- Kategori
- Dünya
Uygurların asenası ve Türkiye-Çin ilişkileri

Kıyamet Savaşlarından birinin Amerika ve Çin arasında olacağına dair kehanetler vardır. Çin'in son yıllarda, sadece Amerikan ekonomisini değil, tüm gelişmiş ekonomileri tehdit eder hale gelmesi, dünya savaşlarının temel nedeni olan ekonomik çıkar çatışmasının "Kıyamet savaşı" nın da tetikleyicisi olacağı fikrini doğruluyor.. Bu anlamda söz konusu "kehanet" hiç de yabana atılır cinsten değil, doğrusu..
Çin'in bir milyarı aşan nüfusu ve katlanarak büyüyen ekonomisi ile, emperyalist dünyanın dikkatini çekmemesi mümkün değildi elbette. Kapitalist dünyanın kendi içinde "enerjisini" tüketmeye başlaması ile ortaya çıkan ekonomik krizin, her zaman olduğu gibi bir yerlere fatura edilmesi gerekiyor.
Komünist bir devlet olduğu halde, Kapitalist Batının daima "hoşgörü"süne mazhar olmuştur Çin.. Uzun yıllar, Kapitalist Batı'nın dikkatlerini ve şimşeklerini Sovyet Rusya üzerine çektiği, son dönemlerde ise ucuz iş gücüyle Kapitalizmin üretim merkezi oluşu, Çin'in komünistliğini görmezden gelmesine neden oluyordu hür dünyanın.
Çin'in komünistliği Doğu Türkistan Türklerini ezerken, kapitalistliği Batıyla iş pişirmesine yetiyordu. Ama, son yıllarda bu "iş pişirmede" Çin üstte kalmaya başladı. Yani, dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline gelen Çin'in yönetim biçimi Uygurları ezerken, ekonomik büyüklüğü de Batılı ekonomilerin üzerine abanır hale geldi.
Şimdi soru şu: Acaba, Çinin ekonomik ağırlığını giderek daha fazla hissetmeye başlayan Kapitalist Batı devletleri, ekonomik bahanelerle vuramadıkları Çin'i, siyasi yollardan mı vurmak istiyorlar. Bunun için de, zaten eski bir yara olan Uygur Türklerinin ezilmişliğini mi kullanmak istiyorlar?
Olayların, Cumhurbaşkanı Sayın Gül'ün Çini ziyaretinden ve hatırı sayılır ölçekte ekonomik anlaşmalar yapmasından hemen sonra patlaması da bunu düşünmeye zorluyor insanı..
Türkiye, geçmişte Komünist Rusya ile Kapitalist Amerika'nın arasında bir "oyun alanı" haline gelmişti. Nitekim, "domuzlar körfezi" kirizinde de, Sovyet füzelerinin tepemize inmesine ramak kalmış; ama bizim haberim yokmuş.. Bunları şimdilerde öğreniyoruz.
Kapitalizm iyice suyunu çekerken, yeni sömürü alanları arıyor ama aradığı sömürü alanlarına Çin de talip.. Bu durumda bir çatışma kaçınılmaz gözüküyor. Ancak, İkinci Dünya Savaşına sonradan katılıp parsayı toplayan Amerika, bu defa da elini doğrudan ateşe sokmayıp, maşa kullanmak istiyor olabilir.
Yakın, Orta ve Uzak doğuda "süper güç" olma yolunda ileri adımlar atan iki ülkeyi; Türkiyeyi ve Çini bir şekilde tutuşturmak istiyor olamaz mı, ABD ve müttefik güçleri.. Böyle "derin bir politika" nın Obama'nın misyonuna ters düştüğü söylenebilir.. Doğrudur, ancak Amerikan derin güçleri Obamaya rağmen ve belki onu da tufaya getirecek faaliyetler yürütmek de tereddüt etmeyecektir.
Buradan bir kadına geçelim.. Uygurların "Türeyiş Destanı"ndaki "asena"ya benzeyen bir kadın..
