- Kategori
- Kuş Gözlem
Yaşamın kıyısındaki Şirin kumru...

Şirin'in yaşama döndüğü ilk anlar...
Hayvanlar yaşamımdaki vazgeçilmezlerimdir. Tür, cins ayırt etmeksizin taparcasına severim kerataları… Bahar geldiğinde camımın önüne beş altı saksı çiçeği alıp koydum. Camı açtığımda onları görmek hoşuma gidiyor. Çiçek açma aşamalarına geldiklerinde tomurcuk oluşmasını, açmasını izlemek büyük keyif veriyor, bazen konuşurum da onlarla. Beni duyduklarına ve sevindiklerine inanıyorum kendimce. Bazıları çiçek açmıyor, sadece yeşil yaprak olan cinsten. Çok ender zamanlarda unutsam da her gün sulamaya gayret ediyorum, gözüm gibi bakıyorum, onlar da canlı nihayetinde ancak ben su verirsem yaşayacaklar.
Gel zaman git zaman çiçekleri gözlemlediğimde etrafta saksıdan dökülmüş yapraklar, toprak parçaları görüyorum. Çiçekler her geçen gün bozularak bitiş aşamasına yaklaşıyorlar. İlk zaman anlamasam da sonradan bunu kuşların yaptığına hükmediyorum. Ve bir tatil günü evde temizlikle uğraşırken gözüm cama ve çiçeklere takıldığında bir kumrunun çiçeği didiklediğini görüyorum. Kumrular çift gezerler ya diğeri de elektrik telinin üzerinde duruyor. Hemen kovuyorum mikrop diye sesleniyorum ne istiyorsun benim çiçeğimden. Daha sonraki evde olduğum günlerde çiçeğin üzerine oturduğunu görüyorum, yine kovuyorum ama bakıyorum ki çiçekten hayır yok artık. Birkaç kökü kalmış sağlam olarak. Sağ kalan tüm çiçekleri merdivendeki camların kenarlarına koydum.
Çiçeklerimi mahvettiği için kumrulara biraz kızgınlık oluşmuştu. Merdiven camındaki çiçeklerimi de suluyordum genellikle işe gitmeden önce bazen de akşamları… Yine bir sabah çiçek sulayacağım sardunya saksısında bir kumrunun oturduğunu gördüm o ara yengemle de laflıyorduk. Ona söylüyorum yahu bu kumrulardan nedir çektiğimiz çiçeklerin yerini değiştirdik burayı da bulup gelmiş oturmuş saksıya diye söylenirken yengem aman sakın elleme altında yavrusu var demez mi… O sardunya saksısına günler öncesinden yuva yapmış, çöpler taşımış ve yumurta çıkarmış bir tane. Üzerinde oturmuş günlerce, sonra yavru çıkmış benim haberim yoktu bu olaydan.
O anki şaşkınlığımı anlatamam, anında içim sevgiyle doldu. Annelerin güzeli diye konuşmaya başladım. Sen yavrunu mu ısıtıyorsun diyerek ona sevgi sözcükleri söylemeye başladım. Hemen inip fotoğraf makinemi aldım, camı sessizce açtım fotoğrafını çektim. Hareketlerimden huysuzlanarak uçtu. Altında gizlediği minicik yavruyu görünce bu kez yine seslendim yengeme. Eyvah anne kumru uçtu ne olacak şimdi bu yavru dediğimde, yengem merak etme gelir arada gidip geliyor dedi. Zaten yengem saksının yanına bir kap içinde su koymuş, saksının kenarına bulgur ve ekmek parçası koymuş ki anne yiyecek arama zahmetinde bulunmasın, yesin diye.
