- Kategori
- Felsefe
Ya olduğun gibi, ya göründüğün gibi olma

Gerhard Gepp Avusturya
Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
Hoşgörülülükte deniz gibi ol.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
1207-1273 yılları arasında yaşamış olan Mevlana'nın ünlü deyişleri. Bu tür sözler ne kadar da ilgi çeker. Erdem, iyilik, doğruluk, sevgi üzerine yazılan ya da yapılan işler hep öne çıkar. Bunun nedeni insanların bunlardan ne kadar yoksun olduğunu göstermez mi? Gösterir. Bir taraftan yoksunuz, ama öte taraftan bu yoksunluğa işaret ediyoruz, ama yine de yoksunluğu yeniden üretiyoruz.
Bende, 'Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol' deyişi her zaman çarpıcı olmakla birlikte bu çarpıcılık duygusuna genelde bir sahtekarlık duygusu da eşlik eder.
Sanki 'ister doğru biri ol ister olma, ama olduğunla göründüğün birbirine denk olsun yeterli, ' der gibi gelir.
Bu deyiş aslında insanlara 'özüyle sözünüz tutarlı olsun'; 'özünde her neysen öyle davran, kimseyi kandırma' diyor. Ama yine de 'göründüğün gibi ol' ibaresi bana sorunlu görünüyor. Doğrudur, özü kötü ama görünüşte iyiyse, ona, 'göründüğün gibi özünde de iyi ol' diye çağrıda bulunabiliriz. Ama durum bunun tersiyse, bu çağrı yanlış bir çağrı olur. Çünkü özünde iyi ama görünüşte kötüyse, onu göründüğü gibi özünde de kötü olmaya bir çağrı olur bu.
Bendeniz sözdeki temel olumlu manaya rağmen, onun çağrıştırdığı bir sahtekarlığı işaret ettikten sonra, söze başka bir nüans katmak istiyorum esas.
'Ya özünü sözünden esirgemeyen ya sözünü özünden esirgemeyen ol'***
Benim aforizma, bana göre Mevlananınki'nden daha farklı bir anlam ve daha derin bir anlam taşıyor. Mevlana'nın sözünde, kişi ile kişi ilişkisindeki bir davranış tarzı üzerinde durulurken, bendenizin sözünde, kişinin kendi kendisiyle ilişkisindeki davranış tarzı üzerinde duruluyor. Diyorum ki, özünü sözünden esirgeme. Yani, özün her neyse, onu dilinden esirgeme, diline onu koy, onu dillendir. Sözünü özünden esirgeme, yani sözün her neyse, onu özünün engellemesine izin verme, onu dillendir. Özetle diline geleni özünle uymuyor diye sansürleme, özüne geleni sözünle engelleme ifade et.
Böyle yapan bir insan, ne 'olduğu gibi görünmek' ne de 'göründüğü gibi olmak' ikileminde kalır, çünkü, neyse zaten odur.
Böylece, göründüğü gibi olmaya çalışarak sahteleşen, ikiyüzlüleşen, basitleşen, ama içiyle dışı tutarlı diye, Mevlana'ya bakarsak erdemli sayılan, ama sayılamayacak olan davranış tarzından uzaklaşmış olunur.
Mesele insanların başka insanlarla ililşkisindeki sahtekarlığı aşmadan önce, kendi kendisiyle yaşadığı sahtekarlığı aşmasıdır. İçsel olarak özünü sözüyle sözünü de özüyle tutarlı hale getirmeye çalışan bu tutarlılığın sahtekarlığını inşaa eder. Oysa özünü sözünden sözünü de özünden esirgemeyen, neyse o olarak ortaya çıkar. Neyse o olanın ise, ne kendisine karşı sahtekarlığı, ne de ötekilerine karşı, olduğu gibi görünmek ya da görüdüğü gibi olmak ikilemi içinde tutarlılık arama sahtekarlığı olur.
Ama insan doğası öküzcesine bencil ve benbencidir. Her söz boşadır. Boşa olmasaydı Mevlana'nın ve başkalarının sözünü hala başımızın tacı haline getirilmeye ihtiyaç duymazdık. Ne kadar çok arıyorsak onları, onlara o kadar sahip değil, kadar yoksunuz demektir.
***Blogculuk ve sanal yazarlık yaygınlaştıkça bilgi kirliliği de yaygınlaşıyor. Çünkü blogcu hazırlop fast foodçu. Belki üstünkörü benim bu yazıyı gugullayan bir blogcu bu sözü de Mevlana'ya aitmiş gibi kullanabilir ve bu da hızla yaygınlaşabilir, mazallah. Kendimi bu hazırlopçuluktan azade görmüyorum. Nitekim yukardaki Mevlana'ya ait olan sözleri kaynağından doğrulatmaksızın guguldan aldım ve kullandım. Varsa orda bir yanlışlık onu yaygınlaştırıyorum.