- Kategori
- Deneme
Yalnızlık adamı yürütür!

Büyük bir dağın tepesindeki kar tanesi olduğunuzu düşünün şimdi. En tepede bekliyorsunuz. Belki çok kızgın, belki çok mutlu, dingin ya da sakin, biraz huzurlu ama endişeli; kararsız bir halde. Hafif hafif kar tanelerinin sağınıza solunuza, hatta üzerinize düştüğünü düşünün şimdi. Gittikçe çoğalıyorsunuz. Hacminiz gibi duygularınız da gittikçe karmaşıklaşıyor. Her düşen kar tanesinin duygusunu da sorumluluğunuza aldığınızı düşünün. Ne oldu şimdi? Gerçekten çoğaldınız. Şimdi bu kar tanelerinin her birine bir isim verin. Kimisini kendinize yakın, kimisini sırdaşınız, kimisiyle çok eğlendiğiniz, kimisini görmekten hoşlandığınız, kimisini sıradan, kimisini ise alakasız biri olarak belirleyin. İşte bunların sizin çevrenizi oluşturmaya başladıklarını görüyorsunuz artık. Peki, bundan sonrası? Bundan sonrası dağın tepesinde birikmeye başladığınız için en ufak bir çıtırda çığ kütlesi olarak düşmek olabilir belki de. Ancak çığ düştükçe daha fazla kar tanesiyle tanışacak, daha fazla büyüyeceksiniz. Belki çok mutlu, belki çok hüzünlü ya da dertli, belki de hiçbir şey. Dağın tepesinde hep birliktesiniz. Birlikte vakit geçiriyorsunuz. Hiç tanımadığınız kar taneleriyle kendinizden bir şeyler paylaşıyorsunuz. Bir avuç bile değilken bir çığ büyüklüğünde oluyorsunuz. Tek olduğunuzu unutmamayı unutuyorsunuz ve bir harekette yerle bir oluyorsunuz. Gittikçe sürükleniyorsunuz dağın tepesinden eteklerine doğru. Sürüklenirken bile yanınıza başka kar taneleri de geliyor belki de ancak, artık onlar birer kar taneleri değil. Siz de eski kar tanesi değilsiniz artık. Siz, siz olmaktan çıkıp kocaman bir çığ kütlesi olmayı başardınız. Başardınız ama dağın sonuna getirdiğiniz felaketin aslında kendi sonunuz olduğunu göremediniz. Orada dağılan sadece siz değil, kurduğunuz hatta yaşamaktan zevk aldığınız dünyanız. Tebrikler kar tanesi. Şimdi tamamen yalnızsın. İşte güzel başlayan dostluğun, arkadaşlığın tanımı bu olamaz belki de ama bitişinin özeti bundan dahası değildir.
Şimdi kendinizi düşünün. Çok iyi dostlarınız olduğunu, her şeyinizi paylaştığınızı, hani derler ya ‘yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez’ öyle bir dostluk hayal edin. Günün her saati birlikte olduğunuzu, okul ya da iş çıkışında birlikte bir şeyler yaptığınızı, hafta sonları bir yerlere gidip müzik dinlediğinizi ya da sahilde oturup boş boş denize bakıp gülmeye başladığınızı, bir gün haber alamazsanız ikinci gün kapısına gittiğinizi, bazen aynı anda hastalandığınızı bazen de aynı anda geç kaldığınızı, bir arabaya alabileceğinden daha fazlasıyla bindiğinizi, o arabayla önceden yürüyerek gittiğiniz; aslında yürümenin o kadar da kötü olmadığını ise sonradan fark ettiğiniz yolları gittiğinizi, hiç bitmeyecek gibi gelen, çok güçlü bir bağla bağlı olduğunuz bir dostluk hayal edin. Hayal edebildiniz değil mi? Böyle bir durumda artık kar tanesi olmadığınızı ve çığ gibi büyüdüğünüzü de görebiliyorsunuz. Ama kar tanesinin başına gelenleri de gördünüz. Şimdi aynı olayı kendinizde hayal edin. Tamamen yalnız kaldığınızı. Dostum dediğiniz insanların sizi bir hiç uğruna umursamamasını, dışarı çıktığınızda etrafınızdaki insanların sizi fark etmediğini, yemek sırasında sizin için yer tutulmadığını, yemeği tek başınıza yediğinizi, yürümediğiniz yolları yürümeye başladığınızı, tatillerde daha fazla boş vaktiniz olduğunu onu da yalnızlığınızla doldurduğunuzu, daha fazla müzik dinlediğinizi, kulaksızlık sokağa çıkmadığınızı, her şeyin sonuna yetiştiğinizi, kalabalık ortamlardan daha fazla kaçındığınızı, akşamları tek başınıza çıktığınız yürüyüşler de yanınıza yaklaşıp neden tek olduğunuzu soranlara aynı cevabı verdiğinizi ‘öyle aniden çıktım’, hastalandığınızda kimsenin olmadığını, üzüldüğünüzde derdinizi paylaşamadığınızı, birilerinin sizin varlığınıza pek de inanmadıklarını hatta rahatsız olduklarını, sırf zaman geçsin diye uzun zamandır yaşadığınız ama gitmeyi hiç düşünmediğiniz dağda, bayırda, yollarda saatlerce yürüdüğünüzü düşünün. Daha fazla yürüdüğünüzü, belki bir saat, belki iki, belki siz bile bilmiyorsunuz kaç saat olduğunu. Tek bildiğiniz yalnızsınız ve yürüyorsunuz. Her gün bir adım daha fazla yürüyorsunuz; kaybettiğiniz dostlarınıza, zamanınıza, paylaştıklarınıza, yaşadıklarınıza, hissettiklerinize, hissedemediklerinize ve sizi kaybedenlere hediye olsun diye daha fazla yürüyorsunuz. Yalnızlığınız sizi daha fazla yürümeye zorlarken, siz koşar gibi yürüyorsunuz. Kısacası yalnızlığın adamı yürüttüğünü görüyorsunuz. Düşününce gerçekten de fark ediyorsunuz ki; yalnızlık adamı yürütür.