​ Yalanlarım (Şizofrenik Mektuplar Serisi) / Kültür - Sanat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mayıs '18

 
Kategori
Kültür - Sanat
 

Yalanlarım (Şizofrenik Mektuplar Serisi)

Yalanlarım (Şizofrenik Mektuplar Serisi)
 

Sevgili Katia,

Geçen gün televizyon izlerken ilginç bir haberle karşılaştım. Amerika’da, Teksaslı zengin bir adamın, kaybolan karısını bulana tam 100.000.000 $ ödül vereceği söyleniyordu. Haberi izlediğim günden şu ana dek tam altı gün geçti ve ben şu sorunun cevabını hala bulamadım: Bir kadına 100.000.000 $ değer biçilmesinin sırrı ne olabilir?

Eminim, sen de kendine şu soruyu sormuşsundur: “Aradan onca zaman geçmesine rağmen, teyzemle ayrılmana rağmen neden bunları bana yazıyorsun?” İnan ki bu soruya verilebilecek hiçbir cevabım yok. Çünkü bu sorunun cevabı, 100.000.000 $’lık kadını bulmaktan çok daha zor. 15 yaşındaki bir kız çocuğuna bunları neden anlatır ki insan? Belki de teyzenle aramızda kalan tek bağın, sana yazdığım mektuplardan ibaret olduğunu bildiğimdendir. Teyzenle ayrılmamızın üzerinden tam 7 kış geçti. Düşünebiliyor musun? Sahi teyzen nasıl, sık sık görüşebiliyor musun? Yine Pazar kahvaltılarından önce keman çalmaya devam ediyor mu?

Hatırlıyor musun mezun olduğumuz o ılık haziran akşamını? Gerçi sen o zamanlar küçüktün, kelimelerin ellerin kadar narin ve büyümemişti. Şaşkın gözlerle etraftaki kalabalığı izliyordun. Bu arada harika bir İspanyol müzik çalıyordu; şarkının notaları birer kadındı adeta. Bense her nakaratta teyzene biraz daha aşık oluyordum. Sana bir şey itiraf edeyim: Kadın bu hayattaki en güzel enstrümandır aslında; ne var ki nota bilen erkek sayısı çok az... Ben iyi bir müzisyen olamadım; fakat iyi bir yazar olmaya çalışıyorum. Teyzen, en çok daha bu huyumu seviyordu: onun için her an bir şeyler yapabilme fedakarlığımı ve ona uyum sağlamamı… İlk dans edişimiz de böyle olmuştu. O, kemanı harika çalardı ve eline alıp çalmaya başladığında ben kıskanarak ikisini izlerdim. O haziran akşamı, serseri İspanyol müzik çalarken kemanına sarılır gibi boynuma sarılmıştı. Parmaklarının dokunuşundan beni ne kadar sahiplendiği anlaşılıyordu. Ne müthiş bir akşamdı. Teyzenin eteklerinin rüzgarı İspanyol müziğiyle birleşirken göz pınarlarım tutuşuyordu. Bir erkek olarak dans etmenin ne demek olduğunu ilk o zaman öğrendim. Bir kadına sahip olmak istiyorsan; beline değil, önce kalbine sarılacaksın.

O akşam kendimi o kadar değerli hissetmiştim ki bir daha ayrılmayız sanıyordum. Fakat şimdi aradan neden 7 kış geçti anlayamıyorum. Kendi kendime sorduğum sorular artıyor. Yalnızlaşıyorum Katia; etrafımdaki kalabalık arttıkça ben daha çok yalnızlaşıyorum. Gözlerim, ellerim, hayallerim, bedenim yaşlanıyor; aynaya baktığım zaman 28 yaşındaki bir gencin gözlerini göremiyorum. Aslında soğukkanlı bir adamım ben. Soğukkanlı düşünen, soğukkanlı davranan, kalbi buz tutmuş bir adamım. Ta ki teyzen kalbimin buzlarını eritip, soğuk bir Ocak akşamı beni terk edene kadar… O günden beri gerçekten üşüyorum.

Gerçekten anlam veremiyorum. Niye böyle oldu dersin? Kadınlar neden terk ettiler yeryüzünü? Yoksa yazarın da dediği gibi bizim en büyük düşmanımız zaman mı? Zamana ve ona esir olanlara mı yenik düştük? Damarlarımızın içinden kan yerine elektrik geçtiği için bu ruhsuzluk? Neden teslim olduk sahipsiz dudak izlerine? Sevmediğimizi bile bile aramıza sözde aşk köprüleri kurmanın, sonra da aynı köprüleri yakmanın anlamı ne? Ve ben hala aynı sorunun cevabını arıyorum: Bir kadın, terk eden bir kadın neden 100.000.000 $ etsin ki?

Seninle konuşmak beni rahatlıyor Katia. Görüşemiyor olsak da ara sıra bana yaz, ne olur! Mektubunu sabırsızlıkla bekleyeceğim.  Güzel gözlerinden hasret ve sevgiyle öperim.

Hoşça kal…

ŞİZOSFRENİK MEKTUPLAR      

 
Toplam blog
: 3
: 188
Kayıt tarihi
: 30.04.18
 
 

1988'de Elazığ'da doğdu. 2012 yılında Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Biga İktisadi ve İdari Bilim..