- Kategori
- Eğitim
Veli oldum!

Önce evlenmek… Sonrasında bitmeyen sorular… Çocuk ne zaman? Ve çok beklenen çocuk olur… Büyür ve okula gider. ( 2. ne zaman soruları da durmaksızın gelir.)
07.07.2014 tarihinde hayata bakış açıma ciddi derecede fark katan bir varlığı; kızımı dünyaya getirdim. Malum kariyer ve gelecek kaygısıyla onu kendimden bile çok güvendiğim babaannesine 3,5 aylıkken emanet edip işime geri döndüm. İlk ayrıldığım gün kalbime giren sancıyı size ifade etmem imkansız. Okula nasıl geldim, onca gözyaşı nereye gitti, inanın ben de bilmiyorum. Ama bir şekilde bu sürece alışmam gerekti. Tek tesellim onu en az benim kadar seven babaannesine bırakışımdı. Şimdiyse Deren 28 aylık ve okula gidiyor!
Ben 1989 senesinden bu yana okula gidiyorum. Her Pazartesi ve her Cuma İstiklal Marşı söylüyorum. Bayrağıma selam duruyorum. Okul diyorum yani…. Kutsal ve güvenilesi bir ortam, lakin son 3 aydır okul kelimesi bende daha bir farklı oldu. Ben de çocuğumu bir okula emanet ettim… Ve en az öğretmenlik kadar zor bir rol olan veliliği de tatmaya başladım. O halde çiçeği burnunda bir veli olarak sizinle ilk izlenimlerimi paylaşayım.
OKULA GÜVENMEKLE İŞE BAŞLADIK…
Okula güvenmek kolay mı diye hemen aklınıza gelirdi. Artık benim de geliyor. Okula güven konusunda referansları lütfen dikkate alın. Ben okul seçiminde referans olarak aldığım kişilerin anne babalık olgunluklarını dahi gözden geçirdim. Anne babalık olgunluğu kişiden kişiye çok farklıdır. Birimiz çocuğumuzun öz bakımına aşırı hassasiyet gösterirken diğerimiz çok da önemsemeyebilir. Bu da saygı duyulması gereken bir nokta.
O malum gün geldi çattı ve yaz tatilini yarıda keserek Deren’i kreşe alıştırmak üzere İstanbul’a geri döndüm. Beni nelerin beklediğinin çok da farkında değildim. Malumunuz deniz, güneş ve kumsal havasından daha çıkamamıştım ki haftalarca direnen Deren beni kendime getirdi. Vazgeçseydim ne olurdu? Şuan “anne sabah oldu, okul açıldı, okula didelim.” diyen bir çocuk yerine evde işten gelmemi bekleyen bir çocuğum olacaktı. Evet, yine parka gidecekti, yine hamurlarla oynayacaktı, yine eğlenecekti ama 11 tane arkadaşı olmayacaktı. Bu kısım da okula verme fikrinde beni yadırgayanlar için kısa bir açıklama olsun… Gel gelelim Deren bu kadar kısa sürede okulunu neden ve nasıl sevdi?
Okulumuz Ataköy’de Aylin Kotil Anaokulları’ nın kreşi. Bir villa içinde kurulmuş, münferit ve ciddi bir müessese. Bu kısım bizim anne baba olarak güven duvarımızı örmemizde yardımcı kısım ama esas kısım benim kariyer anlamında mottomla birebir örtüşen kısım. Öğretmen faktörü…
AMİNA ve İNŞİ….
Amina ve İnşi nam-ı diğer Emine öğretmen ve İnci öğretmen. Deren 25 aylıkken cümleleri 5-6 kelime arasında dönerken Amina ve İnşi demeye başladı. Ben ufacık bir yüreğin gözünde öğretmen sevgisini gördüm. Akşamları eve gelince yeni yeni başladığı konuşmalarında öğretmenlerini anlatmaya çalışan kızımı görünce bir kez daha inandım öğretmenin büyülü gücüne. Emine öğretmenin hikaye anlatmasını, İnci öğretmenin göz rengine kadar anlattı da anlattı... Sabahları hem öğretmenine sarılıp hem de peşimden ağlayışları da var tabi ki...Ama gelin misali, hem ağlarım hem giderim dercesine.
