​ Var Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı / Teknoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Kağıt Gemilerin Kaptanı

http://blog.milliyet.com.tr/hayrettinturan

11 Ekim '09

 
Kategori
Teknoloji
 

Var Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı

Var Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı
 

...biz tercihimizi çok önce ondan yana kullandık..söz onda !!


Teknoloji tembelliktir, tembellik ise uygarlığın sonudur.. Düşünün bir; akşamları bilgisayar veya televizyon olmasaydı, elektrik olmasaydı, bütün geceyi eş dost muhabbeti ve yazıp çizmekle geçirecektik.. Elimize bir bıçak alıp ağaç oyacak, heykelcikler yapacak, örgü örecek, resim çizecek yani her şekilde üretecektik.. Çocuğumuza daha çok zaman ayıracak, eşimizin iç dünyasını çözmeye ve anlamaya çabalayacaktık. Gece boyunca aptal reklamların oyuncağı olmuş ve uyuşturulmuş beyinlerimizle, yarın nereden hangi gereksiz ürünü alacağımızı tartışmayacaktık. Eşimiz diğer odada, biz öbür odada, çocuklar kim bilir hangi halde, bilgisayar başında sahte mutluluklarla avunmayacaktık..

Aydınlık, karanlığı umut eder ve ona koşarsa, karanlıkta aydınlığa yürüyecektir..Çünkü bu bir döngüdür. İnsanoğlu bu kafayla giderse, yani alternatif enerji kaynaklarını yaygınlaştıramazsa, zaten pek yakında mevcut enerji kaynaklarını tüketecek, kuraklık sonucu akarsular kuruyacak veya debisi düşecek ve bunun sonucunda da; barajlar elektrik üretemeyeceğinden tekrar karanlığa döneceğiz. İşte ben o zamanı umut ediyorum ki, insanoğunun kendini yeniden keşfetmeye başlayacağı ve yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarına doğru ve bu kez akıllanmış, dersini almış olarak, son derece yapıcı, kar etme mantığından (en azından daha) uzak bir yolculuğa koyulacaktır..

Yok Ermenistan Türkiye sınırı açılmasın, yok Yunanistana gereken ders verilsin, yok Kürk Açılımı, yok militarizm, hepsi bir gün hak ettiği yeri bulacaktır. Sanki insan gibi mükemmel bir varlığın yaşamda ki var oluş amacı bu saçmalıklarmış gibi... Oysa insanlığın gereken dersi aldığı gün Dünyayı tek bir ülke ele geçirecek, tüm savaşlar bitecek, tüm sınırlar kalkacak ve ülke kavramı kalmadığından dünyanın ismi sadece Dünya, insan ise sadece Dünyalı olarak anılacaktır. Ne petrolü sadece Araplar ve ABD paylaşacak, ne zengin toprakları Güney Afrikanın, emperyalistlerce pay edilecek, ne sokakta yaşayan kalacak, ne de yokluğa bağlı sebeplerden günde 30 bin çocuk ölecektir. O zamanki dünyanın tüm verimli toprakları herkesin olacak, verimsiz topraklarda da uzay araştırma üsleri ve ağır sanayi için kullanılacaktır.

Evet ben diyorum ki; milliyetçilik dediğimiz kavram, ancak sınırlar ve farklı ülkeler var oldukça gereklidir. Tek dünya tek millet, hayır millet de değil tek ulus olmaktır hayali insanın. Bu ise ancak teknoloji karşıtlığı ile mümkündür..Doğaya inanmak ve ona saygı duymakla mümkündür. Çünkü insanın sonu öyle ya da böyle yine doğanın bir bütünü olmaktır..

Ölümün insana anlattığı tek gerçek budur..

Günümüz insanı, teknolojik alandaki zaferleri ile her gün yeni bir duvarı yıkarken, daha fazlasını insanlığın etrafınca çepeçevre örmektedir. Bir gün ya yıktığının ya ördüğünün yada her ikisinin de enkazı altında kalacaktır.Şimdi şarkılar, şiirler iğreti sığınaklardır. İnsanlar her gün kurulu bir saat gibi mekanik yaşamaya alıştırılmışlardır. Aynı saatte uyanıp, aynı saatte işte olur v e aynı saatte işten çıkıp, aynı saatte sevişirler.Keşfedecek hiçbir şey yoktur onlar için, tüketmenin dışında hiçbir şey. Zaten keşif denen şeyi birileri onlar adına yapıyor ve satıyordur. İşte bu dejenerasyonun içinde boğulan bir kısmı için yalnızlığın tek ilacı teknoloji olmuştur. Oysa zaten her kötülüğün anası, sarıldığı o yılandır.

