Van Depremi yüreklerimizi yakmıştır / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '11

 
Kategori
Güncel
 

Van Depremi yüreklerimizi yakmıştır

Van Depremi yüreklerimizi yakmıştır
 

Van depreminde yıkılan çok katlı bir binanın önü (Sanal ortamdan alıntıdır)


Dün öğleden önce Van çevresinde meydana gelen deprem hepimizi üzdü.

(25) saniyelik  (7.2) şiddetindeki deprem yörede özellikle Erciş, Van kent merkezleri ile yirmi beş köyü vurmuş.

Bulundukları yerden dışarıya kaçan yurttaşlarımız geride kalanlar için göz yaşı döküyor.

Göçük altında kalan yakınları için çırpınan Vanlılar birbirlerine yardım etmek için çırpınıyor.

Caddeler, sokaklar ve yollar boyunca can pazarı yaşanmış.

Yıkıntılar içindeki köylülerimizin gözleri yaşlı.

Van Depremi’nin dökümü

Şu ana kadar yaklaşık 290 ölü, 1.300 yaralı var.

Erciş ile Van’da içine girilemeyen evlerde kaç kişi olduğu tam olarak bilinemiyor.

Ağır hasarlı konut sayısı ise yaklaşık 2.300.

24 Kasım 1976 günü Çaldıran, Erciş, Muradiye ve Özalp’ta 12:30 sularında yaşanan 7.5 şiddetindeki deprem ile dün yaşananlar karşılaştırıldığında, üzülerek de olsa  ‘buna da şükür’  demek geliyor içimizden. O günkü depremde yaklaşık 3.840 kişi hayatını kaybetmiş, 9232 bina da hasar görmüş.

Deprem değil bina öldürür

Pek çok deprem felaketinde söylendiği gibi bir kez daha anlaşıldı ki ‘deprem değil bina öldürüyor’ insanımızı.

Çünkü binalar her ne hikmet ise sağlam yapılamıyor.

Çünkü ne gerektiği gibi mimarlık ne de mühendislik kuralları gereçeli çoğunda.

Zemin incelemesi yanında yeterli Yapı Denetimi ile Belediye Denetimi de yapılamayınca başımıza gelen her deprem felaketinde ölü sayısı arttıkça artıyor.

Yakında bu konuda pek çok şikayetin ortaya çıkacağını belki TBMM içerisinde bir Soruşturma Komisyonu kurulacağını bile göreceğiz. Çünkü özellikle depremler yüzünden başımıza gelen bunca can kaybına ve yıkımlara rağmen kimi kişilerin ya da kurumların kusurlarından dolayı sorgulanmaları gerekmektedir.

Deprem seferberliği göğsümüzü kabarttı

Yerel yetkililerin peşinden Hükümet yetkililerinin büyük çabaları ile yöreye her türlü yardım akmaya başladı dün akşamdan bu yana.

Deprem konusunda örgütlenmiş olan sivil yardım kuruluşlarının da özverili çalışmaları ile göçük altından çıkartılanların sayısı da sanırım kırk kişiyi bulmuştur.

Çadır dağıtımına başlamadan önce bazı kişilerin acelesinden dolayı küçük çaplı bir kargaşa yaşanmış olsa da herkes yetkililerin istediği biçimde yerleştirilmiş bulunuyor. Bu konudaki çabalarından dolayı emeği geçenleri kutlamamak mümkün değil.

Deprem dayanışmamız yurttaşlık bağlarımızı güçlendirdi

Başta TRT olmak üzere özel kanallar ile özel haber ajanslarının anında verdikleri bilgiler ve görüntüler depremin kişiler üzerindeki etkilerini çok yakınlarındaymışcasına hissetmemizi sağladı. Muhabirlerin çabalarını ve yöre insanının olgunluğunu bir kez daha gördük.

Kimi yurttaşlarımızın gördükleri karşısında ne kadar duygulandıklarını, belki çoğunun ağladığını kestirmek bile mümkün. Karşılılı sevgi saygı duymak yanında yörede akrabaları bulunanların bize özgü bu gibi duygulanmalar içinde bulunmaması düşünülemez.

Çünkü biliyoruz ki yöredeki yurttaşlarımız ile akrabalık bağlarımız yanında aynı toprakların çocukları olmak bakımından da birbirimize bağlılıklarımız güçlüdür. 

Kaldı ki İslam Dininin bireyleri olarak din kardeşliği ile de pekişmiş olan bu bağlılıklarımız her türlü durumda ortak sevinç ve ortak üzüntü içinde olmamızı gerektirir. Bu bakımdan Van Depremi için Devlet imkanları yanında başlamış bulunan yardımlaşma ve dayanışma hepimizin gururunu okşamaktadır.

