​ Üzerinizdekileri değil, kafanızın içindekileri değiştirin / Basın Yayın / Medya / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '09

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
 

Üzerinizdekileri değil, kafanızın içindekileri değiştirin

Üzerinizdekileri değil, kafanızın içindekileri değiştirin
 

Yılın dizisi Aşk-ı Memnu


Aslında böyle bir yazıyı bloguma taşımak istemezdim lakin açıklamam gereken bazı hususlar olduğu için yazmak zorunda kaldım. Zorunda kaldım diyorum zira böyle atışmaları sevmem ancak blog yazarlarından Ahmet Bey’in sağ olsun “Şikâyetim var RTÜK!” yazım hakkında blogunda yazmış olduğu fikirlerini ve bana yöneltmiş olduğu soruları yanıtlamam gerektiğini düşünüyorum. Bu yalnızca kendisine gönderebileceğim bir mesajla da olabilirdi fakat bir mevzuya açıklık getirmem gerekiyor. Her ne kadar fikirlerimizi “özgürce” ifade etmek için bloglara yazsak da bu öyle değildir. İstediğin her konuyu yazabilirsin tabii ki lakin her kelimeyi değil. “Şikâyetim var RTÜK!” yazımda daha ağır kelimeler seçmiştim fakat eleme yapmalıydım ki yaptım da.

Ahmet Bey yazısına, ülke gündeminde her gün birbirinden çarpıcı olayların meydana geldiğini söyleyerek başlamış. Haklı da ve bunu inanın sizin kadar ben de takip ediyorum. Zira ben gazetecilik bölümünde okuyorum, bu sektörde çalışıyorum ve yazmayı çok sevdiğim içinde ayriyeten senaristlik yapıyorum. Ülke gündemini nelerin oluşturduğunu ya da oluşturulmak istendiğini, haber bültenlerinde yayınlanan görüntülerin ve konuşmaların arkasında aslında nelerin gizli olduğunu çok çok çok iyi biliyorum. Hem görüyorum, hem okuyorum. Bununla ilgili bir sürü teori kitapları var ve bence okumakta da fayda var. Kendisinin de tabiriyle incir kabuğunu doldurmayan birçok konu ile vatandaşın bilgi edinme hakkı çalınıyor. Bu ülke başbakan Tayyip Erdoğan’ın Davos çıkışının ardından Filistin’de yeni doğan çocuklara “Emine” ve “Tayyip” isimlerinin konmasındaki artışı haber yapan gazetecilerle dolu. Ne yazık değil mi? O isimler zaten değerli, onların anlamları zaten belli. İncir kabuğunu doldurmayan olaylarla ülke gündemi meşgul edildi. Toplumun ahlaki değerlerine zarar verdiğini düşündüğünüz hiçbir konu incir kabuğunu doldurmayan gibi bir tabirle yorumlanamaz. Sizin için değersiz bir konu olan Aşk-ı Memnu neden toplum ahlakını bozsun ki?

Maalesef bu memlekette, “Çocuk benim değil mi, vururum size ne?” diyen insanlar var. Ortam yapmak için internette tanıştıkları çocukların yanlarına kaçan çocuklar var. Hani kime, niçin acıdığımı soruyordunuz ya, işte bunlara ve bunun gibilere. Örnek çok veririm ama demogoloji yapıyorum değil mi Ahmet Bey?

Aşk-ı Memnu’nun kelime anlamını çok iyi biliyorum ve Halit Ziya Uşaklıgil eserlerini okumaktan keyif aldığım yazarlardandır. Aile içindeki yakın akrabaların ilişkileri tabii ki normal karşılanmaz, dediğiniz gibi dinen ve tıbben uygun değildir. Ama Behlül’le Bihter yakın akraba değil. Burada yazdığım bu cümleyi çok farklı anlamlar yükleyip başka yerlere taşıyacak zihniyetlerin olduğunu biliyorum. Burada anlatmak istediğim onlar ne kardeşler, ne kuzenler, ne hala çocukları veya teyze. Öz olmayan amcasının eşi. Bu demek değil ki yaptıkları mubahtır, doğrudur. Tabi ki değil, bunu kastetmiyorum. Sadece Ahmet Bey’in tıbben uygun olmadığı şeyin uygunluğundan bahsediyorum. Nihal ve Behlül’ün arasındaki uzak akrabalık gibi. Onlarda uzak akraba ama “kuzen” diye birbirlerini kabul ediyorlar. Ki bu genelde yaygındır. Amcaoğluna ağabey demek gibi.

