Yazarlık mı? Güldürmeyin insanı. Elini sallasan ellisi, telimi sallasan tellisi bre ! / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ekim '16

 
Kategori
Blog
 

Yazarlık mı? Güldürmeyin insanı. Elini sallasan ellisi, telimi sallasan tellisi bre !

Yazarlık mı? Güldürmeyin insanı. Elini sallasan ellisi, telimi sallasan tellisi bre !
 

Ne zamandır şu Facebook’u yazmak istiyordum. İcat oldu olalı kimseler değinmedi. Hiçbir yerde görülmemiştir. Öyle bir platform ki, herkesten sonra kuruldu, şimdi herkesleri geçti. Neden?

Sebepleri çok. Facebook, koskocaman bir okul. Okul müdürü, buranın hem hocası, hem borazanı, hem yazıcısı, hem zil çalını, hem çaycısı, hem hademesi.

Kafandan geçenleri, düşünmeden yaz. Bir bakmışsın ki hemen yayında. İnsanlarımız bir yazarlık ego’su, daima şuurlarında  gizlidir. Facebook, bunu açığa çıkardı. Adeta bangır bangır ilan edildi: “Gel vatandaş gel. Sen de gel ! Ne yazarsan kabulümdür. Çeşitlerimiz bol. Ebrulisi var, fıstıkisi, kurşunisi, zeytunisi var. Kategori mi dedi? Bizdeki çeşit.  Mısır Çarşısında bile yoktur. “

“Ne editör var, ne Sırat Köprüsü var. Ne bekleme var. Tak diye yaz, şak diye karşına çıksın.”

Eh, ne de olsa memlekette “yazar” açığı var. İşte  Facebook, tamamlıyor. Mübarek tümen tümen.” Milliyet Blog’da yüz binleri aşan yazar var. Ama Facebook’ta daha fazla yazar var. Çünkü; birileri, bir öksürse, bir gülücük kondursa, bir aksırsa, bir tebessüm etse, hepsi “yazar”  oluveriyor. Orada herkes yazar. Eti de para, çulu da para, gülücüğü de para,  “Elini sallasan ellisi, telimi sallasan tellisi” Yani her taraftan fışkırıyor yazarları.

Yazarlarını adli yönden koruyan, birlik ve beraberlik için daima istim üzerinde olan, kafasının işçindeki tilkilerin kuyruğunu birbirine değdirmeden dolaştıran, kaşın üzerinde gözün var demeyen bir BLOG’culuk anlayışına göre Milliyet Blog, bize sessiz ve derinden epey şeyler öğretti. Ama gel gör ki, Facebook’a çanak tutmasaydı, iyi olurdu. Kendisine olan ilgiyi dağıtmasaydı.

Facebook’ta özel yaşam, yerle bir şimdi.  Aileye ait ne varsa şimdi ortalarda geziyor. Sandıkta, sepette, kilerde ne varsa ortaya dökülüyor.  Bazı gizli kalması gereken ailevi ortamlar, karpuz sergisi gibi  meydanlarda.

Ey Blogcu Blogcu / Eselim biz burcu burcu / Taşlar yerinden oynasın / Bu fasulye iki buçuk lira / Hem kaynasın, hem oynasın  / Hadi var mısınız? / Eller havaya havaya /  “Çaaak” yapaciz./ Düşman çatlataciz /

Eller havaya, havaya. / Hadi  çaklat./ Sesi Bağdat’tan gelsin Hey, Kandıralı, sen de çaklat /  A be sen ne güzelsin /  Ağzından öpülesin /  Hamsi gözlüm, yeşil gözlümsün /  Hamsinin gözleri gibi / Bi yanayi, bi söneyisin!.

“Kadifedendir kesesi /  Tık- tık kokar nefesi /  Dudağında busesi /  O bir  tıktık  heveslisi / Yesin onu ninesi.  / Enine nanay / Dikine nanay /  Şinanay yavrum, şinanay

Arabası dört teker / Köşesiz seni kim çeker / Köşesiz Blogculuk, beterden beter / Bu devirde eşek eşeği ödünç kaşır / Zengin arabasını dağdan aşırır / Ah bir de   Blog İdaremizin OHAL’inden kurtulsak /  Yazımızı dan  diye yazsak, / Pat diye ekranda görsek

Kimimiz; blog aşkına, tencereyi ateşte unuttu, şiirler döktürdü, kimimiz lokma, kimimiz kızamık döktük, kimimiz  kurşun döktürdük. Kimimiz blog toplantılarında  sahnelerde döktürdük.

Ama, her şeyden evvel, blogculuk iyidir. Sıhhat saçar. Nefes açar. Diri tutar. Her gün kendini görürsün. Bir ayna gibidir.

Son olarak “iyi ki varız,” deyip kuvvetli bir “çaaak!” işi halleder.Unutma, küllük’te, gül de biter!”

Ört ki, ölem !

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..