- Kategori
- Felsefe
yastayım

işte böyle mahşeri bir karmaşaydı yaşadığım...
Bir feryadın seslendirilişi,
Sızmak için küçük kırıklardan içeri…
Kaçırmıyor hiçbir hıçkırışı...
Kimin ardından… kime…
Kim hak eder bu duygu sağanağını…
Yaşayan da mı marifet.. yoksa yaşatanda mı…
Yoksa… içerde bir şeyler olanda mı…
“... Sen varmışsın gibi, ışığı kapatmadım”
Hastayım… hiç kimse bilmiyor…”
Babalar gününde göndermiştim kendime…
Annem bu duygu sağanağını daha çok belli ederdi bana…
Dayanamayıp anneler gününde de gönderdim kendime…
Şimdi yeniden dinlemek zorunda kaldım,
Diğer müziklerin arasında gizlenip gelen bu gönül sancımı..
Ne zamandır soğumuştum yazmaktan.
Kaptırmıştım kendimi, yaşamımın diğer boyutlarına..
Öyle ya, arasıra kül atmalıydım, gönül ocağıma..
Yoksa nasıl dayanırdım, bu duygu sağanağının sıcağına…
Ama olmuyormuş… olmadı..
En küçük esintiye bile dayanamadı..
Bir içli şarkı, yetti de arttı..
Saklıca esti, küllerini dağıttı.
İşte gönül közüm, kor gibi yine..
Biçare kalbim çaresizlikler içinde…
Müziğin ezgilerine mi takılsın
Yoksa sözlerin anlamına mı asılsın…
“... Bu kez sana söyleyecek ne çok şey vardı”
İsterdim, bak unutmadım demek...”
İyi ki, ne yazanıyım, ne besteleyeniyim,
Ne de söyleyeniyim bu gönül feryadının…
Yoksa, nasıl dayanırdım verdiği sızıya
Ben, sadece sessiz bir dinleyeniyim…
Koş Hayyam koş... durum kötü yetiş
Bir şeyler söyle de dinsin bu iç çekiş..
“Yok olmamış varlık var mı bir tek?
Her şey bir gün, dağılıp gidecek.
Öyleyse vara yoğa ne bakarsın?
En iyisi yoku var, varı yok bilmek.”
İyi de, sen tutaydın, söylediklerini
Haline bak… Ben mi söyledim dediklerini…
Keşke vermek için gazı, diyeydin
". bu sel yatağında ev mi dayanır,
Mum mu yanar bu rüzgarlı yerde..."
diye, diyeceğini...
NOT: Ben bu yükü taşıyamam, yeter keyf sürdüğünüz
Açın müziği, biraz da siz dinleyin
Anlayın nasıl oluyormuş gönül süzgecinde süzdüğümüz..
http://fizy.com/s/1aicr0