- Kategori
- Spor
Uyan Ey Beşiktaşlı Uyan Ey Fenerbahçeli Uyan Ey Futbolsever

Bir olaylı derbi daha geride kaldı. Bu topraklarda olaysız derbi mümkün mü?
Maçtan sonra darağacı kuruldu, Hüseyin Gökçek asıldı; Allah rahmet eylesin!
Görünüşte bir taraf kazandı, bir taraf kaybetti ama işin aslı; hepimiz kaybettik...
Ey Beşiktaşlı!
Beşiktaş yönetiminin maçtan sonraki açıklamalarının özü: “hakem puanlarımızı çaldı, o olmasaydı Fenerbahçe’yi yenerdik.”; siz kimi kandırıyorsunuz Allah aşkına?
Maçtan sonra hakemi “korkak” diye nitelendiren Mustafa Denizli mutlaka kazanmak zorunda olduğu bir maça sekiz savunma oyuncusu ile çıkıp doksan dakika boyunca tek bir gol pozisyonuna bile giremezken çok mu cesurdu? Maçtan sonra TFF’yi kongreye çağıran Beşiktaş yönetimi Tabata, Ernst, Fink, Nobre, Tello gibi vasat yabancıları ve bir o kadar da kötü yerlileri takıma doldururken hiç mi yanlış yapmadı? Peki ya takımın en kaliteli ve en pahalı oyuncusu dediğimiz Bobo, gole çevirse her şeyi yüz seksen derece döndürecek olan, penaltıyı kaleciye nişanlarken çok mu masumdu?
Teknik direktör, futbolcu ve en nihayetinde yöneticiler profesyonel insanlar. Onlar hatalarını asla kabul etmeyecek, bunların üzerini örtmek için her zaman bahane bulacaktır. Ey Beşiktaşlı tuzağa düşme! Senin en büyük sermayen yüreğin ve renklere olan aşkın; tek dileğin takımının başarısı. Bu yüzden kimsenin senin aklını çelmesine izin verme, futbolcuların, teknik direktörün ve yöneticilerin oyunlarına gelme; sen gerçeği herkesten iyi görüyorsun.
Ey Fenerbahçeli!
Dünkü maçtan sonra futbolcularını bağrına basıyorsan, her pozisyonda aşırı itiraz eden Lugano'yu, sahada herkesi azarlayan Emre’yi hele hele saçma hareketiyle sadece kendini değil Fenerbahçe’nin adını kirleten Bilica’yı alkışlıyorsan asla gerçek Fenerbahçeli değilsin demektir. Bir futbolcu göğsünde Fenerbahçe amblemi taşırken hangi nasıl küfür edebilir? Nasıl kavga edebilir? Hangi cüretle, belki de takımının hükmen yenilgisine neden olacak bir skandala imza atabilir. Bu futbolcular Fenerbahçe Spor Kulübü’nde nasıl barınabilir?
Sahada mücadele etmek farklı, her pozisyonda rakibe faul yapmak, art niyetli olmak farklıdır. Yanlış seni başarıya dahi götürse, yanlış yanlıştır.
Sezon başında milyonlarca lira harcanıp kurulan, ilk sekiz maçını da kazanan takımın bugün Bursaspor’un ardında olduğu gerçeğini ne çabuk unutuyorsun? Onca yatırıma karşılık Lille gibi bir kasaba takımına elenmeyi nasıl içine sindiriyorsun? Yoksa sen de mi sahadaki ahlaksızlıklara çanak tutan yönetim, kavga edeni alkışlayan teknik direktör ve takımının galibiyetini gölgeleyen futbolcuların oyununa geleceksin?
En büyük Fenerbahçeli diyerek övündüğün Ulu Önder'in şu sözlerini ne çabuk unutuyorsun? “Ben sporcunun zeki, çevik aynı zamanda ahlaklısını severim”
Bugün Fenerbahçelisi, Beşiktaşlısı Hüseyin Göçek’i suçluyor. Maçtan günler önce her iki camia tarafından kafası çorbaya döndürülmüş, arkasında ne TFF ne de MHK’nin durduğu zavallı Hüseyin Göçek’i… Maçın ardından Göçek’in mentörü İsviçreli Andreas Scluhter’ın söyledikleri her şeyi anlatıyor: “Türkiye’de maç yönetmek çok zor, sahada yirmi iki tane art niyetli futbolcu var.”
Ah keşke sadece yirmi iki tane olsalar…
Sorarım size; verdiği karar ne olursa olsun, derbiden sonra Göçek’in gündeme gelmemesi mümkün müydü? Üç değil beş kırmızı kart gösterse veya hiç kırmızı kart göstermese veya iki penaltı verse bugün Göçek konuşulmayacak mıydı?
Göçek düğüğü assın! Bundan önce Cem Papila, Ali Aydın, Selçuk Dereli düdüğü asmadı mı? Nedir değişen?
Taraftarından başkanına kadar öyle bir ortam oluşturuyoruz ki bu ortamda bırakın maç yönetmeyi adım atmak dahi imkânsızlaşıyor. Ey Beşiktaşlı, ey Fenerbahçeli ve ey futbolsever! Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu sen herkesten iyi biliyorsun. Doğruyu yanlıştan, haklıyı haksızdan ayır, karşı tarafı suçlamayı bırak, özeleştirini yap ve bizden geçti ama bari çocuklarımız için sağlıklı bir futbol ortamı bırakmak için savaş; yapayalnız olsan bile.