Şahsen ben, tüketim toplumunun sonucu olan mutsuz bireyin bir örneğini oluşturarak, silik bir hayatın içinde yaşamaktansa, kendi seçtiğim bir yaşamın içinde tüm görkemimle yok oluşu tercih ederim. Bu ancak, görkemli yok oluşunun tarifsiz hazzını taşıyan o büyük şiirini arayan şairin yolculuğu olabilir

Şimdi Afrikalı yaban bir yerliyi düşünün, O hala sadece doymak için avlanıyor. Gereksiz teknolojik ürünler için, bütün gün fabrikalarda sömürülmüyor. İnsanın temelde ihtiyaç duyduğu tek şey barınmak ve doymaksa, geriye kalan her şey, hırslarımız sebebiyle teslim olduğumuz ayrı ayrı kentlerdeki ayrılıklarımızı kapatmak için ihtiyaç duyurulduklarımızdır (Araba, telefon, msn gibi). Ve hayatımız, bu ihtiyaç duyduklarımızı elde etmek çabamızla geçiyor..Yeni bir ev tutuyoruz, onun kirasını ödüyoruz. Büyük çoğunluğumuzun kendi tercihinden ziyade, sadece iş ve çalışmak için bulunduğumuz yerdeki o ev, çalışarak elde ettiğimiz kazancın çoğunu alıyor. O evden sebep gelen faturalar, ayrıldığımız için hasretle sarıldığımız telefonların faturaları, kavuşmaları sağlayan arabalar ve onların parçaları. Sonra eskiyen mobilyalar, onların taksitleri. Mutfağa kalan para onda bir. Belki sonra yeni bir araba taksidi, sonra bir ev taksidi, eskiyen mobilyaları yenileme taksidi, arabayı yenileme, evi tadilat taksitleri. Bu bir kısırdöngü değil de nedir? Ne yapalım hayat böyle mi diyorsunuz..Hayır hayat böyle değil, bize dayatılan hayat böyle..Bizler paraya ihtiyaç duymazsak, çalışmayız, gönüllü köleler olmayız da ondan böyle. Pardon ama eşekler misali beş kuruşluk arpayla, yüz kuruşluk çalıştırılmayız..Sonra bir gün emekli olmayı başarabilirsek, geriye dönüp baktığımızda sadece sıvaları dökülmüş bir ev, dingili kırık bir araba, birkaç da çürük sandalye kalıyor. Oysa koskaca bir ömrü tüketmiş oluyoruz .ve bir daha asla elimize geçmeyecek bir hayatı. İşte bu yüzden, cennetin hayaline ihtiyacımız var. Bu dünyayı kurtlara yağmalatıp, belki başka bir dünyada güzellikler bizim olur avuntusu. O yüzden beyaz adam, uzak dur Afrikalı zenci adamdan.. Kitaplarını kendin oku, kültür dediğin şey, kitapla, nasihatla değil, yaşayarak elde edilir. Kitaplar mutsuzluk içindir. Yalnızlıklar içindir. Sorgulaya sorgulaya hiçbir şey yapamamanın gerçeği ile yüzleşip çıldırmak içindir. Atom bombalarını icat etmek, savaş arabalarını barışa sürmek içindir. Sen cehenneme ben cennete ayrımı içindir. En mutlu insanlara bak, vahşi hayata yani doğaya yakın duranlardır. Çünkü insanın ruhu, doğa da başı boş ve özgür dolanmayı sever, ancak o zaman benliği ile barış halinde olabilir ki sadece bunun adı kalıcı ve sonsuz mutluluktur.

Maya takvimi 2012 Yılına kadar tasarlandığı için, 2012 de veya 2013 başlarında dünyaya çarpacak bir gezegen ile kıyametin yakın olduğunu anlatan bir film yapıldı, adı da 2012. Bu film, 15 Kasımda tüm dünya ile aynı anda ülkemizde de gösterime girecek. Bu filmdeki senaryo bir yana, 2012 yılında olmasa bile bir gün, Dünyayı makinelerin ele geçireceğine inan görüş haklı çıksa bile, klasik enerji kaynakları 50 yıl içinde tükeneceği var sayılırsa, geriye rüzgar ve güneş enerjisi tek alternatif kalacaktır. Bu süreçte çıkacak dünya savaşının toz bulutu güneşi kapayacağından makinalarda susacak ve geriye kalan bir avuç insan da başını göğe ya da toprağa dikecek yani binlerce yıl önce ilk başladığı yere dönecektir... İşte o teknolojinin yok olduğu gün, dersini almış insanlığın en büyük zaferi, kurtuluş günü olacaktır..

Varsın ütopya olsun tüm bunlar ey büyük insan, sen hayallerinden vazgeçme, kurtuluşa yani kendine inan.

 
Toplam blog
: 98
: 638
Kayıt tarihi
: 21.08.07
 
 

Zonguldak'ın Ereğli İlçesinde, 1971 Yılının soğuk bir Şubat Gecesi doğdu. İlk ve orta öğrenimini ..