- Kategori
- İlişkiler
Yaşamın hüzünlü dönemeci yaşlılık

ezgi umut
Ege bölgesinde oluyor olay. Bir ihbar sonucu basılıyor pansiyon. Oraya bakılması için bırakılmış yaşlı insanlarımız kurtarılıyor. Haberi Hürriyet İnternet 'te okumuştum. İlin Sosyal Güvenlik Kurumu Ekipleri ve jandarma baskını sonunda sekiz yaşlı insanımız alınıp akrabalarına teslim edilmiş. Birkaçı da hastaneye yatırılmış.
Çok derin ve hüzünlü bir konu yaşlılıkta bakım. Bugün birileri, insan barınmasına uygun olmayan ve gerekli özeni göstermeyen yaşlı bakım evleri açabiliyorsa, bunun sorumlusu kimdir? Kontrol mekanizmaları yok mu? İhbar olmasa o yaşlılara ne olacaktı? Vatandaşın postalarına, telefon konuşmalarına kadar izleyebilen yetke, konu sosyal devlet ve sağlık olunca niye ortalıkta yok?
Yaşlılık yaşamın aslında en acı, en hüzünlü devresi, özellikle memleketimizde. Tüm akrabalarını yitirmiş, hiç bir sosyal güvencesi olmayan yaşlılar da var. Hoş sosyal güvencesi olan da ancak zar zor beslenebilir o emekli maaşı ile. Eğer sığınacak bir evi ve çoluk çocuğu yoksa yandı.
Akrabalarınca istenmeyen, tartaklanan veya çeşitli nedenlerle azap çeken yaşlılar da olabilir. Düşününüz ki yıllarca tarlası, kalemiyle, teri , kültürü , emeği ile kendisine, çevresine ve memlekete katkıda bulunan insanlar yaşlanınca bazen ailelerince ve genelde de devletçe sırttaki kambur olarak görülmektedir.
Yakınları için de kolay değildir, hele Alzheimer ya da beyin damarları tıkanmasına bağlı bilinç ve bellek yitimi varsa. Bu durumda olan yaşlı yalnız bırakılamaz. Ne yapacağı hiç belli olmaz. Yemek yemeği, su içmeyi unutur, dışkısını tutamaz., daha neler neler...Yaşlı hastanın yakınları da psikolojik sıkıntılara düşerler. Maddi sorunlar da cabası. İşte bu noktada eskinin o büyük evlerde topyekün yaşanılan imece yoğun hayatlarına nasıl da özeniyorum ama yok artık. Sosyal devletin yaşlılarına kol kanat germesi gerekmez mi?
Yaşlıları telefon baskını nedeniyle kurtaran devletin kaç tane “yaşlı bakım evi” var? Bu evler, bellek yitimine uğramış veya idrarını tutamama , yürüyümeme , yemeğini kendi başına yiyememe gibi illetlerle baş etmeye çalışan hastaları kabul ediyor mu? Daha doğrusu böylesi bakıma muhtaç yaşlılara sürekli bakım verebilen kaç tane sosyal güvenlik kurumu var?
Bu hasta yaşlılar sokağa mı, yoksa eskimoların yaptığı gibi vahşi doğaya mı terk edilsin istiyor yetkililer?
Şimdi eğri oturup, doğru konuşalım. Bakım evindeki yaşlıyı akrabasının yanına gönderince, sosyal güvenlik kuruluşu sorunu çözmüş oluyor mu?
Ya yaşlı kişi, akraba baskısından kaçıp o bakım evine gittiyse? Bunu araştıran, izleyen var mı?
Ya ailenin yanında da beter bir yaşama katlanmak zorunda bırakılıyorsa yaşlı kişi?
2020 yılında yaşlı nüfusun çoğunlukta olacağı bir ülkeyiz. Ne yapılıyor, önlemler var mı ?
Sosyal güvenlik bakımından ne kadar geri kalmışız, eksiklerimiz nelerdir ?
Ne yazık ki bu ve bezeri sosyal problemlerin çözümünü bekleken, gün geçmesin ki sahte gündemlerle, sahte umutlarla da ömürlerimiz tüketiliyor, zaman akıp geçiyor. Atı alanların Üsküdar'a geçtikleri, hem de dört nala geçtikleri bir zamanı yaşamaktayız. Oysa kefenin cebi de yok...
Memelektimizin, insanlarımızın sorunlarına, gerçek anlamda , tüm içtenliğiyle çözümler üretecek yönetimleri beklemek Godot ' u beklemek mi olacak ?
Evet, yaşlılık yaşamın hüzünlü dönemeci, memleketimizde yaşam yolu ne kadar parlak olsa da, o yolların sonu hüzün odalarına açılıyor.
Yakın geçmişte, bir huzur evinde cayır cayır yanan yaşlılarımızı anımsadım elemle. Sorumsuzluğun hesabı soruluyor mu yoksa unutulup gitti mi? Daha bilmediğimiz kimbilir ne acılar var, sosyal devletin elinin uzanmasını bekleyen... ezgiumut kasım 2009
ezgiumut kasım 2009
Foto
http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1157723&Date=04.11.2009&b=Antalya yarin felaketi bekliyor&KategoriID=15