- Kategori
- Deneme
Vicdan
VİCDAN Asla, ben öyle yapmam, o yanlışa düşmem deme. İnsanız, kuluz, aciziz, günah işlemeye meyilliyiz madem, her şeyi yapar her şeyi yaşarız. Allah korusun ama, hiç yapmam dediğimiz kendimize yakıştıramadığımız şeyleri bile gün gelir yapıveririz.
Bazen farkında olmadan yaparız. bazen, mecbur kaldığımız için yaparız. Ya da bir anlık nefsimize uyar yaparız. Şeytana kanar yaparız. Sonuçta yaparız yani.
Hani zekiydik, bilgiliydik, kültürlüydük biz. Düşmezdik o hataya. Ne oldu da başkası yaptığında demedik laf bırakmadığımız atıp tuttuğumuz şeyin aynısını kendimiz yapınca sus pus olduk.
Başkalarında kınadığımız davranışları, işleri, kendimiz yapınca anlıyoruz işin vahamiyetini.
Karşıdakine tanımadığımız töleransı kendimize tanıyınca anlıyoruz, hak kavramını nasıl işimize geldiği gibi kullandığımızı. O zaman fark ediyoruz, kendimize tanıdığımız savunma hakkını başkalarına tanımadığımızı.
Anlamadan dinlemeden; o, öyle yaptı da böyle oldu deriz de kesinlik içeren cümlelerle; kendimiz söz konusu olunca mazeretleri sıralarız hemen. Çok bunalmıştım, zor günler geçiriyordum, iyi değildim, kafam bozuktu, işler bozuktu, o anki ruh halimle öyle yaptım vs.…Kendimizi aklamak için bunlar gibi yüzlerce mazeret uydururuz.
Kime karşı aklanmak ama.
İnsanlara karşı mı?
O kolay. Gençlerin deyimiyle olayı duygusala bağlayıp bir iki cilalı cümleyle kendimizi onlara acındırdık mı olay tamamdır.
Hadi Allah’la olan hesabı da öteki tarafa bıraktık diyelim. Hani oraya gitmemize daha çoook var ya!
İnsanlar tamam.Dini tarafını da erteledik mahşere.
Peki kendimizle olan hesabımızı ne yapacağız? Onu nasıl kapatacağız? Başkası değil ki, topu ona atıp kurtulalım, rahatlayalım. Başkasını suçlamak kolay.Yapmasaydı, etmeseydi, söylemeseydi der geçeriz. Ama bu defa söz konusu – biz - olduğumuzdan olayın rengi değişiyor.
.
Her ne kadar görünür görünmez kısımları hallettik desek de; kendimizle yalnız kaldığımızda; hiçbir şeyi halledemediğimizi, aklayamadığımızı, erteleyemediğimizi anlıyoruz.
Yaptığımız her ne ise, gelip karşımıza oturuyor. Hesaplaşmaya başlıyoruz kıyasıya. Öyleydi, değildi; o yüzden yaptım, sebebim vardı, haklıydım, haksızdın, pişmanım, değilim derken bitap düşürüyoruz hem bedenimizi hem beynimizi.
Öf ya…içim rahat değil, kocaman bir boşluk taşıyorum vücudumda. Ama neresinde olduğunu bilemiyorum.Kafamda mı? kalbimde mi? midem de mi? beynimde m? .nerde? Bulamıyorum. Ağzımı açarsam dışarıya yanardağ lavları püskürtecekmişim gibi hissediyorum.Omuzlarımda ağırlık var, ruhum bana ağır geliyor gibi cümleler dökülüyor birbiri ardına ağzımızdan kendimize.
Evet kendimize deriz, başkalarına değil. Çünkü; bu defa hesabımız bizimle.
Ama nerden çıktı şimdi bu.
Halbu ki; halletmiştik biz onu. İnsanların gözünde aklanmışdık, mahşer de de Allah’ın adaleti, Peygamberin şefaati! vardı.
Ee bu ne peki?
VİCDAN
Görünmeyen vicdan rahat olmayınca, vücudun diğer azaları da rahat olmuyor, olamıyor. İçte ki huzuru sağlayamayınca dışta ki dengeyi de sağlam tutamıyoruz. Sendeliyoruz.Gel git ler yaşıyoruz iç dünyamızla.
Rahatlasın diye, bir süreliğine de olsa dış dünyanın zevki sefasına bıraksak da bedenimizi; içteki sıkıntı dışarıyı da etkiliyor ve ruhun girdabı bedenimizin zoraki direnişini içine çekiyor, yutuyor.
Pişmanlık vicdan azabına dönüşüyor. Delip geçiyor. Geçip gitmiyor ama. Dönüp dönüp deliyor.
Aa.yeter ama diyoruz.Yaptıysam yaptım.Hata benim, suç benim, kim ne karışır? -karışan yok zaten-
Evet karışan yok. Sıkıntı burada zaten. Bize olan müdahale; bizden. Derdimiz kendimizle.
Vicdanımızla.
Rahat bırakmayan, O
.
Huzursuz eden, O.
Ayıbımızı sürekli hatırlatıp bizi üzen, O
Uykularımızı kaçıran, O.
İştahımızı kesen, O
Keşkelerle beynimizi delen, O
Omuzlarımızı çöktüren, O
İçten içe hesap soran, mahkeme eden, O
Kaçış yok.Bu mahkeme olacak. Vicdan mahkemesi kurulsun da cezamız neyse verelim kendimize.Tutukluluk dönemi en zor olanı.Bu mahkeme görülsün ki; yüreğimiz, beynimiz tutuklu halini belirliliğe kavuştursun.
Vicdan mahkemesinden çıkan karar; akla mantığa uygundur muhakkak. Çünkü; akılla vicdanın ters düştüğü görülmemiştir.Dikkat edersek, vicdanın evet dediği şeylerin hemen hepsi akıllıcadır.Vicdanen onay verdiğimiz işlerimizi aklımızla yürürlüğe koyunca bir de kalp takviyesi yapınca sonuç genellikle başarılı oluyor. Olmazsa da en azından zararlı olmuyor.İç huzurumuzu alıp götürmüyor.
Olanla ölene çare bulunmaz der büyüklerimiz.Onların affına sığınarak eklemek istiyorum: Ölen tamam da, şu olana bir şans daha verelim.En azından, yaptıktan sonra pişman olduğumuz davranışlarımız hakkında bişeyler yapabilelim.Yattı balık yan gider demeyelim.Yanlışımızdan dönelim.Vicdan muhasebemizi yapalım.Çözüm neyse bulalım.Tövbeyse tövbe.İradeyse irade.Her ne şekilde olursa olsun, iyi insan olma ve doğru davranışlar yapma hususunda kesin kararımızı verelim.
Ve asla ben yapmam demeyelim.İnsanız yaparız. Vicdanımızla neler çektiğimizi unuturuz da gene yaparız.
FATMA ÇOLAK