- Kategori
- Gündelik Yaşam
Yaz hali

Kimi zaman günler su gibi akıp gider. Durgun akan bir ırmakmışçasına rahat, sessiz, sakin, telaşsız ve derinden. İran sinemasından bir film izler gibi hisseder insan kendini; daha doğrusu o filmlerden birinde yaşıyormuş gibi... Sabitlenmiş bir kameranın çerçevesinden ibaret bir hayat. Çölün bilge sükuneti. Kerpiçten yapılma toprak damlı evlerin sıcak geçirmez kuytuluğu...
Bir toz zerresinin havada salınışını görebilir, yere indiğinde çıkardığı sesi duyabilirsin.
Zamanın yavaşladığını, mekânın genişlediğini hissedersin. Daha çok sessizlik, daha çok boşluk, daha az kalabalık ve daha uzun bir günbatımı. Tabiat da ayak uydurur bu rehavete; rüzgâr diner, bulutlar göçer. Deniz sakinleşir. Som bir mavilikte gerinir gökyüzü. Tam da ağustosböceğinin mevsimidir.
Günlerdir ben de o dinginlikteyim. Bedenim masa başında ama sanki duygularım tatile çıkmış. Kimseye kızamıyorum, hiçbir şeye yeterince öfkelenemiyorum. Sanki sinir uçlarım dağlanmış. Özlemlerimin, acılarımın, arzularımın sivri yanlarını taşa sürüp yontmuş gibiyim. Bir önceki yazımda bir şeylere kızıp “keşke bir soğan olsaydım” dedim ama geçici bir ruh haliydi o. Soğan da olsam eminim şu anda aynı şeyleri hissederdim. Daha da sakin bir soğan olurdum yani!
Uyku ile uyanıklık arası bir yerdeyim sürekli. Bedenim ayakta dolaşıyor ama ruhum denizin üstünde bir su yatağında uyuklamakta. Aşağı yukarı, sağa sola salınıyorum hafifçe. Her şeyi unutmaya meyilliyim, her işi erteliyorum. Aklımın ucunda birikmiş yazıları ekrana dökmeye üşeniyorum. Büyük ve iddialı cümleler kurmak istemiyorum. Kelimelerin keskin taraflarını yontuyorum. Harflerimin çok ses çıkarmasını istemiyorum. Kavgacı satırları siliyorum. Şişeler dolusu passiflora içmiş gibiyim, oysa gırtlağımdan sudan başka bir şey geçtiği yok, çay bile içmiyorum doğru dürüst.
Bu halimi seviyorum aslında. Dünyanın bu halini, bu mevsimi seviyorum. Didişme yerine bırakıp gitmenin, hızlanma yerine yavaşlamanın, koşma yerine keyfini çıkara çıkara yürümenin, çene yorma yerine susmanın, yapışıp kalma yerine vazgeçmenin, kin besleme yerine unutmanın mevsimidir bu. Yorulmayı bilmeli insan, yorulduğunu anlamalı.
Dünyayı yorduk, kendimizi yorduk, birbirimizi yorduk. Ölmekten, kan görmekten yorulduk. Göz oymaktan, gözümüzü sakınmaktan yorulduk. Belki en çok da bu yüzdendir benim bu yorgunluğum. Belki de asıl bu yüzden ağırlaşıyordur gözkapaklarım.
Foto: http://www.artofspirit.org/Emotions
Bir toz zerresinin havada salınışını görebilir, yere indiğinde çıkardığı sesi duyabilirsin.
Zamanın yavaşladığını, mekânın genişlediğini hissedersin. Daha çok sessizlik, daha çok boşluk, daha az kalabalık ve daha uzun bir günbatımı. Tabiat da ayak uydurur bu rehavete; rüzgâr diner, bulutlar göçer. Deniz sakinleşir. Som bir mavilikte gerinir gökyüzü. Tam da ağustosböceğinin mevsimidir.
Günlerdir ben de o dinginlikteyim. Bedenim masa başında ama sanki duygularım tatile çıkmış. Kimseye kızamıyorum, hiçbir şeye yeterince öfkelenemiyorum. Sanki sinir uçlarım dağlanmış. Özlemlerimin, acılarımın, arzularımın sivri yanlarını taşa sürüp yontmuş gibiyim. Bir önceki yazımda bir şeylere kızıp “keşke bir soğan olsaydım” dedim ama geçici bir ruh haliydi o. Soğan da olsam eminim şu anda aynı şeyleri hissederdim. Daha da sakin bir soğan olurdum yani!
Uyku ile uyanıklık arası bir yerdeyim sürekli. Bedenim ayakta dolaşıyor ama ruhum denizin üstünde bir su yatağında uyuklamakta. Aşağı yukarı, sağa sola salınıyorum hafifçe. Her şeyi unutmaya meyilliyim, her işi erteliyorum. Aklımın ucunda birikmiş yazıları ekrana dökmeye üşeniyorum. Büyük ve iddialı cümleler kurmak istemiyorum. Kelimelerin keskin taraflarını yontuyorum. Harflerimin çok ses çıkarmasını istemiyorum. Kavgacı satırları siliyorum. Şişeler dolusu passiflora içmiş gibiyim, oysa gırtlağımdan sudan başka bir şey geçtiği yok, çay bile içmiyorum doğru dürüst.
Bu halimi seviyorum aslında. Dünyanın bu halini, bu mevsimi seviyorum. Didişme yerine bırakıp gitmenin, hızlanma yerine yavaşlamanın, koşma yerine keyfini çıkara çıkara yürümenin, çene yorma yerine susmanın, yapışıp kalma yerine vazgeçmenin, kin besleme yerine unutmanın mevsimidir bu. Yorulmayı bilmeli insan, yorulduğunu anlamalı.
Dünyayı yorduk, kendimizi yorduk, birbirimizi yorduk. Ölmekten, kan görmekten yorulduk. Göz oymaktan, gözümüzü sakınmaktan yorulduk. Belki en çok da bu yüzdendir benim bu yorgunluğum. Belki de asıl bu yüzden ağırlaşıyordur gözkapaklarım.
Foto: http://www.artofspirit.org/Emotions