Ve Güneş Ağladı / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Saide Belgin Erdağı

http://blog.milliyet.com.tr/monti

15 Eylül '17

 
Kategori
Deneme
 

Ve Güneş Ağladı

Cadde Issız. Yağmur çiseliyor. Arabanın camlarına düşen damlalar bulutların gözlerindeki,  buğulu acılar ve sevinçler. Direksiyondaki adam, radyodaki melodiyi mırıldanırken belli belirsiz, mutlu görünüyor ilk bakışta. Oysa melodiye sığınıyor sadece. Sol yanı, karanlığa karışan durgun deniz. Denizden yansıyan ay ışığı günün ılık seslerini tutmuş içinde, bırakıyor denize tüm sesleri sere serpe. Geceye sinerek kaybolan martının kanatlarında ay ışığını izlerken,  uzun ve dar sokakların birinde gözden yitiyor genç adam. Tüm görüntüler, sesler, özenle tükettiği zamana yayılan bir yankı, her oluşum zamanın yankısı.

Denizin taze dalgalarında süzülen ebruli balıklar da mutlu görünüyor, yeşil ve kaygan yosunların arasından geçerken.  Güneşin denizi izleyen gözleri çakmak çakmak.  Günün değişimine tutunuyor insanlar. Kederinin tortuları, o akşam, her zamankinden erken, karanlık kilerine itiyor genç adamı. Kapısını kilitliyor, anahtarı sıkıca tutarak çantasina yerleştiriyor. Yola koyulmaya hazırlanırken eski bir not ilişiyor gözüne.

“Artik yollar girdi aramıza uzun yollar ve yalancı bir zaman. Çıkmaz zaman sokakları. Seni görmeden yitip gidecek günler. Gitgide belleğimde yok olacak gözlerindeki anlam ve yüzündeki  vakur ifade, gitgide silinecek hayalin. Anların içinde unutuverdiğimiz, küçük ayrıntılar gibi hep gözardı edilen. Yaşam beklediğimiz ilginçlikte bir maceramı, hala bilemiyorum.”

Umut vadeden yaşamın kendisidir daima. Rüzgarlar, aniden umulmadık  anlarda ters yöne savurur bizi. Onu ilk gördüğünde biribirine kenetli ellerini nereye sığdıracağını bilemiyor, titreyen parmaklarına dehşetle bakan gözleri, yakalanma korkusuyla hızla açılıp kapanıyordu.   Omuzları çökmüs, gözlerinde derin bir keder ve yanıtsız sorular gizliydi. Anlamsızlık içinde kaybolmuş ve belirsizleşmiş bu gözler, soru sorması ve konuşması yasaklanmış bir çocugun çaresizligini çağrıştırıyordu.

Uykuya dalmak üzere oldugumuz an yokoluşu çağrıştırır. Tatlı bir boşlukta sallandığımızın farkına varmaya kalmadan kapanır gözlerimiz gerçeğe. Görüntüler, nesneler, renklerini, biçimlerini, değiştirirken,  düşlere yakalanırız. Gün ışığı sızarken penceremizden, yeniden gerçeğe uyanırız.

Bazen her şey bitti sanırız. Acıdan başka her şey bitmiştir de. İçimizdeki sesler, renklerini yitirmiş, gri bir yanlızlığa bürünmüştür dört bir yanımız. Umut, uğur böceklerinin siyah beneklerinde kalakalmıştır. Bir dahaki bahara, yeniden doğuşun uzaklığı bizi yine de kendine çeker.

Zaman, silinir belleğimizden, derken tam tersine sarsar bizi gün be gün. Duyduğumuz sadece anlamsız gürültüsüdür zamanın, günlerce ve aylarca. Sona yaklaştığımız anlar. Sonu tüketebilir miyiz? Havalanırken kelebekler güneşin gölgesine, yaşam yeniden başlar, bir başka  şekle bürünerek yeni bir koza örer.

Genç adamın gözlerinde solgunlaşır gece. Karanlığın kumsalından ayrılırken terk edilmiş o sokakta bıraktığı ayak izleridir kalan geriye yorgun ve umutlu. Kavuşmaya karşın bir ayrılık sancısı. Uzun mesafeler katetmiş yüreği, sabahın aydınlık gülümsemesiyle çarpışır. Güz günlerinde soluklanır güneş. Işınlarını kabuğuna çeker ve ağlar sonsuzluğuna.  

Her şey kendini yineliyor. Ve güneş omzuna yaslandı günün, ağladı yine sessizce. Her doğuşunda sürdü bu böyle, mevsimlerce.

Yolun sonuna geldi genç adam, silecekler durdu, yağmur sustu . O kendi kendini yeniden kurarken, beyaz bir sis bulutu etrafa dağılıyor, sonsuzluğa ve belirsizliğe yol alıyordu. Kara bulutlar, yayılan kızıl kanatlarıyla gecenin karanlığını bölüyorlar. Ard arda çakan şimşeklerin ardından, toprak çatlamış elleriyle soluğunu tutuyor , sabrının son anlarını tüketiyor. Zordur gerçekle yüzleşmek ve onu kabullenmek. Düşlerin atlasını kaybetmek sonsuzlukta yitip gitmek gibidir, bir başına. Ne geçmişi ne de geleceği yakalama şansı olmadan yok oluşun belirsizliğinde, karanlıkta , bastığı yeri görmeksizin yol almak.

Genç adam bulduğu notu bir kez daha okuyup çekmeceye bıraktı. Gözlerinin önüne yapacağı yolculugun sıkıntılı anları gelip geçti. Siyah raylar boylu boyunca uzanmış. Günlük hayatımız gibi birbirinin aynı. Adresini bilmediğimiz yerlere sürükleyen raylar. Yolculardan vagona yayılan kasvetli armoni. Günlerin içinde hiç eskimeyen anlar. Tıpkı bulduğum not gibi yıllar dolu.Yıllar da raylar gibi yerli yerinde.

“Artık dönmeyeceğim bu kente. Denizin gümüş selvilerine bıraktım içimdeki savaşı. Günün birinde döndüğünde, beni bulacağını umarak, hissedeceksin nerede olduğumu. Göz kapaklarım denizi örter, geçtiğin kıyı boylarında, açtığımda gözlerimi gözlerimiz buluşur öylece, bir mavilikte. Gümüş selvilere uzandığında ellerin, gölgelerdir selviler ki kaybolur, tıpkı benim gibi.”

2014/Ankara

Saide B. ERDAĞI

 
Toplam blog
: 18
: 232
Kayıt tarihi
: 17.04.16
 
 

 “Söz uçar yazı kalır.” Bilgi, duygu ve düşünceler paylaşıldığında çoğalır, anlam kazanır. Zaman ..