- Kategori
- Ruh Sağlığı
Yağmur...

Koyu gri bir havaya açtım gözlerimi bu sabah ve odamın pencerelerine vuran pıt pıt yağmur seslerini duydum...
Yataktan kalkmak istemedim, bir süre gözlerimi kapattım ve cama vuran yağmur seslerini ve rüzgarı dinlemeye başladım.
Neler söylemediler, nerelere götürmediler ki beni ?
Çok uzaklara, çocukluğuma, ilk gençliğime gittim...
Çocukken hiç sevmezdim yağmuru. Yağmur demek, dışarıya çıkıp oyun oynayamamak ve kışın başlangıcı demekti. Çokça da okulların açılmasıydı ve ben bundan nefret ederdim. Bu yüzdendi çocukken yağmuru sevmemem. Çocuk aklımda yağmurun yağması, özgürlüğümün elimden alınmasıydı....
İlk gençliğimde ise romantik hayaller ruhumu sardıkça, yağmur benim için romantizm anlamına gelmeye başladı. Ne güzeldi insanın sevgilisiyle yağmurun altında el ele ıslanması... Romantik hülyalara dalması. Bitmeyecek ve ömür boyu sürecek sandığı aşklarla oyalanması....
Büyüyüp yetişkin bir insan oldukça yağmura yüklemeye başladığım anlamlarda değişti.
Şimdilerde yağmurun anlamı benim için ne hüzün, ne romantizm, ne de özgürlüğümün elimden alınması.
Yağmur bazen ıslanıp sırılsıklam olup, ruhumu arındırdığım bir ritüel.
Bazen penceremden seyretmekten keyif aldığım, bazen de sadece sesini dinlemekten hoşlandığım bir atmosfer.
Her zaman sınırsız rahmet ve bolluk.
Ve sonrasında istisnasız, pırıl pırıl doğan güneşe ve muhteşem aydınlığa kavuşmak...