​ Üniversiteler alkolik yetiştiriyor / Haber / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '07

 
Kategori
Haber
 

Üniversiteler alkolik yetiştiriyor

Üniversiteler alkolik yetiştiriyor
 

Eskişehir Osman Gazi, Çanakkale 18 Mart, Ankara Gazi, Yıldız Teknik, Celal Bayar üniversiteleri. Bu üniversitelerin internet sayfalarına bakar mısınız? Ne kadar içler acısı olduğu görüyorsunuzdur umarım?

Size Çanakkale 18 Mart üniversitesinden bir örnek vereyim:

Dardanos Yerleşkesi Yalı Restaurant, muhteşem boğaz manzarası eşliğinde yılbaşı partisi veriyor.
Yılbaşı gecesi restoranımız canlı müzik (Ferhat Murat ve grubu) ile birlikte iki farklı menü ile hizmetinizdedir:

1.menü (55 YTL); çorba, küçük ordövr tabağı (4 çeşit), hindi dolma, pilav ve limitli içki (2 kola, 2 meyve suyu, 2 bira, 35 cl. şarap veya 17 cl.rakıdan herhangi biri)

2. menü (85 YTL); çorba, büyük ordövr tabağı (10 çeşit), ara sıcak (paçanga böreği, sosis tava ve mitit köfte), hindi dolma, kestaneli pilav, sınırsız içki

Not:

1. Bu fiyatlara müzik fiyatı ve palyoça fiyatı dahildir. Ek ücret talep edilmeyecektir.

2. Size daha iyi hizmet sunabilmez için 29.12.2007 saat 21:00'e kadar 247 07 00-133 nolu telefona rezervasyon yaptırınız.

3. Üniversitemiz personeline %15 indirim yapılmaktadır.

Yukarıda ki üniversite sadece bir örnek.

Üniversiteler bilim yuvası. Ne elemdir ki bilimden ziyade eğlence baloları ile meşgul olunmaya başlanmış.

Birde yerli malı içkiler. Tabi yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı.

Devlet kademelerine, eğitim yuvalarına gençler yetiştiriyor bu üniversiteler.( Allah sonumuzu hayır eder inşallah.) buradan mezun olan gençler ileride bizi yönetecek, gelecek nesillere eğitmen olacaklar. Vah halimize ki vah!...

Bu ülkede her zaman sivil toplum kuruluşları ve diğer toplum kuruluşları alkolle mücadele verirken üniversiteler teşvik ediyor. Ne yazık ki yukarıda ismini zikrettiğim üniversiteler ve onun benzerleri gençliği alkolik etme yarışındalar. Merhaba yeni nesil!...

İçkilerinizi yudumlayın, alkolik olun kendinizden geçin, mezun olun başımıza geçin bizleri idare edin. Sonra bizler neden büyük devler gibi değiliz diyelim. Dizimizi dövelim ahlar vahlar çekelim. Hade be oradan.

Ben bir teklifte bulunsam suç işlemiş olur muyum? Özellikle Osman Gazi ve 18 Mart Üniversitelerinin adını değiştirsek. Bana hep Osmanlı devletinin kurucusu olan Osman Gazi ile 18 Çanakkale savaşını anımsatıyor bu üniversiteler. Sizlere hatırlatmıyor mu? Acaba bu üniversitelerde alkollü eğlence düzenlerken Osman gazi ve şehitlerin kemikleri sızlamaz mı?

Asıl sorunlardan bir tanesi de anne ve babalar bu haberleri okuduğunda kendi çocuklarını bir üniversiteye göndermelerine ne kadar sıcak bakacak. Sizce de düşündürücü değil mi?

İnanın o kadar söylenecek yazılacak cümleler var ki dilim varmıyor.

İçimden geldi belki bilmeyenler vardır aşağıda ki üstat merhum Necip Fazıl KISAKÜREK şiirini atıfta bulunurum tüm gençliğe:


Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...

"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...

Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet... İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet... Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'ân'ında 'belhüm adal-hayvandan aşağı' dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü? .... Son yarım asır! .. İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedî helâke mahkûmiyet... İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören... Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilâkı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...

Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün 'dikey'leri 'yatay' hale getirecek bir çığlık kopararak 'mukaddes emaneti ne yaptınız? ' diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...

Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında 'Hakimiyet Hakkındır' düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...

Emekçiye 'Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın! ' diyecek... Kapitaliste ise 'Allah buyruğunu ve Resûl emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ' ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...

Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezheb, ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...

'Kim var? ' diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert 'ben varım! ' cevabını verici, her ferdi 'benim olmadığım yerde kimse yoktur! ' fikrini besleyici bir dâva ahlâkına kaynak bir gençlik...

Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispetle usûle, stratejiye uygun bir gençlik...

Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifirî karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik...

Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı, çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi, mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hâsılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...

Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara 'siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi! ' diyecek ve gerçek müslümanlığın 'nasıl'ını ve 'ne idüğü'nü her haliyle gösterecek bir gençlik...

Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezayı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik...

İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum. Şekillenmesi, billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerimden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil! Allahın selâmı üzerine olsun...

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ...

 
Toplam blog
: 31
: 876
Kayıt tarihi
: 17.11.07
 
 

1975 Samsun doğumluyum. İlk orta ve liseyi Samsun'da okudum. İleri düşüncedeki tüm fikir değerlerine..