Bilindiği gibi insan toplulukları çağlar boyunca sürekli olarak yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olmuşlardır. Bir arada yaşayan ya da komşu topluluklar bu tür ilişkileri  yazılı olarak değil daha çok içlerinden geldiği gibi, gerekli gördüklerinden dolayı yerine getirirler. Bizde de atalarımız: Bugün bana yarın sana ya da gülme komşuna gelir başına, demişlerdir. İnsanoğlu için bir yakınının ölümü ile savaşlarda ve terör olaylarında meydana geken kıyımlar kadar doğal afetler de en onun gönlünde en büyük yıkımlara (travmalara) yol açar. Bu yüzden bu gibi ölüm içerikli her türlü olayda insanların yardımlaşma içinde bulunmaları da bir insanlık görevidir her şeyden önce.

Din Kardeşliği de yardımlaşma ve dayanışmayı gerektirir

Biliyoruz ki yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olmak, diplomatik gereklilikler dışında milli ve dini bir gerekliliktir. Gerçekte çağımızda artık bazı sorunları bir yana bırakarak bu tür felaketlerde yardımlaşma içinde bulunmak yükselen insan değerleri arasına girmiş bulunmaktadır. Türkiye bu konudaki tavrını Endonezya'daki Aceh depremi ve Somali'deki açlık konusunda da göstermekten geri kalmamıştır. 

Çünkü kültürümüzde:

İyilik eden iyilik bulur.

Komşu komşunun külüne muhtaçtır.

Bir elin nesi var iki elin sesi var.

Dost dostun eyerlenmiş atıdır, atasözleri de yardımlaşma konusunda kişiliklerimizi yönlendirmektedir.

Ayrıca mensubu olmaktan onur duyduğumuz İslam Uygarlığı'nın en büyük birlik ve beraberlik kurallarından biri de Din Kardeşliği'dir. Kur'anı Kerim'in Hucurat Sûresi’nin 10. Ayetinde bütün müslümanları birbirlerine bağlanmayı da içeren:‘Mü’minler ancak kardeştirler.’ buyurulmaktadır. Bazı açmazlarımıza rağmen yaklaşık 1500 yıldan bu yana bu gerçeği yaşadık. Bu kapsamda Kur’an’da  ayrıca: “Hani siz birbirinize düşman iken kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun lûtfu sayesinde kardeşler oldunuz” (Âl-i İmran, 3/104) denilmektedir.

Öte yandan insanoğlunun ‘çiğ süt emmiş’ olmasından dolayı bazı olumsuz tavırlar sergileyebileceği düşünüldüğü için olsa gerek Peygamber Efendimiz (s.a.v):
"Müslüman kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama. Allah onu rahmetiyle o felâketten kurtarır da seni musîbetle imtihân eder."  buyurmuştur.

Depremlerin çok az zarar vermesini sağlamak TBMM’nin sorunudur

Bugün toplum hafızamıza ve dolayısıyla kişiliklerimize yerleşmiş olan bu gibi özelliklerimizden dolayı, diğer  felaket günlerimizde de olduğu gibi Van Depremi için de aynı duygular ile doluyuz.

Bu çerçevede yazılacak olan pek çok karşılıklı konuşma var ise de en önemlisi sanırım ‘deprem değil, bina öldürür’ tespiti çerçevesinde ülkemizde yapılması gereken daha çok iş vardır, demektir. Bu konuda bana göre bir binanın yapımı için imza yetkisi olan kişilerin müteselsil sorumlulukları için çok yüksek cezaaltrın, hatta ‘idam cezasının bile’ ön görülmesi gerekmektedir.

Gözlemlerime ve okumalarıma göre yürürlükteki mevzuatın karmaşıklığı ve pahalılığı ilgilileri kalitesiz iş yapmaya, rüşvet almaya ve rüşvet vermeye itmektedir. Bu çerçevede her depremde pek çok köy ile birlikte bir ilçemizin yarıya yakınının yok olmaması ve kenrlerimizde yer yer kimi binaların çökmemesi için bu yasama döneminde TBMM’ne çok büyük görevler düşmektedir. Çünkü hiç bir insanın hayatı kendinden menkul hiç bir bürokratik işlemin savsaklanmasına ve çok az cezalar ile geçiştirilmesine feda edilemez. Yasaların özünde var olan güçlülerin korunması ya da sermaye sınıfının tepkilerini de göz önünde bulundurmak eğilimleri insan hayatı bakımından olduğu kadar ‘eşitlikçi hukuk’ açısından da saçmalıkların ta kendisidir bence.

Bu depremde aramızdan ayrılanlara rahmet geride kalanlarına sabır ve yaralı yurttaşlarımıza da acil şifalar dileriz. Umarız depremin maddi yaraları da yürürlükteki yasalar çerçevesinde bir an önce çözülecektir.

 
Toplam blog
: 570
: 1034
Kayıt tarihi
: 14.09.08
 
 

1974'te H.Ü. Sosyoloji ve İdare Bölümü'nü yüksek lisans tezi ile bitirdim. 1976 yılında yapımcı y..