu takımları 60-70 dakika dayanırlar, maçı da 0-0 götürürüler ama sonra bir anda fark yerler ya durum öyle değildi. Son dakikaya kadar oyundan düşmeyen aksine kontrataklara kalkan bir takım oluşlar. Eğer forvetlerin becerikliliği artarsa şampiyonluk olmasa da üst sıralara oynarlar.
Galatasaray’da da değişen bir şey yok forma hariç. Gelene gidene 3-4 gol atıp duruyorlar. Eğer Beşiktaş ve Fenerbahçe maçlarında ortalama 2 golü tuttururlarsa, rahat rahat 100 golü geçerler gibi bir izlenimi veriyorlar. Maç kıran kırana geçiyor derken, Keita, Arda, Baros, Elano biri çıkıveriyor. Bir bakıyorsun 2-3 gol atmışlar. Hani skor değiştirecek oyuncuları var demek az olur, var hem de dolu dolu. Hani bir futbolcu kötü olsa diğeri oynar. Galatasaray’ın kaybetmesi için altısı da formsuz olmalı galiba. Keita derken, bir bakıyoruz Elano çıkıyor sahneye mükemmel bir golle. Rijkard ve takımdaki herkes ayrı bir hava oluşturmuş. Bir korkum var: hani yabancı yıldızlar geldikleri ilşk haftalarda döktürüyor sonra da bize benziyorlar ya... Ama sanki buna Rijkard izin vermeyecek gibi, kadro derinliği kullanarak ve rotasyon yaparak. Bence Galatasaray için tek sorun korner ve diğer duran toplarda hava üstünlüklerinin yetersizliği. Kayseri biraz becerikli olsaydı daha da gol atabilirdi. Maç zor geçerdi demiyorum. Çünkü bu sefer Galatasaray 4 değil 6 tane atardı. İşte öyle bir takım.
Kayseriye gelince hava toplarında başarılı bir santrafor almışlar. Hiçbir korneri kaçırmayıp, kafasını uzatıyor. İşin gerçeği bayağı güçlü kuvvetli biri. Ağır bir görüntüsü var ama kısa mesafede hızlı gibi bir görüntüsü var. Bence en zayıf halkaları kaleci. Hamidou'nun sektirme gibi bir problemi var çünkü. İlk golde öyle geldi zaten. Ama orta üstü bir takım oldukları gerçek... Hadi yazayım bir başka zayıf halkaları da Tolunay Kafkas...
Manisa-Trabzon maçını seyredemedim, Galatasaray maçıyla aynı saatte olunca. Ama Trabzon’un arka arkaya darbeler aldığı ve gün geçtikçe doğrulmasının da zorlaştığı bir gerçek. Manisa deplasmanlar her zaman zor geçmiştir zaten.
Geçen hafta yazdıklarım doğru çıktı. Hızlı forvetler hele hele hazır olmayan Lugano’lu Fenerbahçe defansını bayağı bir zorladılar. Maç sert başladı. Geçen haftaların yıldızı Emre’yi durdurma yolu olarak sinirlendirmeyi tercih etti Diyarbakır. Tatlı sert oynayınca da Fenerbahçe bir türlü oyuna giremedi. Üstüne sahanın zemini de pasa dayalı Fenerbahçe futbolunu etkisiz kıldı. Semih’in oyuna geç ısınması sonucu da birçok son pas heba oldu gitti. Nasıl yediklerini anlamadıkları gol, 10 saniyede verilen 3 pozisyon Fenerbahçe’yi uykusundan uyandırdı. 11 pasta, yedisi tek pas, gelen derslik gol ise tüm moralleri düzeltti. Güven geri geldi. Diyarbakır seyircisinin yardımıyla da bu kez uyuyan Diyarbakır oldu. Maç Fenerbahçe lehine dönüverdi. Bu maç gösterdi ki, yedikleri gol ve kötü oyundan sonra da takım gerçek kimliğine bürünebiliyor. İş disiplini, kondisyon bayağı iyi durumda. Şunu da belirtelim, Fenerbahçe’nin her şeyi olan Alex 2 haftadır yok ve takım 2 haftada 6 gol attı, kaçan goller de cabası. Hani sanki Alex’siz de oynamaya alışmışlar.
Diyarbakır’ı beğendiğimi daha önce belirtmiştim. Hakikaten iyi bir takımları var. Ama şu da bir gerçek, forvetleri rakip takımın canını yaktığı kadar, Diyarbakır seyircisi de takımını yakacak. Oyunun durmasına sebep oldular ve sonrasında golü de yediler, yazık. Böyle bir takım bulmuşlar ama kıymetini bilmiyorlar. Seyirci konusunda sıkıntılarını aşabilirlerse ligi ortanın üstü sıralarda bitirebilrler.
Bu haftanın kazananı bence Beşiktaş ve Fenerbahçe. Gençlerden Ankara’da bir puan almak bile zor olabilir ileriki haftalarda. Diyarbakır ise tam bir saatsiz bomba. Kime ne zaman patlayacağı belli olmaz. Zamanını iyi denk getirdiği için Fenerbahçe kazançlı.
Önümüzdeki hafta maçlar biraz daha zorlaşacak. Ankara-Galatasaray Beşiktaş-Gaziantep maçları seyre değer olacak kanısındayım. Sadece Gaziantep’i seyrettik dolayısıyla Beşiktaş içi zor bir maç olabilir, ya da tam bir geri dönüş maçı… Her ne Manisa’yı bilmesek de Fenerbahçe evinde kazanır gibime geliyor. Ankara’daki Galatasaray da daha az farkla maçı kazanacak gibi. Bakalım, önümüzdeki hafta nasıl olacak.
Haftaya görüşmek üzere.