- Kategori
- Felsefe
Yabancılaşma

Ağaçlar yitirmişler ağaçlıklarını gözümde
Dallara rüzgarda yelken açtıran yapraklar da tükenmekte
Yemişler tatlı, ama sevgi yoksulu
Bir susuzluğu bile gideremiyorlar
Ne olacak şimdi..
İngoborg Bergman
İyiliği öldürdüler önce insanın içinde, insanlıktan çıkanlar. Umarsız, umursamaz bıraktılar sonra. En kötüsü de kanıksar. Ortalık onlara mı kaldı, Hasan Sabbah'ın fedailerine. Sonra hiçlik...
Kan rengi kötülük çiçekleri açar oldu Ortadoğu'dan Anadolu'ya. Sonra Avrupa'nın içlerine Mahşer'in atlıları dörtnala daldılar. Vicdanları körelmiş, yürekleri taşlaşmış, uyuşmuş beyinli nihilistler kendi kutsalları, güya kendi barışları, kendi özgürlükleri adına bomba olup kendince doğruların yanlışlarında patladılar; öldüler, öldürdüler...
Tek boyutlu insandan, değeri düşmüş adama indirgenenler çoğalan paralar için kişiliklerini küçülttüler. Küçük bir dünya, küçük bir evren ve şimdi bir somun anahtarı büyüklüğüne ufalmış bir adam haline dönüştüler. Çağdaş insanın sahip olduğu geleneksel dayanakların çöküşünü hızlandırdılar. Şok dalgaları geriye çekilirken geride zaten "zamanın ruhu"nun bunalttığı, karamsarlığa ittiği, yalnızlaştırdığı bir insanın acı yabancılaşması kaldı.
Yabancılaşma harcanan emeğin insanın kendisini gerçekleştirme çabasına katkı yapmamasıdır. Değer mi, bunca yıl bunun için mi çabaladım sorusunu büyütür. Emeğine hayıflanır olur insan. Oysa emek yalnızca sahiplenmeye yarıyorsa, ya da statü göstergesi olarak kabul edilen gel geç nesneleri, makamları sahiplenmeye yarıyorsa çoktan insanı insan yapan değerlerden kopuş başlamış demektir. Toz duman dağıldığında görülen görece kendine uygar dünyanın çöken insanlık ve adalet saraylarının yıkıntılarıdır. Yükselen kötülüğün, insanlık dışının ve sevgisizliğin karanlık korku şatoları... İnsanın oluşmasına ve süregelmesine engel olamadığı olayların içinde bulunduğu yer, yabancılaşmanın da başladığı yerdir. Yaşamı sorgulamak ve tasarlamanın dışında kalarak "zamanın ruhuna" başkaldırabilmek, ya da baş eğmek. Bir insana yakışanın ne olduğu bellidir ve onu tartışmaya da gerek yoktur. Beklenti, gerçeği kavramak ve tüm korkuları yenip yabancılaşmayı altetmektir. Gerisi tutsaklıktır...
Aslında karmaşık, muğlak bir kavramdır yabancılaşma. Üzerine ilk çağ düşünürlerinden varoluşçulara, Hegel, Kierkegaard'tan Marx Engels'e onlarca insanın kafa yormuş olmasına karşın. Bu durum onun yapaylığından değil gerçekliğinden ve çok boyutlu olmasından kaynaklanır. Yabancılaşma tüm benliği kaplayan boğucu bir amaçsızlık duygusudur. İnsanın kabullenemediği, olmasını istemediği, artık yerleşik karakter almaya başlamış, günlük yaşamında kıramadığı kalıpların içinde çaresiz kaldığı yer. Akışına asla etki edemediği bir yaşamın tam da içinde bulunduğu yer. Sonra bir geri çekiliş başlar anlamsızlığa doğru, içine düştüğü hiçliğe çare aramaya doğru bir çırpınış. Duyulan kulak tırmalayıcı siren sesleri, patlayan bombalar, ölenler ve geride kalanların çığlıklarıdır. Görülen, bir isanlık yıkıntısının küllerinden tüten koyu karamsarlık dumanları...
Bir tek çaresi var çırpınmaktan kurtuluşun; insanlığa dönüş! Çünkü insanlığını yitirenler eliyle gelemez ne özgürlük, ne mutluluk, ne de barış. Şimdi koyu karanlık bir gece gibi ortalık. Korkum, karanlığın sakatladığı çocukların çoğalmasıdır...
Akın Yazıcı
29 Mart 2016/İzmit