- Kategori
- Öykü
Uzun Günler

Yokuş aşağı hızla giderken radyoda çalan şarkı “unchain my heart” dı. 1970 model, üstü açık yeşil arabası, trafik ışıklarını önemsemeden ilerliyordu. Uzun arabanın altı, yola çarparak kıvılcımlar çıkartıyordu. Geçmişi alev alev peşinden geliyordu sanki adamın.
Şehrin rüzgarı gözyaşlarını silmişti fakat gözleri ağlamaktan kıpkırmızıydı. Ani bir hareketle sağa kırdı direksiyonu, her zaman geldiği ‘Uzun Günler’ isimli barın önünde durdu. Vites kolunun yanında duran viski şişesinden irice bir yudum aldı. Arkasında sürüklediği toz bulutu yanından sessizce geçti. Gecenin hangi vakti olduğunu bilmiyordu ama çok da önemli değildi. ‘Uzun Günler’ her zaman açıktı ve içeride saklanabileceğini biliyordu. Barın önüne dizilmiş bir sürü motosiklet ve kaldırıma düzensizce park etmiş arabalar vardı.
İçeri girdiğinde ihtiyar gitarist programına ara vermiş ağzında sigarasıyla bara doğru ağır ağır yürüyordu. 10 yılı aşkın süredir aynı barda tek başına gitar çalıyordu ihtiyar zenci. Kimse onu umursamıyordu, o da kimseyi. Kısa bir sessizlikten sonra hoparlörlerden bilindik bir blues yükseldi. Herkes birbirini tanıyordu ama herkes tek başına oturmayı tercih ediyordu. Orayı büyülü kılan da zaten buydu; herkes acıklı hikayesini getirir, onu parlatır sonra da koltuğunun altına alıp giderdi. Dar ama uzun bir bardı ‘Uzun Günler’ . İçeride yıllardır kıpırdamadan duran bir duman tabakası ve üzerinde yavaşça dönen kocaman bir pervane vardı. Sol taraf, tek parça halinde uzun bir bardı. Arkasında 2 barmen ağır bir tempoda işlerini yapıyordu. Kimsenin acelesi yoktu, günler gerçekten uzundu orada. Sağ tarafta emektar bilardo masaları ve dart panoları vardı. Dart panolarının arkasındaki duvar, hedef tahtalarından daha fazla isabet almıştı. Hayatı ıskalayan bar müdavimleri hedef tahtasında da sınıfta kalmışlardı.
Adam bara yaklaşıp iki tane viski söyledi. Barmenin ağzındaki sigaradan irice bir kül tabakası yavaşça aşağı doğru süzüldü. Barmen kafasıyla adamı selamladıktan sonra içkilerini doldurdu. Adam ilk viskiyi bir dikişte içti, ikincisini alıp bara parasını bıraktıktan sonra masalardan birine geçti. Arka planda daha hüzünlü bir şarkı çalmaya başlamıştı.
Derin bir nefes çekmek beni filmin atmosferinden uzaklaştırmaya yetmedi. Elimde cep telefonu umutsuzca onun aramasını bekliyordum. Benim gözyaşlarımı silecek bir rüzgar yoktu bu şehirde. Pervane ve dumanın aşkı kadar imkansızdı bizim durumumuz, biliyordum. Bir bardağa onu koyuyordum diğerine kendimi. Bir dikişte içiyordum sonra kendimi, hiç düşünmeden. Her gün umutlarım kül olup süzülüyor, kimse görmüyordu....