​ Yazarlıkta, "terfi etmenin" yolları... / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ekim '10

 
Kategori
Blog
 

Yazarlıkta, "terfi etmenin" yolları...

Yazarlıkta,  "terfi etmenin" yolları...
 

4 – 5 yıldır Milliyet Blog’da tecrübe kazandık dedik amma, biz söyledik. Biz dinledik. Bir türlü de yıldız da olamadık gitti. Ne uzadık ne kısaldık. Hep aynı.

Eğer, Nasrettin Hoca devrinde olsaydık, böyle mi olurdu halimiz? Kim bilir nerelerin kırpılmış yıldızları olarak dünyaları dolaşıyor olurduk.

Düşünüyorum. Yahu biz, bu ocağa hizmet ettik. 5 yıldır iznimizi bile bir defa olsun kullanmadık. Grev yapmadık. Pankart açmadık. Ekmeği yanında, kendi halinde birisiyiz. Kovulsak bile, geri gelenlerimiz oldu

Şişinmek gibi olmasın ama, blog yazma uğruna, sahura kalkar gibi, klavyenin başına tünedik. İcabında bir tek kelimeyi bulmak için, klavyeler başında uyuya kaldık.

Bizi köşe yazarı yapmıyorlar, anlaşıldı. Bari tecrübelerimizle, yeni “Blog açacak’ lara” faydalı olalım dedik. Dile kolay. 6 binlere gidiyoruz garik. Blog Çarşısına geldik, “gari demeyelim gari!” Tü, tü, tü maşallah, dedik. Alttan verir samanı, üstten çıkar dumanı. Elemtere şiş, kem gözlere şiş.

Tamam. Karar verdiniz. Blog açacaksınız. Blog açmak, hamur açmağa benzemez. Baştan hamurunu tutturmak için, mayasını neyini ayarlayın önceden. Konunuzu iyi seçin.

Biraz yazıda ahkam kesin. Mahalli şive kullanın. Hoş kaçar. “Bakkallarda yufka ekmeği satışı başlesin. Herkesler, dürüm dürüm dürülsün. Garınlarımız, hölemmecine bi doyuvesin. Bütün lokantalarda, bulgur aşı, fasille, guyu kebabıinen, Nazilli pidesi ossun!”

Dikkat edin. Şimdi hamuru yoğurmağa başlayın bakalım. Sakın ola ki, içine yabancı madde karıştırmayın. Sakın ola ki, “copy – paste” (Kopyala – yapıştır) yapmayın. Yoksa, kopya kuzumuz Molly’ yi, önce kızdırır, sonra da kalbini kırarsınız.

Uzun uzun da “semiz otu” nasıl pişirilir diye koskoca sayfayı doldurmayın öyle. Okunmaz! Semiz otunu seven var, sevmeyen var.

Sonra, kurnazlık yapıp, çok okunuyor diye, namaz hocasının tavsiyelerini “Blog kategorisine” sokuşturmayın. Hocadan evvel, editörleri kızdırırsınız sonra. Sahadaki futbolcu yalandan kendini attığında, hakemi kızdırdığı gibi. Aman ha!

Sonracığıma, “Tık’lara” pek de itibar etmeyiniz. Modası geçti. Terfi etmek, postu başka yerde sermek için o tık’ların esamisi okunmuyor artık.

Tıklarla şimdiye kadar kimse de zengin olmadı. Borsada bile muamele görmüyor artıkın. Bunu bilse bilse ne işe yaradığını, Sabiha Hanımın melekleri bilir.

“Tık, tık’ları, sadece nalçanın çıkardığı “ses” olarak bilirdik. Kafiyeli olsun diye buna kadın kalçasını da eklediler. Sakın aldanamayasınız. Ne işiniz var sizin salçayla, nalçayla, kalçayla, di mi? Ekmek arası salçalı, pardon kalçalı tost mu istedi canınız? Gidin Kemeraltına, olsun bitsin. Siz siz olun, lütfen yeni icatlar çıkarmayın başınıza.

Sonra, elinizden çıkan lâfı, klavyeniz duymuyorsa, sizin kulağınız duysun. “Bu gün canım sıkılıyor. N’apsam diyorum. Bi türlü bilemiyorum” deyip deyip de blog döktürmeyin. Telli Dede Türbesinde bile kurşun dökerken, daha itina ile döküyorlar. Önce ne yazacaksanız, iyice düşünün derim. Milletin zaten canı sıkılıyor, bi de siz sıkmayın.

5-6 yıllık blog’cuların keyifleri keka. Onlarla işimiz yok. Onları, ustalarınız belleyeceksiniz. Zaten bir avuç kişiler. Onların arabasının tekerleğine çomak, momak sokmayın sakın. diline sakın ola ki düşmeyin. Hem vezir hem rezil yaparlar. Siz vezir olmak için, onlara sık sık yorumlar yağdırın. Sizi bir sevdiler mi, korkmayın bre.

