- Kategori
- Deneme
Ya?

Nice güzel şaşkınlıklara...
"Lütfen gitme" diyor biri. Ya hiç gelmemişse gitmesi istenmeyen? "Beni sadece sen anlıyorsun" demek o kadar kolay olmamalı diyelim, dedinya muhatabın bırak anlamayı zerre kadar tanımıyorsa seni?
Şu kesin bilmelerden oluyor ne oluyorsa, ön yargıya bile ön yargısız yaklaşamama bilgiçliklerinden.
Ah vah ettirenler, "eminim" ler, "kesinlikle biliyorumlar" dır çoğu kez.
"Ona hiç içim ısınmadı" dediğinin, sessiz bir iyiliği olmuşsa sana ve dostluğundan çok çok emin olduğun, bir zor zamanda eyvallah demeden çekip gidecekse, ne anlarım ben o duygu kesinliğinden?
Üstelik bütün bu yaşam şaşırtmaları seyrek gerçekleşmez.Ne kadar katıysan, o kadar kırılacaksın demektir bu, ne kadar biliyorsan, o kadar afalayacaksın...
Özlendiğini sanabilirsin örneğin, bilemezsin, sevildiğin sadece senin algındır; Bunun gibi, sence, seni hiç çekemeyenin umurunda bile olmayabilirsin, ya da senden nefret ettiğini düşündüğün, seni arkadaş olarak görüyor da olabilir.
Bir de şu var ki, yanlış inançlarımızı hayata geçirebiliriz biz, bizi sevmediğini düşündüğümüz birilerini çileden çıkarıp, sahiden sevilmez olabiliriz.
Ya da bize değer verdiğini zannettiklerimizi, yüce varlığımız ve bitmez yakınlığımızla usandırabiliriz.
Adımların erken atılması, temel yoldan çıkarır insanı. Hemen kapılıp gitmenin , çabucak bilmenin zararı büyük olur.
Hele hele değişim denilen şey de vardır konunun içinde.
Anlaşamayanlar, anlaşmaya başlar, çıkar ilişkileri üzerine kurulan dostluklar biter gider, öfkeliler sakinleşir, suratsızlar neşelenir... Hayat şaşırtmayı sever çünkü, kendisi hakkında ahkam kesilmesini değil.
Hayat, sabırla oluşan düşünceyi, çabayla atılan adımları sever, olgunlaşmış düşüncenin yanındadır.
Hamlığın, aceleciliğin, tembelliğin değil.