- Kategori
- Siyaset
Uzaklardan bir mektupta benden
Sevgili Kızım Zeynep,
Az önce Kenan Paşa kapıdan uğrayıp onun ağzından yazdığın mektubu anlattı[1].
Yeniden hatırlanmış ve hatırlatılmış olmaktan, Türkiye’de unutulmamış olmaktan memnun olduğu gözlerinden okunuyordu. Kıskanmadım desem yalan.
Zaman zaman beni de hatırlayanlar oluyorsa da bir onu hatırlayanlara bak bir de beni!
Neyse…
Ne kadar kibar olduğumu herkes bilir. Siz de bilirsiniz. Askerlerden hele de Atatürkçü olduğunu söyleyen darbecilerden pek de haz etmemekle birlikte kibarlığımdan buyur ettim.
Ne yapayım tabiatım kurusun.
Kenan Paşa oturunca “Bugünkü Zeynep Miraç’ın yazısını okudunuz mu?" diye sordu.
"Fırsatım olmadı paşam"dedim.
“Güzel bir yazı tavsiye ederim. Benden söz etmesi de gururumu okşadı. Amma bugün yaşananların tek mimarının ben ve 12 Eylülmüş gibi yazması biraz abartılı olmuş. Netekim bu biraz da canımı sıktı Adnan Bey” dedi
Sonra da şunları söyledi:
“Bunlar tutturmuşlar varsa yoksa darbe sonrasındaki hapisler işkenceler. Sanki bizden önce karakollarda gözaltına alınanlara kolonya ve şeker ikram ediyorlarmış, hapishanelerde, sorgu odalarında işkenceler yokmuş da biz getirmişiz gibi yazmış. Olur mu öyle şey?
Kimsenin hakkını yememek lazım.
Netekim, işkence 12 Eylül'den çok önceleri karakollarda, Selimiyelerde, Ziverbey Köşklerinde emek emek edinilmiş bir tecrübedir.
İşkence ve şiddet kullanımı insanlarımızın hatta bu toprakların genetik haritalarında vardır.
Çocuklarımız kedi yavrularına, büyüklerimiz sokaklardaki köpeklere, köylülerimiz dağlardaki kurtlara, kadınlarımız çocuklarına, erkeklerimiz kadınlarına, polisimiz gençlerimize, gençlerimiz birbirlerine nasıl yaklaşıyorlarsa biz de sağcı solcu demeden bir tek dincileri kayırarak gençlerimize öğrencilerimize öyle yaklaşmıştık.
Namus ve vatanseverliğin bir sonucudur şiddet.
Vatanseverler vatan için, namuslular ailenin ve mahallenin namusu için, devlet görevlileri devletin âli menfaatleri için, babalar çocuklarının iyiliği için, köy ağaları köylerin ve köylülerin selameti için, dindarlar milletin dinini korumak için, aşırı solcular halkların özgürlüğü için, PKK Kürt halkının mutluluğu için, sağcılar ülkeyi gomünistlerden korumak için şiddet uygularlar.
Yoksa kimsenin kötü bir niyeti filan yoktur.
Bu topraklarda şiddet yüzyılların imbiğinden geçirerek halkın ve yönetimlerin alın teri ile kazandıkları tecrübedir. Ahmet Kaya bile "bu şiddet olmazsa hiç olmaz" demez mi?
Herkesin şiddeti kendine.
Hattizatında atalarımız da "dayak cennetten çıkmadır", "kızını dövmeyen dizini döver" dememiş midir? Bir aslı astarı olmasa söylerler miydi Anadolu bilgeleri.
Hep iyilik için yani. Bunca iyiliği gözardı edip de tek bizi gündeme getirmesi tarihimize hakaret gibi olmuş netekim.
Bir de bu hanım kızımız Tarihin Arka Odalarında dolaşmış.
Sıradan biri değil yani.
Netekim tarihe baksa gerek Anadolu'da, gerek Rumeli'de gerekse Kafkaslar'da yaşayan bütün halkların bu konuda ne kadar yetenekli ve donanımlı olduğunu görebilirdi. Bulgar, Sırp, Ermeni ve Kürt çetecilerine Türklerin ve Ermenilerin tehcirlere kadar uzanır bu tecrübe.
12 Eylül öncesinde rastgele kahve tararlardı, yakaladıklarının kafasına kezzap dökerek gözlerini oyarak öldürürlerdi bazı gençler birbirlerini. Vatansever veya yurtsever oldukları içün.
Şimdikiler sadece sopa, demir çubuk ve pala kullanıyorlar. Ne de olsa tosuncuklar da uygarlaşmaya başladı.
Haa o 12 Eylül öncelerindeki meşhur cami çıkışlarını gazeteci olarak Meclis başkanına bir soruverse ya. Nerdee?
Kubilay'ların, Maraş'ın, Çorum'un, Sivas'ın dili olsa da konuşsa.
Binanaleyh, böyle halka böyle devlet. Herkese anladığı dilden.
Devletimizin bu hizmetinin kökleri ta Yedikule zindanlarına hatta Cem Sultanlara uzanır.
Netekim kızcağız da demiş zaten: devlette devamlılık esastır.
Amma sayın Menderes, hanım kızımız zat-ı alinizin emeklerini görmezden gelmiş.
Ah bu genç nesil yok mu? Siyasetten arındırıp Amerika’daki Kanada’daki gençler gibi fındık fıstıkçı yapmak sadece eğitim ve zevkleri ile uğraşsınlar vatan meselelerini uluslararası firmalara bıraksınlar istedik olmadı.
İlla ki siyaset yapacaklar.
Netekim en okumuşlarından olan bu hanım kızımız bile zat-ı alinizin ve Süleyman Beyin otuz sene süren emeklerini görmezden gelmiş. Ayıp etmiş netekim.