<ı>“Siz bu sahneden pek hoşnut olduğunuza göre, sanırım kendinizi farkında olmadan Behlül’le özdeşleştiriyorsunuz. Peki Adnan beyin yerinde olmak ister misiniz?” böyle bir soru yöneltmiş kendisi. Bunu sorarken gerçekten ciddi mi bilmiyorum ama ben kendisine ciddi cevap vereceğim. Bu sahneden hoşnut kaldığımı söyleyerek bir kere hakaret etmiş oluyorsunuz. Beni tanımıyorsunuz ve benim hakkımda o sahne hakkında ne düşündüğümü, hissettiğimi söylüyorsunuz. Yazdığınız yazıdan öyle anlaşılıyor diyebilirsiniz. O da sizin yaptığınız kabalığı örtmek için bulunmuş bir kılıftır. Senaryo yazdığımı söylemiştim. Senaryo yazanların kafası dizi veya bir film izlerken başka şekilde işler, tıpkı karşımızdaki insanı bir film karesinde görür gibi. Bizler normal vatandaş gibi televizyonun karşısına geçip kendi hayatından kesitler bulan insanlar değiliz, en azından kendi adıma konuşacak olursam. Kamera açılarından tutun da, ışığın nereden geldiğine, oyuncuların mimiklerini, bir sahneden diğer bir sahneye geçişlere, diyafram ayarlarına, oyuncuların o anki durum karşısındaki duruşuna, ses tonuna, bakışlarına vb. odaklanan insanlarız. Tabi ki baştan sona böyle değil ama tam odaklanmışken, “Kamera açısını gördün mü? Helal olsun be.”, “İki ışık kullanmış”, “ Diğer sahneye geçiş harikaydı”, “Rolünü çok iyi yapıyor.” diyebiliyoruz. Diyeceksiniz ki sade vatandaş böyle düşünmüyor. Evet, onlar kendilerini karakterlerin yerlerine koyuyor ve izlediklerinin dizi olduğunu unutabiliyorlar. Onlar bizim baktığımız gözle bakamazlar. Eğer bilinçli olarak, yani izlediğinin sadece bir dizi olduğunu bilerek izlese kendini ne Adnan Bey’in yerine koyar, ne Behlül’ün, ne Bihter’in… Bu yüzden ben kendimi bir yere koyamıyorum, kusura bakmayın.

Sevişme sahnesinin uzunluğunda ise, <ı>“Aslında biz daha uzun olmasını bekliyorduk. Heyecanımız biraz daha artsa, libidomuz yükselse ne iyi olurdu değil mi?”diyorsunuz. BİZ diye kastettiğiniz kim bilmiyorum ama ben sizin “biz” diye tabir ettiğiniz kesimden değilim. “Daha uzun olsun, daha uzun olsun” diyenlerin hangi organıyla hangi organının yer değiştirdiğini söylerdim, tabii eğer yüz yüze konuşuyor olsaydık. Bu sapıklıktır. Zaten böyle sahnelerin çok olmasını isteyenler emin olun dizi değil başka şeyler seyrediyordur. <ı>

<ı>“Utanma sıkılma duygularının harekete geçirilmesi…” konusunda yaptığınız yorumlar ise<ı> açıkçası çok şaşırttı. Hele şu cümleniz, <ı>“Eğer birazcık saygı varsa, bu durumda gençler ya odadan çıkmayı, ya seyretmiyormuş gibi yapmayı tercih ederler.” Anlaşılan “saygı” kelimesinden ne anladığımız hakikaten çok farklı. Neden odadan çıkalım? Ya da o kanal neden kapatılsın? Saygısız mıyız? Hakaret ediyorsunuz Ahmet Bey. Umarım bunun için de bir blog yazmazsınız. Bir mesajla da özür dileyebilirsiniz. Herhangi bir dizide eşini aldatan bireyin sahnelerini gördüklerinde, “helal olsun, işte erkek!”, “ ama ne yapsın kadıncağız, dayanamadı kocasının yaptıklarına” deyip üzerini örtmeyi biliyorlar. Ayrıca ben tanımadığım ve yakın olmadığım insanlara “birader” diye seslenmem. Demogolojiyi ben değil, çocuk deyip geçiştiren ebeveynler yapıyor. Cinsel bilgileri anne ve babalarından öğrenen gençler maalesef çok az. Keşke anne ve babalarından öğrenseler. Sizinde dediğiniz gibi <ı>“bilgiye ulaşmanın ve iletmenin böylesine kolay olduğu bir çağda…” gençler cinsel bilgileri çok farklı mecralarda, kulaktan dolma ya da arkadaşının ağzından şişirilme hikâyelerle öğreniyor. Bu daha vahim değil mi? Kimse sizi o televizyonun karşısına zorla oturtmuyor ve kimse size Perşembe akşamları Kanal D’yi izleyeceksiniz diye de baskı yapmıyor. Siz ben bunu izleyeceğim ve çocuğumda bunu izlemek zorunda diyorsanız dizinin bir kabahati yok.

