- Kategori
- Siyaset
Unutmak mı?

Unutmak!
İnsanımızın zihnine sirayet eden yegâne kavramdır. Akşam yediğimizi unuturuz, yarın yapacağımız işi unuturuz, randevumuzu unuturuz, verdiğimiz sözü unuturuz, söylediğimizi unuturuz, v.s… Unutkanlığımız saymış olduğumuz bu tip sosyal olgularda değildir sadece, aksine, hayatın her alanında müthiş bir unutkanlık psikolojisi hakimdir zihnimize. Sorumlulukları unutmak bir yana, yakın tarihimizin acı olaylarını bir bir unuturuz ve bu acı olayların bir numaralı muhatabı olan devlet ise zihnimizin en müstesna yerinde kendisine en güzelinden bir yer edinmiştir ve o devlet ki, o acı olayların tamda orta yerindedir ve biz çok çabuk unutmuşuzdur bu devletin, bu acı olaylardaki sorumluluğunu.
Ne bu topraklarda Dersim Katliamı yaşanmıştır, ne Varlık Vergisi denen ucube bir yasa ile azınlıkları mülksüzleştirme operasyonu olmuştur, ne 6-7 Eylül olayları yaşanmıştır ve nede bu ülkede Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edilmiş, Mahir Çayan ve arakadaşları katledilmiş, İbrahim Kaypakkaya’lar öldürülmüştür.
Çok uzağa gitmeye gerek yok aslında, şöyle bir yanı başımıza baktığımızda, o devlet denen yapının nelere teşne olduğunu rahatlıkla görebiliriz.
02 Temmuz 1993 Sivas Katliamında hiç mi devletin rolü yoktu? Ya Gazi Mahallesinde devletin hiç parmağının olmadığını söyleyebilir miyiz? Uğur Mumcu’nun öldürülmesi olayı hakkında necip milletimiz acep ne düşünüyor? Çok merak ediyorum.
Devlet bir şekilde en yüce kurum olarak zihnimize işlenmiş. “Devlet böyyüktür” lafı ile büyüdük. Lakin o devlet, nedense, benim zihnimdeki soruların hiç birisine sağlıklı yanıtlar veremedi ve o büyüklüğü her geçen gün gözümde zayıflamaya yüz tuttu.
“Bu konuya nereden geldin?” diye sorabilirsiniz.
Halkımızın ve necip milletimizin unutkanlık hadisesinden dolayı bu konuyu gündeme getirmek istemiştim ama asıl olan biraz önce okumuş olduğum bir metin etkili rol oynadı bu yazıyı yazmamda.
Biliyorsunuz, Terörle Mücadele Kanunu (TMK) denen bir kanunumuz vardır ve bu kanunda 2006 yılında bir değişiklik yapılmıştı. Önceki şekli ile “18 yaşın üzerindeki çocuklar hakkında açılan davalar ağır ceza mahkemelerinde yargılanır” idi ve yapılan değişiklikle 18 yaş kavramı kaldırıldı, 15 yaş olarak değiştirildi. Değişiklikle beraber bu güne kadar geçen sürede üç binden fazla çocuk cezaevini boylamış durumda. Malumunuz, bu yasanın hedef tahtasına oturanlar Kürt çocukları oldu. Bu yasa ile ve önceki hali ile zaten vahim bir şekilde Kürt çocukları tutuklanıyordu ve tutuklanmak şöyle dursun, bir bir katlediliyordu ve kimsede bu duruma ses çıkarmıyordu. Alın size can alıcı bir rakam daha vereyim. 1988 yılından bu zamana kadar geçen onbir yıllık zaman diliminde 372 tane Kürt çocuk öldürülmüş. Gözaltına alıp tutuklanmak bir yana, birde katletmek işin tuzu biberi.
Bir dönem gündemi meşgul eden bu katliam olaylarından bir kaçını tekrar buraya taşımak istiyor ve unutkanlaşmış zihnimize küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum.
2008 yılında hatırlarsanız Batman ve Diyarbakır’da gösteriler yapılmıştı, bu gösteriler sonrasında 3 çocuk yaşamını yitirmişti.
Mardin Kızıltepe’de 12 yaşındaki Uğur Kaymaz babası ile kurşunlanarak öldürülmüştü.
Yine bir gösteri sırasında 12 yaşındaki Yahya Menekşe başına aldığı darbe sonrasında yaşamını yitirmişti.
Geçtiğimiz Eylül ayında Diyarbakır’ın Lice ilçesinde Ceylan Önkol vücuduna isabet eden havan topu mermisi ile katledildi.
2006 yılına uzanalım ve şu aşağıda katledilen çocukları bir hatırlayalım.
Abdullah Duran (9) 29 Mart 2006'da evinin balkonundan sokaktaki olayları izlerken, 'güvenlik güçlerinin' açtığı ateş sonucu yaşamını yitirdi. Otopsi tutanağı ölümün, ateşli silah mermisiyle kalp ve her iki akciğer yaralanmasından gelişen iç kanama ve kanama şoku sonucu meydana geldiğini ortaya koydu.
Enez Ata (8) 3 sivil yurttaşın 30 Mart 2006 tarihindeki cenaze töreni esnasında 'güvenlik güçlerinin' ateşli silah kullanması sonucu, Kuruçeşme Semti'nde vücuduna isabet eden mermi sonucu yaşamını yitirdi. Otopsi raporunda Enez'in kalbiyle midesi arasına saplanan kurşunla öldüğü kaydedildi.
Mahsum Mızrak (17) 30 Mart 2006 günü 10 Nisan Polis Karakolu tarafından gözaltına alındı. Ailesi günlerce aradı. En son 3 Nisan 2006'da Devlet Hastanesi Morgu'nda cesedi bulundu. Cesedin 30 Mart 2006 tarihinden beri kimliği belli olmayan ceset olarak morgda tutulduğu ortaya çıktı. Otopsi tutanağı Mızrak'ın ateşli silah mermisi yaralanmasına bağlı beyin harabiyeti ve kanaması sonucu öldüğünü ortaya koydu.
Emrah Fidan (17) 29 Mart 2006'da polisin açtığı ateş sonucu yaralandı ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alındı. 3 Nisan 2006'da yaşamını yitirdi. Otopsi tutanağı Fidan'ın ateşli silahla beyin kanaması sonucu yaşamını yitirdiğini kanıtladı.
İsmail Erkek (8) 28 ve 29 Mart 2006 tarihlerinde öldürülen 3 sivil yurttaşın 30 Mart 2006'daki cenaze töreni esnasında polisin tekrar ateşli silah kullanması sonucu, 10 Nisan Polis Karakolu civarında vücuduna isabet eden mermi nedeniyle yaşamını yitirdi.
23 Kasım 2009 tarihinde Galatasaray Lisesi önünde “Öldürülen Kürt Çocukları İçin Ağıt” adı altında bir araya gelen grup şu açıklamayı yapmıştı. “Güneydoğu’da 1988 ve 2009 yılları arasında toplam 372 çocuk katledildi”.
savaskarsitlari.org
Aradan yıllar geçtikten sonra bu günler sorgulandığında acaba neler söylenecektir? Bu gün yaşanan onca gelişmeden dolayı, yaşanan onca ölümlerden dolayı devlet hakkında yıllar sonra neler düşüneceğiz?