- Kategori
- Psikoloji
Yaralar İyileşebiliyor
“Genç bir ağaç yaralandığında, o yaranın etrafından dolaşarak büyür. Ağaç büyümeyi sürdürürken söz konusu yara ağacın büyüyen gövdesine oranla nispeten küçük kalır. Budaklı gövdeler ve şekilsiz dallar yaralanma ve engellerin zamanla aşılıp üstesinden gelindiğini bize anlatırlar. Ağacın, geçmişinin çevresinden dönüp dolaşarak büyüme biçimi onun o eşsiz özgünlüğüne, karakterine ve güzelliğine katkıda bulunur…” Yaralar iyileşebiliyor.
Corona virüsle mücadele ettiğimiz bu dönemde yeni müzisyenler keşfetme yolculuğumda karşıma öyle güzel bir yorum, öyle güzel bir parça çıktı ki içimdeki kayıp ormandan, derin yeşillere, büyük denizlere… Güler Özince’nin Bulurum Yolumu isimli parçasını ve bu şarkının bana hatırlattıklarını paylaşmak istiyorum:
Zihnim bi sussa
O kadar sussa ki
Sonunda kalbimi duysam
Aklıma yatsa
Ardımda bıraktığım o küçük çocuğun yanına
Yol alsam
Bi varsam, ya bi yoksam
Bi doğsam yine küllerimden, doğsam
Bi bulsam içimdeki kayıp ormanı
Bi denizime karışsam
Huuu... Nasılsa bulurum yolumu
Ulaşırım içimdeki derin yeşillere
Huuuu... Uğurlarım geçmişi
Karışırım önümdeki büyük denizlere
Huuu... Nasılsa bulurum yolumu
Ulaşırım içimdeki derin yeşillere
Huuuu... Uğurlarım geçmişi
Karışırım önümdeki büyük denizlere
…
Geçmişi uğurlamak ve önümüzdeki büyük denizlere, derin yeşillere varmak için kelimeleri kullanmak etkili bir yöntem olabilir. Kendi kişisel iyileştirici cümlelerini yazmayı deneyebilirsin. Bir şarkıyla başlayabilirsin, eski bir arkadaş notu, yıllık yazısı olabilir, belki de konuşamadığın o insana bir mektup yazabilirsin. Bilinçdışı bir şekilde yeniden yaşamak nesiller boyunca devam edebilir, sana ait bir mutsuzluk olarak tanımladığın şey bir aile travması olabilir. Kendimizle başlamayan duygu, düşünce ve davranışlar sergilediğimizi görürsek eğer bu döngüyü kırabilmek elimizde. Miras alınan bir travma döngüsü, duygusal yaralanmalar bütün yaşantın üzerinde etkili olabilir ve doğru kelimeler bizi serbest bırakabilir, özgürleştirebilir.
Zihni susturup, kalbi duyabildiğinde ne hissediyorsun? Bilinçdışı tepkiler vermeden yalnızca bedeninde oluşan duyguların ne kadar farkındasın? “İç görü, kendimizi anlama arayışının güçlüğünü tolere etmeye istekli olduğumuzda kazanılır” diyor Mark Wolynn. Kendi içine odaklandığında ne hissediyorsun? En rahatsız edici düşüncelerin hangi duygularında bağlanıyor? En çok nerende hissediyorsun? Boğazın mı düğümleniyor, nefesin mi kesiliyor, kalbin mi? Bedeninin ne söylediğinden emin değilsen seni en çok rahatsız eden o cümleyle başlayalım, keşfedelim o rahatsızlık hissini, o yarayı, o duyguyu ya da düşünceyi. Zaman zaman kendi yaralarımıza uzak, kendimizi erteleme davranışına kapılabiliriz, o kapıyı açmak istemeyebilir, erteleyebiliriz kendimizi. Şefkat temelli bir yaklaşımla başlamalı ilk adım. Yaşadığın şeyi yaşayan en yakın arkadaşın, en çok sevdiğin insan olsaydı, nasıl davranırdın ona? Ya da şarkıdaki gibi ardında bıraktığın o çocuğa ulaşmak isteseydin, görmezden gelinmiş bu çocuğa nasıl temas ederdin, neye ihtiyacı var acaba? Hadi şimdi elini kalbinin üzerine koy ve gözlerini kapat. Evet evet şimdi. Belki de bu tarz egzersizlere çok değilsin ya da öyle düşünüyorsun. Koy elini kalbine, kapat gözlerini, derin bir nefes al ve “işte buradasın” de.
En son kimin elini tuttun ve yanındayım dedin bilmiyorum ama kendi elini tutmayı da unutma. Ellerimizi bedenimize koyup, kendimizi duymaya çalıştığımızda, sözcüklerimizi, nefesimizi kendimize yönelttiğimizde en korunmasız halimizdeyiz. Eğer bu sana yeni bir duyguysa unutma lütfen yeni duygular kök saldıkça benliğimiz, bedenimizin de desteğiyle daha da kök salar ve kendi ormanımızda yaralarımız sarmalanır.
Sevgiyle…
Psk.Dan.Gizem Kolçak @pskdangizemkolcak
Kaynakça:
Seninle Başlamadı - Mark Wolynn
Kaplanı Uyandırmak - Peter Levine