- Kategori
- Spor
Yayın İhalesini motor güce dönüştürmek

Yayın ihalesinin rekor bir bedelle sonuçlanmasından sonra kulüpler herhalde zevkten dört köşe olmuş bir vaziyette önümüzdeki senenin plan ve programını yapmaya başlamışlardır.
Artık bu ligde oynamak takımlar için ceplerinden ödeyerek finanse edecekleri yük olmaktan çıkmış, büyük bir kazanç haline gelmiştir. Kuşkusuz bu sene ligden düşecek takımlar için bu durum gerçek bir zarardır.
Futbolun bu saatten sonra artık bir endüstri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Tabloya baktığımızda ortalama bir Süper Lig takımının yıllık 15 milyon dolar bir kazancı garantilemiş olduğunu görüyoruz; ki bu çok büyük bir paradır. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın gelirleri ise bunun on milyon dolar üzerindedir.
Aslında bu durum kendi içinde bir takım dinamikleri de harekete geçirmelidir.
İhalenin bu rakamlara gelmesinin başlıca nedeninin üç büyükler olduğu bir gerçektir. Sn. Karamehmet’in hangi takımı tuttuğunu bilmiyorum ama bu kadar parayı Kayserispor ya da Bursaspor için vermediği de ortadadır. Hele İstanbul Büyükşehir Belediyesi için aklından bile geçireceğini sanmıyorum.
Anadolu takımlarının bir kaçının bir süreden beri kendi içlerinde futbolu daha fazla önemsiyor olduğunu, yatırım yaptığını takip ediyoruz. Ancak her ne yapılıyor olursa olsun taraftarın ilgisini canlı tutmaktan uzak olduğuna şahit oluyoruz.
Bu işin de sadece Karamehmet ve Grubuyla gitmeyeceği de bir başka gerçekliktir.
Türkiye belki Avrupa’nın en fazla profesyonel kulübü barındırması bakımından ön sıralarda bir yer aldığını söyleyebiliyoruz; ancak bu profesyonellik gerçek bir kazanca dönüştürülemiyor, tabana yayılamıyor.
Milliyet
Kulüpler belli bir gelenek bile yaratmaktan aciz kalıyorlar.
Profesyonel anlamda bin bir güçlükle kazanılan artı değer de özellikle Afrika’dan ithal edilen kalitesiz futbolculara aktarılıyor. Bu bilinçsizliğin ve ilkesizliğin bir yansıması olarak aslında en önemli sorunlarımızdan biridir.
Nasıl özellikle Ege ve Akdeniz sahil şeridinde çok ciddi bir turizm bilinci ve planlaması yapılıyorsa spor da önemli bir zenginlik merkezine dönüştürülebilir. Şehirlerimizde yaşayan ve yarın ne iş yapacağını bilemeyen bir çok genç için bu bir şans olabilir.
Yatırım yapan sermayedarın ürüne değerinden çok daha fazla bir bedel ödediğini söyleyebiliriz. Şu bir gerçek ki kendi içinde her ne kadar heyecan barındırıyor olursa olsun kalite belgesi olmayan standart dışı bir üründür bizim futbolumuz.
İhale sonunda hemen herkes ağız birliği etmişçesine bedeli önceden tahmin ettiklerini açıklamışlardır. Bunun kriterinin ne olduğu ise bilinmemektedir.
Örneğin en son oynanan Fenerbahçe-Tokatspor veya Beşiktaş-Kasımpaşa kupa karşılaşmaları kaç kişiye oynanmıştır? Bir talep patlaması mı vardır maçlara? İnönü Stadyumu, Beşiktaş’a daha ne kadar yakın olabilir de topu topu 25 bin kişiyi bir araya toplayamamakta; oraya gelenlerin de işi gücü sahadaki futboldan çok Yıldırım Demirören’dir.
Tabloya baktığımızda Federasyonun %10 gibi çok büyük bir pay aldığını görüyoruz. Bu da yıllık 32 milyon dolar demektir. Federasyonun bunun karşılığında futbolumuza ne türden bir hizmet vereceğini, bugüne kadar ne verdiğini merak etmekteyiz.
Ayrıca devletin de bu ticaretten kasasına 65 milyon dolar KDV girmektedir. Herşeyi devletten bekleyemeyeceğimiz bir liberalizmin doğruluğuna inanıyor olsak da madem pay alıyor üzerine düşeni de gerçekleştirmesini istemek bizim de vatandaşlık görevimizdir. Gençleri halı sahaların suni ve tel örgülerle çevrilmiş alanlarına mahkum edenlerin İstanbul gibi bir şehrin her ilçesine birer adet amatör futbol sahası yapmasını istemek çok mudur?
Kısacası burada kime ne kadar pay düşüyorsa bunu cebe indirmek yerine böylesi bir maddi gücü değerlendirmek, motor haline getirerek, kendi kendini çeviren bir endüstri yapmayı görev edinmelidir.
Kendisine biçilen değerin içi doldurulmalı, bir balon veya güçlü bir köpük olmaktan çıkarılmalıdır.
Uzay Gökerman