Teşvik eden bazı unsurların olduğunu yazmışsınız. Ben insanların ahlaki değerlerinden vazgeçmelerini istediğimi söylemiyorum. Şöyle bir gerçek de var ki bazı “ahlaki değerler” adı altında yapılan birçok şeyi mubah gibi gösteren zihniyetler var. Ki bu değerler yeri geliyor inancın bile önüne geçebiliyor. Bu ülkede ahlaki değerler, namus diyerek birçok genç öldürüldü, öldürülüyor da. Konunun dışına çıktığımı söyleyebilirsiniz ama hayır çıkmıyorum. Ahlaki değerlerden bahsediyorum. Yine tekrarlıyorum ben size ahlaki değerlerinizden vazgeçin demiyorum, keza dizilerde öyle. Yoksa siz köprüden atla deseler atlayanlardan mısınız? Dizilerde ne yapılıyorsa hadi biz de yapalım! Böyle bir şey yok. Allah akıl vermiş kulanın diye. He siz o sahneden evet ben de yasak aşk yaşamalıyım diye bir anlam çıkarıyorsanız ya da çıkarıyorlarsa orasını bilemem. Ama oradan işte yasak aşk yaşarsan böyle olur, yapılmaması gerekeni gösteriyor diyen de var.

Aşk-ı Memnu’nun neredeyse bir asır yıl önce yazıldığını siz söylüyorsunuz, yani kabul ediyorsunuz. Biz 2009’dayız. Senaristlerin en zorlandıkları konulardan biri edebi bir eserin uyarlanmasıdır. Çok iyi tahlil edilmesi gerekir. Eser haliyle yazıldığı dönemi anlatır ve eserde yazılan her şeyi diziye aktaramazsınız. Romanda her şey ayrıntılarıyla verilir. Betimlemeler vardır ve o ayrıntıların, betimlemelerin hepsini veremezsin dizide. Hatta dönemin padişahını düşünürsek yazarımızın kendi kendini sansürlediği bölümler de olmuş olabilir. Eğer bu günümüze “UYARLAMA” olmasaydı ve dönem dizisi olsaydı ( bence çekilen her dizi veya film dönem filmidir) esere bağlı kalınırdı. Konuşmaları, elbiseleri, fikirleri, mekânları, yemeğe gittikleri yerler vb. o dönemi yansıtan unsurlar dikkate alınırdı. Ancak bu bir uyarlama ve yapımcı şirketin dönem filmi istemediğini ve senaristlerin de uyarlama yapacaklarını söyledikleri anda bu proje kabul edilir. Takip edenler belki işin bu tarafını bilir. Ama bu bir uyarlama değil de dediğim gibi dönem dizisi olsaydı mekânlar, konuşmalar haliyle değişecekti. Kahve içmeye Sarıyer’de çok lüks bir mekâna değil de Kahveci Mehmet Efendi’nin kahvehanesine giderlerdi. Boğazı yatla değil sandalla geçerlerdi. Ya da birtakım yan karakterler eklenmezdi. Fakat uyarlama ve 2009’dayız. Holding sahibi, yalıda yaşayan bir iş adamını boğazı sandalla geçir bak seninle nasıl dalga geçerler. Yaprak Dökümü de uyarlamadır. Ali Rıza Efendi’nin kitapta kızlarına olan tavırlarına bakın bir de dizide olanlara. Karakter eklemek zorundayız; Oğuz, Elif gibi.

Yukarıda da belirttim. Kimse sizi zorla televizyon karşısına oturtmuyor ve kimse size Perşembe akşamları Kanal D’yi izleyeceksin diye de baskı yapmıyor. Kumanda elinde, başka kanal izle. Müzik mi dinlemek istiyorsun, kitap mı okumak istiyorsun, dışarı çıkıp gezmek mi istiyorsun, istediğini yapmakda özgürsün. Toplumsal değerlere karşı o kadar program var ki vatandaşlarımız onların ahlaki değerlere ters düşmediğine kanaat getirmişler ki RTÜK’e şikâyet etmemişler.

Bir dönem sinemalarda bugün tahammül edilemeyen görüntülerin alasının olduğunu yazacağım. Hele isimleri daha da ilginç. Ama bunu başka bir yazımda sunacaktım ve başka bir yazı yazacaktım bugün. Fakat bunu yazmak zorunda kaldım.

******

Ne olursa olsun bu dizide yer alan oyuncuların hepsi rolünün hakkını veriyor. Yan karakterlerden, baş karakterlere kadar çok yetenekliler.

******

Üzerinizdekileri değil, kafanızın içindekileri değiştirin.

 
Toplam blog
: 22
: 551
Kayıt tarihi
: 01.07.09
 
 

Gazeteci - Editör ..