Bir kez daha anladım ki okulları büyülü ve vazgeçilmez kılan kesinlikle ve kesinlikle öğretmenler… Bir çocuğun okulda mutlu olması kadar güzel bir şey var mıdır? Sabah 8’den akşam 5’e kadar vakit geçirdiği bir ortamda aile sıcaklığını, özenini ve düzenini bulması harikulade değil midir? O halde veli olarak muhteşem bir konuyu daha etüt ettim. Her çocuk farklıdır ve bireysel farklılıklar küçük yaşlardan itibaren göz ardı edilmeden çocuklarımız yetiştirilmelidir. Akşam çıkışlarında ya da sabah bırakışlarında hiçbir veli diyaloguna kulak misafiri dahi olmamaya özen göstererek çocuğumu alıp çıkmayı tercih ediyorum. Biliyorum ki herkes farklı konularda hassasiyet gösterebilir. Bir veli okulun yemeklerinden şikayetçiyse benim de olmam gerekmez. Başka bir veli ile bir öğretmenin uyuşamadığı bir nokta varsa ben de uyuşmazlık avına çıkmamalıyım. Her birey gibi her çocuk da farklı… İnsanın olduğu her yerde şikayet ve serzenişler olacaktır, bu doğamıza has bir durum. Kaldı ki dinlersem kafamda soru işaretleri oluşabilir ve iyi giden bir düzeni kendime kabus edebilirim. Bu yüzden çok önemli bulmadığım şeyleri dinlememeyi tercih ediyorum. Dinlemem gereken şeyler de elbette var. Kısacası çocuğumu tanıyan bir veli olarak okulla ilişkilerimi sürdürmekten yanayım. Sizlere de tavsiyelerim;
- Çocuğunuzu tanıyın.
- Okula pozitif duygularla gidin. Okulu sizin de sevmeniz gerekir. Açık aramaktansa açık kapatmak üzere fikirler sunun, çünkü ortak paydaşlar çocuklarımız ve onların gelecekleri. Çocuklarımızın daha iyi olabilmesi için ortak bir çabamız olmalı.
-Yapıcı eleştiriyi tercih edin. Kavga ses tonu iticidir.
- Şikayetlerinizi direk ilgili kişilerle paylaşın ve bu sayede daha çabuk çözümlere ulaşın. Kendinizi buna alıştırın. Bu büyük bir erdem… Bir üst mercideki kişiyle paylaşmanız sizin egonuzu okşamaktan başka olumlu bir sonuç getirmeyecek. Belki de yanlış anlaşılmalara yol açacaktır.
- Takıntılarınızı da bir yana bırakın. İlk izlenimle insanları değerlendirmenin size bir katkısı olmayacak. Bu hem öğretmen hem de veli için geçerli bir durum. Yani tanışma ve kaynaşma işini zamana bırakın. İnsanlar iletişim kurdukça birbirini anlar. Buna fırsat verin.
- Kulaktan dolma bilgilere itibar etmeyin. Alt yapısı sağlam verileri okulunuza karşı savunun derim. Yoksa size mantıklı ve altı dolu kanıtlı bir şekilde “bakın bunun doğrusu bu….” Dendiğinde küçük duruma düşersiniz.
- İnterneti temel kaynak olarak almayın. Çok araştıran ve okuyan bir veli olabilirsiniz ama kendi çocuğunuzu ve içinde bulunduğunuz şartları ve sahip olduğunuz olanakları göz ardı ederseniz bir yol kat edemezsiniz. Dahası çocuğunuza iyilikten çok kötülük yaparsınız.
- Yargılamadan bir kez daha düşünün ve empatik olmayı lütfen unutmayın. Çocuğunuz okulda bir başına değil. Kendi yaşıtı bir çok çocukla birlikte…
Kısacası okula savaşmaya değil uzlaşmaya; çocuğunuz için faydalar çıkarmaya gidin. Okul müessesinin kutsal bir ortam olduğunun unutulmaması dileklerimle…