Blog açmak, dükkan açmağa, yufka açmağa benzemez dedik. Siz siz olun, blog’larda kıskançlığa düşmeyin. “ Onun kanı, benimkinden kırmızı mı? Bizim neyimiz eksik.? Ellere var da bize yok mi?!” demeyin ikide bir. Sırası gelir, siz de terfi edersiniz.

Köşeler, köşe kapmacalara dönüştü, Tam seyirlik. Hadi hayırlısı. Köşe’lerden köşe beğenmedik. Özümüz, köşeden başka bir şey görmüyor. Uğur getirsin diye “ Köşe” taşlarına yüz sürdük. Kâbedeki o taş gibi. Fırından dört köşeli ekmekleri seçtik alırken. Köşesinden köşesinden, kıyır kıyır yedik. Bize “Köşe” bulaşsın bari diye. Olur a! Hasbinallah! Köşe kapmaca oynadık çocuklardan, hep yenilme pahasına. Ay ışığında balkonlara, kibritlerden evler, çatılar, balkonlar yaptık köşesi bolcana. Daha ne edelim? En son keşkek pişirdik. Köşeli tabaklarda dağıttık.

Kim icat etti bu köşeleri. Adam bir makale yazardı baş sayfaya. Biz onu bilirdik.

Biz kimselere: çerçeveli, çerçevesiz, renkli renksiz veya desenli “köşe yazarlığı” verilebilmesi için, aşağıdaki kıstaslar gözetiliyor zannederim. Şimdiye kadar davranışlarınız, münasebetleriniz ve de münasebetsizlikleriniz olsun, bel altı vuruşlarınız, gözler önüne alınacaktır sanırım.

Terazilerde tartılacağız bir bir. Safi ağırlığımız, kabahatlerimizden düşülecek. Eh, geriye ne kaldı? Bir “Sır’at” Köprüsü kaldı..

Blog hayatınızda kara defterler olacak. Bir yanına sevapları, bir yanına günahlar yazılacak. O terfi edecek aday, sofradan aç kalkmışsa, şükür demesini bilmiş mi? Tavuklara kışt demiş mi? Bu yollarda karoser’i eğriltiniz mi, Şaside vuruk var mı? Far ayarları tamam mı, Hem geri viteste, hem el freni çekikken, gaza basıldı mı? Yoksa karbüratör mü tıkalı? Benzin mi gelmiyor? İşte…Bütün bunlara bakılacak, terfi ancak ve ancak, ondan sonra. Ne kadar zor di mi bu işler! Ben valla, vazgeçtim köşe yazarı olmaktan. Sizi bilemem!

Zor iş gibi gözükür ilkten blog’culuk. “Siz siz olun, “pankart” açmayın eskidikçe. Olmaz gari deyip de, açılım maçılım da istemeyin.

Ha, unutmadan söyleyeyim son olarak. “Orası burası kalkan” blogcu, yaramaz. Onlara yüz vermeyin. Fazla havaya girerler, burnu havaya kalkıktırlar, “eşek benim değil mi, dama kadar binerim” deyip de havaya girenlerden, sakın ha, uzak durun. Orasını, burasını kaldıranlar, “ medyatik olma” hastalığına yakalanmışlardır. Uzak durmak da evladır.

Yorumlara cevap vermezler o burnu kalkıklar. Yorum kapılarında güneşte kurutulan pastırma gibi bekletirler insanı cayır cayır.

Kimimiz “ Şarkılar yazdım sana, sazlar seni kıskandı” diye güfteler yazdı. Kimimiz blog aşkına şiirler döktürdü, kimimiz kızamık döktürdük. “Islama köfte” tarifi gibi, malzemesini çok koyduk.

“Kadifedendir kesesi / Tık tık kokar nefesi / Dudağında busesi / O bir aşk heveslisi / Yesin onu ninesi. / Enine nanay / Dikine nanay / Şinanay yavrum, şinanay / Bu blog’larda ,/ Sen sen ol, aşık olma / Geriye kalıp basılma / İleriye çıkıp asılma / Baltayı da taşa vurma / Aşık olcaksan, rol yapma / Sonracığıma / Saçını başını yolma /Kahvesi Yemen’den gelir / Köşelerden köşe beğenir / Ah ciğerimin köşesi / Ah iki gözümün, hiç birisi / Ah seni seni / Ah seni gidi / Arabası dört teker / Köşesiz seni kim çeker / Köşesiz hayat, beterden beter / Bana köşe yastığı da yeter / Unutma, küllük’te, gül de biter!”

Ama, her şeyden evvel, blogculuk iyidir. Her gün kendini görürsün. Bir ayna gibidir. Birbirinizi görür, iyi ki varız, deyip kuvvetli bir “çaaak!” yaparız.

Ayna kırılırsa karışmam!..

Gerisi sen sağ, ben selamet.

Ört ki, ölem!

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..