- Kategori
- Gündelik Yaşam
Uzak ara önde, Türkiye
HOLLANDALI ÇITIR DELİKANLI VE TÜRKİYE
Merhaba arkadaşlar. Bugün benim için ilklerin olduğu önemli bir gün. İlk kez, kendi kendime söylediğim şeyleri, “diğerleri” ile paylaşmaya başladığım, yutkuna yutkuna boğazıma kadar dolan içimi dışarı attığım, sessizliğimi çığlığa dönüştürdüğüm; sizler için önemsiz ama benim için tarihi bir gün.
Kalemimi, beyinleri kazanmak için değil yürekleri kazanmak için sivriltiğim bir gün.
Yıllarca sivriltiğim bu kalemi, artık, hiç esirgemeden kulanacağım. Kiminin kalbine, kiminin tam beynine saplayacağım..
Ama önce yutkunduğum şeyleri yazmama neden olan daha doğrusu beni baştan çıkartan olayı anlatayım sizlere.
İşte size, İki gazete haberinden 10 yıllık türkiyenin gelişim öyküsü
Bundan tam on yıl önce gazeteci Refik Erduran Geçmiş yaşına rağmen viagrayı test etmiş ve bu deneyimini kaleme almıştı. O dönem büyük skandal yaratan bu olay kimilerince ahlaksız bulunmuş ve kamuoyunda tartışma yaratmıştı. Gündemi bayağa meşgul eden bu konuda bende, bu girişimi gazetecilik açısından ahlaki bir sorun olmadığını savunanlardandım. Çünkü okurları ilgilendiren bir deneyimi anlatıyordu.En azından yaşadığı bu deneyimden bir sonuç çıkıyordu.
- Evet bu ilaç bir mucize.
- İhtiyacı olan doktor denetiminde kullanabilir.
O zamanlar İletişim Fakültesinden yeni mezun olmuş genç bir medya mensubuydum.
Ve Bunu savunduğum için çevremden ağır eleştiriler alıyordum.İlk söyledikleri; “nerde gazetecilik ahlakı”, “gazetecimisin yoksa denek mi”, “ya o adamın karısı ne durumdadır” gibi cümlelerdi. Ve bu tartışmalar; fazla ilericisin etiketiyle bitiyordu.
Ve bugün; 21 yüzyıla girmiş 2008 Türkiye’si
Geçenlerde sakin sakin okuduğum gazeteler arasında “yüreğini değilde beynini hatta bedenini kullanan, ” Türkiyenin ençok okunan gazetesinde köşesi olan rol-model bir kadın köşe yazarının kaleme aldığı yazıyı okudum. Okurken de olduğuö yerde çakıldım kaldım. Ne yalan söyleyeyim daha önce hiçbir yazısını da okumamıştım. Erotik fotoğrafı bile- ki o da kendi resmi değil- daha önce hiç dikkatimi çekmemişti.
Yazısında daha doğrusu anısında, kendi deyimiyle “çıtır bir hollandalıyla” bir gecelik sevişmesini, deneyimini anlatıyordu. Heyecanla, bu çıtır hollandalı delikanlının sevişirken kulağına fısıldadığı aşk cümlelerini anlatıyordu. Tabi yazının mesaj kısmında da Türk erkeklerine gönderme yapıyordu.
Bu müstesna köşe yazarımız yazısının sonunda, daha önceki yazılarıyla (deneyimleriyle), ilgili okuyucularından gelen “ bunları gerçekten yaşıyormusun yoksa sallıyormusun” sorularına açıklık getiriyordu. Yaşamazsam yazamazdım.
İsteyen istediğini yaşar tabi. Ama iş gazetecilik anlayışına gelince bu deneyimden çıkan sonuçlara bir bakalım derim.
İşte sonuçlar;
- Holandalı çıtır delikanlılarla bir gecelik sevişmek fena olmuyor.
- Holandalı çıtır delikanlılar sevişirken sevgi sözcükleri kullanıyor
İşte sevgili okurlar, 10 yıl önce Refik Erduran’ın gazetecilik anlayışını tartışan türkiye ve medyası; bugün bu köşe yazarının – ki kadın olup olmaması hiç önemli değil - bir gecelik fantazisini, daha önceki ve olabilecek anılarını dile getirmesini tartışılır bulmuyor.
Bu gazetecilik anyayışını kabulleniyor, hatta, gerçekten de öylemi? Diye soruyor.
Fazla ilerici bulunan bense Türkiye’nin aldığı bu yola hayretle bakıyorum.
Hollandalı Çıtır Bir Delikanlıyla birlikte olmayı düşünmeyen bir tek benim herhalde diyorum.
Türkiye adına büyük değişim, Türkiye adına büyük gelişim. Hepimize hayırlı olsun.