Siz değerli büyüğümüzün paltosunu bana layık görmüş. Sağolsun ama size haksızlık yapmış. Biz karınca kararınca sizin başlattığınıza katkıda bulunduk.
Eğer siz 1954 te 6234 bolu yasa ile Köy Enstitülerini kapatmasaydınız, İmam Hatipleri kurup yaygınlaştırmasaydınız, Kürt Aşiret liderlerini meclise sokup toprak reformunu engellemeseydiniz, dini siyasete alet etmeseydiniz, Meclis Kürsülerinde “Siz isterseniz Hilafeti bile getirirsiniz” demeseydiniz ben zavallı bir paşa olarak ne yapabilirdim ki?
Netekim ben bu kızcağızın benim ağzımdan yazdığını iddia ettiği mektubu okuyup bana darılmamanız ve Sezar’ın Hakkını Sezar’a vermek için ziyaretinize geldim” dedi.
Kenan Paşa’nın sırtına elimi koydum, merak etmeyiniz Paşam dedim.
“Solcular hatırlamasa da bazı sağcılar hatırlıyorlar bizi." dedim.
İçimden de onların arasından bile hayırsızlar çıkıyor diye düşündüm.
Mesela ikizim kadar bana benzeyen (tek fark ben toprak ağasıydım o çobandı) Süleyman Beyi -ki asıl mirasçımdır- es geçip Özal’a sahip çıkıyorlar.
Zeynep Kızım sana sormadan sizin hakkınızda Kenan Paşa'ya "sizinle bizim aramızda bir önemli farkı da görememiş" dedim. Merakla yüzüme bakınca da devam ettim.
Biz dini siyasete bir araç bir silah olarak kullanıp geldikten sonra koltuğa yapışıp kalmıştık ama siz hem dini hem silahı kullandığınız ve hatta ısrar da edildiği halde basiretli davranamayıp ikinci dönem Cumhurbaşkanlığını elinizin tersiyle ittiniz. Emekli olup resimle ilgilenmeye başladınız. İnsan diktatörse diktatörlüğünü bilmeli ölene veya öldürülene kadar iktidarda kalmalı değil mi efendim dedim.
Mahçup yüzü kızararak olmadı ben yaptığım anayasaya bağlı kaldım, ama Zeynep hanımın dediği gibi herşey benim paltomdan çıksaydı hiç olmazsa şimdiki liderlerin tamamı çoktan resim yapmaya başlamışlardı" dedi.
Ben o vakitler, Kenan Paşanın emekli oluşuna bakıp iyi saatte olsunlar demiştim.
Keşke koltuğa O da yapışsaydı, bu memlekete daha çok hizmet verebilir, rabıtayı daha da derinleştirebilirdi.
Bakınız Erdoğan kardeşime 14 sene oldu ne yorgunluk ne bezginlik. Ölene kadar kalacaktır. Olmadı en azından bir on - on iki sene daha kalmak, memleketimize ve Arap kardeşlerimize hizmet etmek için nasıl da canı gönülden çabalıyor.
Kenan Paşa düşünceli halimi görünce izin isteyip kalktı ve ayaküstü şunları ekledi:
"Ben her fani gibi o kızımız da ölümü tadıp buraya gelince karşısına dikilip sormazsam bana da Kenan Paşa demesinler:
Kızım sen 12 Eylül öncesine mi dönmek istiyorsunuz? Nasıl bir mektuptu o?
Sen benim ağzımdan yazdığın mektubu yayınlayan gazetelerin arşivini açıp o darbe öncesinde ve sonrasında yazılanları okudun mu hiç? Kapımda paşam kurtar şu vatanı diyenleri, sessiz kaldıkça arkamızdan yüzümüzden konuşulan lafları araştırdın mı?
Biz senin aklına uysaydık, darbe yapmasaydık ne olacaktı?
Sen benim ağzımdan sağa sola mektup yazmayı bırak da kendi ağzından bir köşe yazısı patlat bakalım biz darbe yapmasaydık ne olurdu? Ya da otur bir roman yaz. 12 Eylül'de darbe olmamış bir Türkiye’yi kurgula.
Hattizatında darbe yapılmasına geç bile kalınmıştı. Türk İslam sentezi de, dinimizin gerekleri de bu sayede yoluna oturtuldu netekim“ diyeceğim dedi.
Giderayak geri dönüp "Adnan Bey, Allah için söyle bak sen de darbe mağdurusun, 12 Eylül yapılmasaydı çıkış nasıl olacaktı?" diye bana sordu.
“İyi oldu netekim değil mi?” dedi.
Kenan Paşa’ya cevap vermek yerine yerdeki bir taşa diktim gözlerimi düşünür gibi yaptım. O da sükut ikrardan gelir sandı sessizce ayrıldı.
Ne cevap vereceğim elin diktatörüne. Hak versem bile.
Kızım Zeynep,
Kenan Paşa gidince senin yazdıklarına çok canım sıkıldı. Oturup sana yazmaya karar verdim.
Gerçi yazacaklarım bitmedi ama Demirel ve Özal benimle konuşmaya geliyorlarmış daha sonra yeniden yazarım.
Zaten çok kalmazlar birisi Nakş-i bendi şeyhine, diğeri Said-i Nursi’ye uğruyorlar her gün ikindi vakti.
Neyse gözlerinden öperim, bak o kadar emeğimiz geçti bir dahaki sefere bizleri de unutma e mi?
Aziz Nesin'e, Moskova'ya kaçan vatan haini şaire karşı vatanımıza nasıl sahip çıktığımızı da yaz.
Sağlıcakla kal kızım.
Menderes
[1]http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/529448/Uzaklardan_bir_mektup..._