- Kategori
- Mizah
Ünal Şöhret Dirlik Topraklarında

Karikatür: Murat Dinçer
Bir kış günü idi, araştırmacı yazar Günür Karaağaç ile akşam sohbetinde idik.
Günür hocam dedi ki:
—Sen bir yazar olarak tanınmıyorsun, kitapların da satılmıyor.
—Tanınmak için insanların ümüğünü mü sıkmam lazım hocam?
Günür hocaya göre ilçe pazarında sergi açarsam ve iki kilo hıyar alana bir kitap verirsem o zaman satılabilme ihtimali varmış...
Satılabilme ihtimaline öyle inandım ki, elimde testere köye gittim. Köydeki bizim bahçelerdeki mandalina ve portakal ağaçlarını keserek yerine hıyar dikecektim, fakat anam "olmaz" deyip izin vermedi.
Bizim köydeki yaşlı bir amcaya hıyar meselesini anlattım, dedi ki:
—Evladım, hıyar kitaplardan daha faydalıdır, fakat sen gene de hıyar yanında acur da yetiştir.
Hıyarlar ve acurlar arasındaki gelgitlerimde yine o günlerde imdadıma Günür hoca yetişti.
—Buldum, dedi. Buldum.
Akınlardaki akıncılar gibi şen şakraktı Günür hoca, başladı anlatmaya:
—Seni televizyona çıkaracağım, kendini anlat, kitaplarını anlat, neden yazıyorsun hepsini anlat... Peynir ekmek gibi satılacak kitapların...
—Essah mı diyon hocam, derken kahverengi gözlerim yeşilimsi gülümsüyordu. Öyle ya bakkaldaki sigaralar gibi kitaplarımın acursuz, hıyarsız satıldığının hayalini düşünmek...
Duygu yoğunluğunda yağışlı bir kış akşamında Günür hoca ile yollardayız...
Beni televizyona çıkartıp meşhur edecek ya, kitaplarım kapış kapış satılacak, okurlar kitap satın alma kuyruklarına girecek ya...
Göcek Tüneli ile başlayan bölgeye de Günür hoca, "Ünal Şöhret Dirlik Toprakları" diyor.
Yolda Günür hoca anlatıyor:
—Az sonra Ünal Şöhret Dirlik Toprakları'nda olacağız, aman ha bu topraklarda dikkat edeceksin. Söylediğin her kelime hakkında delil olarak kullanılabilinir...
—Ne o hocam, mahkemeye mi gidiyoruz ?
—Sonra uyarmadı deme.
Ünal Şöhret Dirlik Toprakları'nda Dirlik hocanın yerel bir televizyon programında meşhur olmaya geldiğim için kendi kendime tutturmuşum dilimde bir türkü, "Ben bu toprakların neyine geldim" diye...
Her şey aleyhimde delil olacak ya, konuşman, gülmen, hapşırman bile yasak. Televizyon programı sırasında Dirlik hoca çay söyledi. Gelen çayı hakkımda delil olmasın diye şekerini bile karıştırmadan içtim...
Televizyonda canlı yayındayız. Tanıdıklara haber salmışım beni izlesinler, destek için cepten mesaj çeksinler diye. Ünal Şöhret Dirlik hoca başladı uzun uzun konuşmaya...
Dirlik hoca uzun uzun konuşurken ben de içimden:
—Allah’ım sen beni Ünal Şöhret Dirlik gibi, Günür hoca gibi kullarının şerrinden koru, diye uzun uzun dua ediyorum.
Dirlik hoca konuşuyor, bir bakıyorsun söz Günür hoca da... Beni duyan, dinleyen yok. Müsaade edin iki kelime de biz etsek, ama nerde...
Dirlik hoca bana soruyor, tam ben konuşacağım Günür hoca benim yerime konuşuyor... Ardından Günür hoca bana bişi soruyo, konuşcam amma ne mümkün, bu kez de Dirlik hoca konuşuyor...
Böyle bir programın ardından gelirken gerisin geri Günür hoca dedi ki:
—Ne kadar güzel bir program oldu değil mi, sen de ne güzel konuştun öyle.
O an içimden bir ses dedi ki:
—Bas firene, durdur arabayı, bu adamın ümüğünü sık, Göcek Tüneli'nde Ünal Şöhret Dirlik Toprakları'nda dağın başında gecenin ayazında bırak ve türkü çığıra çığıra yolunu al da gel...
İçimdeki bu sesin iyi bir ses mi, yoksa kötü mü olduğunu bilemediğimden çok istediğim halde ümüğünü sıkıp o dağ başında bırakamadım Günür hocayı, fakat içimde uhde olarak kalmasın diye dedim ki:
—Ya evet hocam ne güzeldi program. Bu kadar çok konuşacağımı bilse idim yanıma enerjik içeçekler ile, birkaç şişe de su alırdım...
Giderken olduğu gibi gelirken de yağmur yağıyordu Ünal Şöhret Dirlik Toprakları'nda...