Bugüne kadar adını pek duymadığımız Rabiya Kadir'in bundan sonra ismini çok duyacağız gibi.. Bugün NTV kendisiyle bir röportaj yaptı. Doğu Türkistan davasının rehber kadını..Ona "Uygurların anası" diyorlar..
Rabiya Kadir, Çin'de mahkum edildikten sonra Amerikaya sığınmış; halen orada yaşıyor ve Doğu Türkistan davasını güdüyor. Kendisine İnsan Hakları ödülü bile verilmiş...Rabia Kadir, 2006-2007 yıllarında iki defa Türkiyeye gelmek üzere vize talebinde bulunmuş ama Türk büyükelçiliği, "Türkiyeye girmesi sakıncalı kişilerden olduğu" gerekçesiyle vize vermemiş..
Belli ki, Türk dışişleri, Rabiya Kadir'in Türkiyeye gelişiyle ortaya çıkacak sorunları göze alamamış..
Şimdi, bu ortamda Türkiye hükumetinin Rabiya Kadir'e vize vermemesi, hükumet açısından ağırlığı taşınmaz bir yük olacaktır. Rabiya Kadir'in Türkiye gelmesinin ise, Türkiye-Çin ilişkilerini nasıl etkiliyeceğini söylemeye bile gerek yok.
Komplo teorileri çağında yaşıyoruz, amenna da, bu ürkütücü teori, dört ayağı değilse bile üç ayağı yere basan bir teori..Türkiye, geçmişte Sovyet Rusya ile ABD'nin "savaş oyunları alanı" olmuştu; şimdi de Çin ile ABD'nin oyun alanı olmasın..
Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin haklarını savunurken, içinden çıkılmaz bir belaya düşmeyelim..Bugüne kadar komünist Çin'e göz yuman sömürgeci Batının Çin ile bir hesabı varsa, bunu kendileri görsünler..
Adımların çok dikkatli atılması gerektiği bir döneme giriyoruz..Muhalefet partilerinin muhalefette olmanın "sorumsuzluğuyla" Çin seferi taleplerini, hukümetin soğuk kanlılığını bozmadan halletmesi gerekecek..
Uygur Türklerinin haklarını savunmak boynumuzun borcudur; ama boyumuzun ölçüsünü aşmadan!
Çin'in bir milyarı aşan nüfusu ve katlanarak büyüyen ekonomisi ile, emperyalist dünyanın dikkatini çekmemesi mümkün değildi elbette. Kapitalist dünyanın kendi içinde "enerjisini" tüketmeye başlaması ile ortaya çıkan ekonomik krizin, her zaman olduğu gibi bir yerlere fatura edilmesi gerekiyor.
Komünist bir devlet olduğu halde, Kapitalist Batının daima "hoşgörü"süne mazhar olmuştur Çin.. Uzun yıllar, Kapitalist Batı'nın dikkatlerini ve şimşeklerini Sovyet Rusya üzerine çektiği, son dönemlerde ise ucuz iş gücüyle Kapitalizmin üretim merkezi oluşu, Çin'in komünistliğini görmezden gelmesine neden oluyordu hür dünyanın.
Çin'in komünistliği Doğu Türkistan Türklerini ezerken, kapitalistliği Batıyla iş pişirmesine yetiyordu. Ama, son yıllarda bu "iş pişirmede" Çin üstte kalmaya başladı. Yani, dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline gelen Çin'in yönetim biçimi Uygurları ezerken, ekonomik büyüklüğü de Batılı ekonomilerin üzerine abanır hale geldi.
Şimdi soru şu: Acaba, Çinin ekonomik ağırlığını giderek daha fazla hissetmeye başlayan Kapitalist Batı devletleri, ekonomik bahanelerle vuramadıkları Çin'i, siyasi yollardan mı vurmak istiyorlar. Bunun için de, zaten eski bir yara olan Uygur Türklerinin ezilmişliğini mi kullanmak istiyorlar?
