- Kategori
- Kültürler
Üzüldüğünüzde, kederlenip çaresizliğe düştüğünüzde türkülerimizi dinleyin...
Bir öğrencimin elinde "Halk Ozanları" kitabını görünce, dayanamayıp istedim ve "Bu kitabın bende iki gün kalabilir mi" diye sordum. "Kalabilir, öğretmenim" dedi, öğrencim de... Her birine canım kurban olsun; onlar biz öğretmenleri hep sayar ve çok severler de, bizler onlara ne kadar layıkız bilmem!.. Bu çocukların varlığı ne güzel!..
Yazının başlığı da o anda aklıma geldi. Kendim hep öyle yaparım: Azıcık da olsa üzülsem, kederlensem, kendimi çaresizlik dönme dolabında hissetsem hemen açarım radyoyu... TRT dinlerim, vazgeçilmezimdir TRT; ta çocukluğumun yadigarıdır. "Yurttan Sesler" vardı, şimdi yok ama... Yurdu saran, umut veren, seven; sevdiren ne güzel sesti... 101.25 dinlemekteyim şu an için... Sanat Müziği var, türkü yok şimdilik; ama birazdan türküler başlayacak ve saatlerce sürecek... Bazen o kadar çok dinliyorum ki, uykuya dalışım sabaha karşı oluyor ve nasıl uyuyorum onu da anlayamıyorum...
"Beni ağlatma ki, sen de gülesin / Hem murada hem maksuda eresin"
Ağlatan olmamak lazım, ağlatanın güldüğü hiç görülmemiştir.
"Gönül kuşu kalktı uçtu havaya
İn gönül dedim de indiremedim
Aşıp aşıp gider karlı dağlara
Dön gönül dedim de döndüremedim" (Karacaoğlan)
Türkülerimizin her kelimesi yurdumuzun birer kır çiçeği gibi, türküler de toplanmış bu kır çiçeklerinin birer demeti...
"Bir mektup yazdırdım Urfalı kızına / Zalımın kızı bakmaz yüzüme / Anam duyar ise vurur dizine / Oy nenni nenni esmerim nenni, sevkarım nenni...
Bir mektup yazdım dört yanı kara / Künyemiz verildi karakollara / Anam duyar ise düşer yollara / Oy nenni, oy nenni, sevkarım nenni, severim seni..."
Türkülerimiz yaşama sevincimizdir, kaderimizdir; kaderlerimizin sözle ifadesidir. Türkülerimizde yurt insanının tümü vardır; zalim de vardır, merhamet edip koruyan da... Yoksulu da vardır, varlıklı olanı da... Güçlü olan da var, mazlum olan da... Hepsinden alınacak nice nice dersler vardır.
"Vurma zalım vurma nar tanesiyem / Anamın babamın bir tanesiyem..."
Başka bir türkümüzden iki mısra: "Aman aman olmuyor / Eş eşini bulmuyor"
Acı veren türkülerimize ağıt diyoruz. Acıların en acıklı halde dile getirildiği türkülerimizdir. Bir örnek:
"Yeni Cami avlusunda ezan sesi var / Ezan değil, sevdiğimin yası var"
Gurbet türkülerimiz de hüzünlüdür. Şimdilerde Türk Milleti'nin çalışkan evlatları yurt dışına çıkma yarışı içindeler; kimi okuyor, kimi de çalışıyor; hem okuyan hem de çalışanlar da var. Her biri birer rızık fatihi...
"Mektup benden selam söyle sılaya
Söyle benim için eller ağlasın
Gözü yaşlı düştüm gurbet ellere
Uzaktır aramızda yollar ağlasın."
Aşık Ömer ne demiş bakalım, bir dörtlük de ondan yazalım:
"Elem çekip deli gönül gam yeme / Birgün ağlamanın gülmesi vardır / Düşmana intikam kalır mı deme / Herkes ettiğini bulması vardır"
Emrah ne diyor bir de ona kulak verelim. Biliyorsunuz iki Emrah'ımız var: Biri Erzurumlu Emrah ki, Mahi'sine ağlamıştır. Biri de Ercişli Emrah'tır, bu Emrah'ımız da Selvinaz'ı için düşmüştür yollara, çok şükür ki ermiştir murada...
Erzurumlu Emrah'tan bir dörtlük:
"Ne feryad edersin divane bülbül
Senin bu feryadın gülşene kalsın
Bu dünyada eremezsen murada
Huzur-ı mahşere divane kalsın"
Yarın 10 Kasım, Aşık Veysel'imizin Atatürk'ümüz için yazdığı destandan bir dörtlükle noktalayalım yazımızı:
"Türklerin ihyası hazreti Gazi
Kurtardı vatanı düşmanımızdan
Canını bu yola eyledi feda
Biz dahi göçelim öz canımızdan"
Noktayı nakşeyledik nakşeylemesine de türkü dostu, halk kültürümüzün yadigarlarından Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun "Türküler Dolusu" şiirinden de bir demetlik kır çiçeği koyalım gönül dünyamıza:
"...
Şairim,
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,
Ayak seslerinden tanırım.
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım.
Şairim,
Şiirin gerçeğini köy türkülerinde bulmuşum.
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim,
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm."
Sanat Müziği'ni de ihmal etmeyin, dinleyin bolca. Sevene hemhal olmak, hürmet etmek gerek ve hele de insan; insana kol kanat geren insan olmalıdır. Öbür türlü olunmaz insan, başka varlık olunur ki, tarifine bile hacet yoktur. Sanat müziğinde sevginin, sözle ve sesle gönül pınarlarından süzülüşü, güneşin ağacı çiçeğe bezemesi gibidir. Bir iki örnek olsun, hadi içinde içen de olsun!..
Avni Anıl'ın hicazkarlarından olsa gerek, yanlışsam düzeltiriz...
"Bir hevesti gelir geçer sanmıştım
Meğer başımda esen kasırgaymış"
Şimdilerde böylesini yazan, besteleyen, ve de yaşayan var mıdır?!..
"Bu akşam bütün meyhaneleri dolaştım İstanbul'da
Seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinde"
Kerem gibi aramak; Aslı gibi koşmak ve inşallah murada erenler gibi murada ermek nasip olsun sizlere... Özellikle gençlerimize... Kıymayın gençler, kıymayın yüreklerinize!.. Ruhlarınıza, bedenlerinize... Hele de er kişinin sevdası da erliği gibi olmalıdır; yani yalansız, yani dolansız, tam bir ikrar ile yaşanmalıdır sevgiler... Sevda, bir aile kurup, onu Allah'a sığınarak yaşatmaktır kıyamete dek... Yadigarsınız atalarınızdan; sizler de yadigarı olacaksınız evlatlarınıza...
Bu yurda, bu asil millete, geleceğe, en güzel ideallere...
Sevgilerimle...
Türkülerimizi yazmaya devam edeceğim...