Yazımın burasında iki saat ara verdim. Bu kısımdan sonra başka bir enstantaneye geçecektim, niyetim oydu. Fakat hayatımın şoku diyebileceğim bir olay yaşadım ve kumru konusuna devam etmek zorunda kaldım. Bu gün günlerden Pazar ve ben saat 11.00 gibi yazımı yazmaya başladım. 12.00 gibi de buraya kadar gelmiştim. Bir anda bir şey dürttü beni gidip bakayım anne orada mı, yavrunun üzerinde mi yatıyor? Dün geceden beri yağmur dinmedi hiç ve epeyce de soğumuştu hava, saksının olduğu bölge de boğaz rüzgarı aldığından çok soğuktu. Hem de annenin bir tane fotoğrafını çekebilmiştim, orada ise çekerim diye düşünerek çıktım merdivenleri. Büyüksün Allahım ne göreyim yavru nalları dikmiş vaziyette ölü gibi yatıyor ve anne yok ortada. Hani soğuktan korunmak ve karnını örtmek için büzüşür ya öyle değil. Sırılsıklam, soğuktan donmuş ve kendini salmış, gözleri kapalı kesinlikle öbür dünyaya gitmek üzere olduğu belliydi. Hemen elime aldım, öldü diyerek başladım ağlamaya, hiç can belirtisi yoktu, merdivenlerden inerken bahçede bir yere gömeyim diye düşünürken bir anda ağzını hafifçe araladığını gördüm. Hemen eve girerek zayıf bir ihtimal de olsa canlı olabilir diye düşünerek fön makinesini çalıştırdım. Baktım ki sıcak hava değdikçe vücuduna canlanma belirtileri gösteriyor, gözyaşlarım sevince dönüştü. Oğluma seslendim gel bak diye, ikimizin sevinç nidaları arasında hareketlendi, kanatlarını kurutmak amacıyla açmaya başladı. Allahım şükürler olsun diye dualar ettim. İyice kuruduktan sonra baktım kapalı olan gözleri de açıldı. Demek ki soğuktan donmak üzereyken kurtarmıştım minik yavruyu.
Tamam iyi oldu kurtardık sevinçliyiz de şimdiden sonra ne yapacağım, pilavı ufalayıp koydum, ancak gagasının içine koyduğum zaman yiyebildi. Köftelik bulgur koydum yemedi. Ekmek ıslattım koydum yemedi. Sanırım yemesini bilmiyor çünkü anne kendi çiğnedikten sonra gagasının içine bırakır ya yiyecekleri. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Yağmur da dinmişti alt kısmına bir naylon üzerine pamuk koyarak aldığım saksıya koydum. Annesinin beslemesi lazım diye düşündüm. Sonra gözlemledim anne gelecek mi diye, şayet anne gelmezse alıp evde beslemeye çalışacağım… Birkaç saat sürekli gidip gelip baktım anneden eser yok, Özlem’le (beenmaya) Kadıköy’de buluşacağımız için eve aldım Şirin’i (adını Şirin koydum, öyle şirin ki) Akşam eve dönmeden önce kuşçuya gittim, Allahtan açıktı, durumu anlattım, iki çeşit toz mama aldım. Kuru olarak koyun yemezse biraz sulandırın gagasından içeri sokun dedi. Kuru olarak yemedi Şirine, hafif sulandırıp bulamaç yaparak besledim.
Bugün küçük bir kutuya koyduğum Şirin’i gazeteye getirdim. Çünkü çok az yiyordu ve ancak ben yedirirsem yiyordu. Bütün gün aç kalamazdı. Bir ara baktım kutudan çıkıp masamın üzerinde gezindi, hatta kenarına gelip uçtu. Sevinç çığlıkları attım.. Ölmek üzereyken bulup tekrar yaşama döndürdüğüm, iyice uçmayı öğrenince salacağım, ilk cik sesini biraz önce duyduğum bu minik Şirin kuştan nasıl ayrılacağımı düşünerek şimdiden hüzünleniyorum…
Sevgilerimle…
NOT: İlk fotoğraftaki anne kumru, ondan sonrakiler yaklaşık bir hafta önce çekilen Şirin'in fotoları, turuncu havlu üzerindeki pozlar pazar günü fön makinasıyla kuruttuğum yani hayata döndüğü anlar, son üç poz ise bugün gazetede çektiğim pozları Şirin'in...:)) İyice tüylenmiş palazlanmış hali...