Olayların, Cumhurbaşkanı Sayın Gül'ün Çini ziyaretinden ve hatırı sayılır ölçekte ekonomik anlaşmalar yapmasından hemen sonra patlaması da bunu düşünmeye zorluyor insanı..
Türkiye, geçmişte Komünist Rusya ile Kapitalist Amerika'nın arasında bir "oyun alanı" haline gelmişti. Nitekim, "domuzlar körfezi" kirizinde de, Sovyet füzelerinin tepemize inmesine ramak kalmış; ama bizim haberim yokmuş.. Bunları şimdilerde öğreniyoruz.
Kapitalizm iyice suyunu çekerken, yeni sömürü alanları arıyor ama aradığı sömürü alanlarına Çin de talip.. Bu durumda bir çatışma kaçınılmaz gözüküyor. Ancak, İkinci Dünya Savaşına sonradan katılıp parsayı toplayan Amerika, bu defa da elini doğrudan ateşe sokmayıp, maşa kullanmak istiyor olabilir.
Yakın, Orta ve Uzak doğuda "süper güç" olma yolunda ileri adımlar atan iki ülkeyi; Türkiyeyi ve Çini bir şekilde tutuşturmak istiyor olamaz mı, ABD ve müttefik güçleri.. Böyle "derin bir politika" nın Obama'nın misyonuna ters düştüğü söylenebilir.. Doğrudur, ancak Amerikan derin güçleri Obamaya rağmen ve belki onu da tufaya getirecek faaliyetler yürütmek de tereddüt etmeyecektir.
Buradan bir kadına geçelim.. Uygurların "Türeyiş Destanı"ndaki "asena"ya benzeyen bir kadın..
Bugüne kadar adını pek duymadığımız Rabiya Kadir'in bundan sonra ismini çok duyacağız gibi.. Bugün NTV kendisiyle bir röportaj yaptı. Doğu Türkistan davasının rehber kadını..Ona "Uygurların anası" diyorlar..
Rabiya Kadir, Çin'de mahkum edildikten sonra Amerikaya sığınmış; halen orada yaşıyor ve Doğu Türkistan davasını güdüyor. Kendisine İnsan Hakları ödülü bile verilmiş...Rabia Kadir, 2006-2007 yıllarında iki defa Türkiyeye gelmek üzere vize talebinde bulunmuş ama Türk büyükelçiliği, "Türkiyeye girmesi sakıncalı kişilerden olduğu" gerekçesiyle vize vermemiş..
Belli ki, Türk dışişleri, Rabiya Kadir'in Türkiyeye gelişiyle ortaya çıkacak sorunları göze alamamış..
Şimdi, bu ortamda Türkiye hükumetinin Rabiya Kadir'e vize vermemesi, hükumet açısından ağırlığı taşınmaz bir yük olacaktır. Rabiya Kadir'in Türkiye gelmesinin ise, Türkiye-Çin ilişkilerini nasıl etkiliyeceğini söylemeye bile gerek yok.
Komplo teorileri çağında yaşıyoruz, amenna da, bu ürkütücü teori, dört ayağı değilse bile üç ayağı yere basan bir teori..Türkiye, geçmişte Sovyet Rusya ile ABD'nin "savaş oyunları alanı" olmuştu; şimdi de Çin ile ABD'nin oyun alanı olmasın..
Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin haklarını savunurken, içinden çıkılmaz bir belaya düşmeyelim..Bugüne kadar komünist Çin'e göz yuman sömürgeci Batının Çin ile bir hesabı varsa, bunu kendileri görsünler..
Adımların çok dikkatli atılması gerektiği bir döneme giriyoruz..Muhalefet partilerinin muhalefette olmanın "sorumsuzluğuyla" Çin seferi taleplerini, hukümetin soğuk kanlılığını bozmadan halletmesi gerekecek..
Uygur Türklerinin haklarını savunmak boynumuzun borcudur; ama boyumuzun ölçüsünü aşmadan!