- Kategori
- Mizah
Yaşanmış bir gırgır öyküsü...

O gün yaşadığım sevinci asla unutamam.
Gırgır dergisinin ‘Çiçeği Burnunda Karikatürcüler’ sayfasında ilk çalışmam yayınlanmıştı. Toprağı bol olsun büyük usta Oğuz Aral biraz fırça kaymıştı ama coşkumun yanında lafı bile olmazdı. Karikatürümün konusu 12 Eylül sonrası tartışılan 1982 anayasası ile ilgiliydi. Anayasa taslağı tüm kurumlarda sözde tartışılıp, görüşler alınırken, üniversite gençliğine bu konuda söz hakkı verilmediğini çizmiştim. Ağzı bantlı bir öğrenci tiplemesi kondurmuştum kareye.
Oğuz Aral, teknik yergilerinin yanına bir de övgü eklemişti. Böylesine ücra bir yurt köşesinden eser gelmesinin kendisini pek hoşnut ettiğini ifade etmişti.
Bende inanılmaz hoşnut olmuştum. Hele o çalışmanın bedeli olarak küçük bir havale almam da ayrı bir sevinç kaynağıydı. diğer yandan 12 Eylül silindiri altında yamulan bir kasabayı güldürmem de ayrı bir haz vermişti bana.
Artvin’in Ardanuç ilçesiydi burası.
Ağabeyim İstanbul Hukuk’tan belgelenmiş, öğretmen kız kardeşim sürgün yemiş. Babam, bir haltlara karışırım kaygısıyla beni de dizinin dibine almıştı. Kasabadaki hırdavat dükkânında emin ellerdeydim yani.
Durum bu ahvaldeyken o gün dükkâna
“Ulan ……… salağı! Ben sana binlerce kez bu işlerden vazgeç demedim mi? Şimdi tıksınlar içeri de karikatürlerini orada çiz, beyinsiz herif!”
Bana gerekli sözlerini sarf eden babam bu kez savcıya dönerek;
“ Alın bunu savcı bey, ben ıslah edemedim gereğini siz yapın. Kılını kıpırdatan şerefsizdir!”
Savcı, babamın küfür ve isyanından fırsat bulur bulmaz söze girdi;
“Yapmayın Necati bey, durumu yanlış anladınız. Ben buraya oğlunuzu içeri almaya değil, kutlamaya geldim. O muhteşem bir espri bulmuş ve böylesine önemli bir dergide eseri yayınlanmış. Oğlunla gurur duymalısın.”
Babam ikinci kez buz kesilmişti. Tabi ben de. Bu hiç beklemediğimiz bir yorumdu. Babamın yüzündeki hırs çizgileri, memnuniyet ifadesine dönüşürken bu kez bana sevecen bir sesle ünledi;
“Oğlum koş bize şuradan üç çay söyle de gel…”
K.Tipioğlu.