​ Yaşasın New York'tayım... / Yurtdışı Tatil / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Haziran '07

 
Kategori
Yurtdışı Tatil
 

Yaşasın New York'tayım...

Yaşasın New York'tayım...
 

Mutluyum, heyecanlıyım... Öncelikle bir yıldır görmediğim oğlumu göreceğim için, sonra ise üçüncü kez gideceğim, birer ay kaldığım New York'u bir kez daha yaşamak şansını bulmam... Gerçekten fırsatlar ülkesi ve adımını attığınız ilk andan itibaren farklı bir dünyada olduğunuzu hissettiriyor size...

Daha gitmeden havaalanında iken başladı bu farklılıklar, belki bir tesadüf olsa da... İşlemleri bitirip uçağa giriş anonsunu beklemek için ayrılan salona girdim... Arkalarda bir yere oturdum, gazete uçakta veriliyor diye almadığımdan, kitaplarımı da bir güzel evde unuttuğumdan ve seyredecek başka bir manzara olmadığından etrafı incelemeye başladım güneş gözlüklerimin ardından... Çeşit çeşit insanlarla karşılaşıyorsunuz, ben de o çeşitlerden biriyim tabii ki başkalarının gözüyle bakıldığında... Aynı kıyafetleri giymiş yaklaşık 10-12 kadar genç gördüm, yaşları 18-22 arası... Siyah pantolon, siyah ceket, beyaz gömlek, başlarında siyah kenarlıklı şapkalar ve sakallarının kesiliş şeklinden yahudi olduklarını anladığım bu gençlerin, ellerindeki kalın kitapları sürekli ağızlarını oynatarak sessizce okumalarından dini eğitim aldıklarını ve ileride haham olacaklarını anladım...

Buraya kadar pek bir ilginçlik yok ama bundan sonrası ilk kez rastladığım bir olay olduğu için bana çok farklı geldi... Gençlerden bana yakın tam karşımdaki koltuklardan birinde oturanı çantasını açıp birşeyler çıkarıp kafasına bağladı, bağladığı şey bir santim kalınlığında altı santim büyüklügünde siyah kare bir tahtanın üzerine oturtulmuş 3-4 cm3'lük bir kutu idi. Bu kutunun iki tarafında bir santim eninde uzunca deri bağlar vardı ve bu kutuyu başının tepesine oturtup yandaki bağlarla kafasına bağladı. Sadece dudaklarını oynattığından dua okuduğunu anlamıştım ve bu kutuyu başına bağlamadan önce de birkaç kez hafifçe dudaklarına götürüp öpmüştü... Daha sonra ceketini çıkardı, gömleği uzun kollu olduğu için birisini yukarı kadar sıvadı ve çantasından çıkardığı ikinci bir kutuyu omuzuna yakın bir yere bağladı. İpleri de çapraz vaziyette koluna dolayarak bileğine kadar indirdi... Bir müddet böyle dua ettikten sonra çıkardı onları çantasına koydu. Diğerleri de değişik aralarla bu durumu uyguladılar... Epey şaşırdım çünkü ilk kez rastlıyordum böyle bir şeye, uçağa binip de cam kenarındaki yerime oturduğumda, onların bir kısmının tam arkamdaki orta bölümdeki altı kişilik koltuk sırasında oturduklarını gördüm. Çaprazıma geldikleri için rahatlıkla bakabiliyordum. Merakımdan olacak arada sırada bakıp inceledim onları, mesela gelen hiçbir yemeği yemediler, kimisi aliminyum folyo kağıt içinde kendi getirdiği yiyeceği yedi, kimisi de yine kendi getirdiği hazır paketler içindeki kek ve krakerleri yediler. Buna da şaşırdım tabii ki, bir açıklaması vardır ama ben bilmiyordum. Belki sevgili New Yorker biliyordur da beni aydınlatır...

Uzunca süren (onbuçuk saat) nonstop bir uçusun ardından indik New York'a, oğlum herzamanki gibi karşıladı beni, mutluluğum had safhada, arabayla Long Island'a doğru yöneldik... Dediğim gibi bir an düşündüm neredeyim ben diye herşey o kadar farklı idi ki... Long Island ismi üzerinde uzun ada, oğlum da bu uzun adanın orta kısımlarında oturuyor. Adada New York'un merkezindeki gökdelenlere inat sadece tek ve iki katlı binalara izin verilmiş, evleri seyredalıyorum konuşurken aynı zamanda... Öyle güzeller ki en basitleri bile sanki kalemle çizilmiş gibi, hani hep hayalimizdir ya bahçe içinde bir evim olsa diye, öylesine hayal gibi evler... Önceki yıllarda geldiğimde daha kuzeye doğru çıkmıştım bu evlerin muhteşemlerini görmüştüm, zenginlerin ve artistlerin oturduğu malikanelerdi bunlar, ağzım açık hayretle izlemiştim bu muhteşem güzellikteki yapıları...

Bizim ev de iki katlı yapıların olduğu bir site, site deyince birbirine yakın evler değil, aralarında epeyce mesafe olan, yemyeşil çimenler, ağaçlar, bahçelerinde çiçekler, etrafta sincapların, tavşanların cirit attığı, gürültü olarak sadece kuş seslerinin olduğu, ortak bir de yüzme havuzunun bulunduğu bir site... Bu kadar yoğun geçen çalışma döneminin ardından böyle bir ortamda bulunmak huzur verecek bana... Eve geldiğimizde Jennifer'ın içten sarılmasıyla karşılaşmak da ayrı bir hoşluk tabii ki... Tembellik yapmayı nasıl da özlemişim, üstelik blogda yazmayı da... Neredeyse ayda bir yazar olmuştum, zaman bulacağım için seviniyorum...

Tüm blogerlere kucak dolusu sevgilerimle...


 
Toplam blog
: 203
: 2037
Kayıt tarihi
: 23.10.06
 
 

İnsanların yapmaktan mutlu oldukları hobileri vardır. Benim de en severek yaptığım, hayatımda yen..