- Kategori
- Sinema
Ya gerçek sandığımız şeyler, koca bir yalansa

Yukarıdaki başlığı, birkaç gün önce izlediğim “Romantik” filmi sonrasında oluşturdum.
“Romantik” ilk sahnelerinde bildiğimiz Yeşilçam filmi izlenimini veriyor; ama sonrasında bizleri oldukça şaşırtıyor. Filmin tanıtımına geçmeden önce filmde verilen mesaj üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. Film 'Ya hep inandığın şey gerçek değilse?' mesajı etrafında kurgulanmış. Yani yaşama farklı pencerelerden bakma üzerine bir deneme.
Bugünlerde okuduğum Üstün Dökmen’in “Küçük Şeyler
Filmde başlangıçta sevdiği kızdan ayrılan Okan Bayülgen’in yaşadıkları bizi üzerken ve Teoman’a kötü adam yaftasını yapıştırırken sonrasında iyi ve kötü şeklinde değerlendirmelerimiz tamamen ters yüz olmaya başlıyor. Tıpkı yaşamda kimi zaman önyargılarla hareket edip aceleci davranarak kişiler ve meseleler hakkında yanlış izlenimler edinmemiz gibi.
Hani Sokrates’in baldıran zehirini içmeden önce karısının söylediği” Seni haksız yere öldürecekler” sözü üzerine “Haklı yere öldürseler, daha mı iyiydi” yanıtı yaşama farklı bir pencereden bakmayı ifade eder. Sokrates’in yanıtını farklı açılardan değerlendirmemiz bize farklı seçenekler sunar. Olaylara herkesin baktığı taraftan bakmamak bizi yaratıcı kılar, bizi zenginleştirir ve ufkumuzu genişletir. Tabi ki meselelere farklı açılardan bakabilmek belli bir donanımı gerektirir. Ama her bilgi sahibi ya da daha doğru bir ifade ile “biliyorum” sanısıyla hareket eden herkes meselelere farklı bakabilmeyi beceremez. Önemli olan “Çoğunluk” olmamaktır; azınlık olabilmek daha iyidir çoklukla…
Gelelim birkaç çift laf ettiğimiz filmimize, filmimizin konusu kısaca şöyle:
“Ömer ve Gökhan iki yakın arkadaştır. İkisi de aynı kızı severler… Ağzından tek bir kelime bile çıkmayan, dilsiz sandıkları Yasemin oldukça varlıklı bir aileye mensuptur. Ömer istemeden bir cinayet olayına karışıp kaçmak zorunda kalır. En yakın arkadaşı olan Gökhan, onun mektuplarını Yasemin’e ulaştırmaz ve genç kızla beraber olur. Yıllar sonra Ömer döndüğünde…”tüm hikâye bambaşka bir şekle bürünür. Oldukça şaşırtıcı gelişmelerle ilerleyen film bütün varsayımlarımızı boşa çıkaran bir finalle son bulur.
Filmin finalinde kötü adamla, iyi adam değerlendirmemiz birbirine karışır ve film şu cümle ile sona erer :” İnanç perdesi ne kadar kalınsa akıl güneşi o kadar geç doğar” bu cümle filmin girişinde de yer alır ama ilk başta bu cümleyi pek çözümleyemezsiniz; filmin sonunda ise bu cümleyi anlamış olursunuz.
Evet, meseleler karşısında ne kadar önyargıya sahipsek bu meseleleri çözüme kavuşturmamız da o kadar zordur. Yaşadığımız kimi problemlerde önyargılarımızdan ne kadar çabuk sıyrılabilirsek, çözüme de o kadar yakınız demektir.
Kafalarımıza takılı bulunan at gözlüklerinden bir an evvel sıyrılabilmek ümidiyle…
M.YÜCEL ÖZMEN