- Kategori
- Anılar
Yazlıkçı olmak (Devam)

Geçtiğimiz günlerde 'Yazlıkçı Olmak' başlıklı bir yazı yazdım. Yazımı ' Benim yazlık anılarım bitmeyecek' diye sonlandırdım. Okuyan dostlarımdan aldığım çok güzel yorumlar, bu anılarıma devam etmem gerektiği fikrini uyandırdı bende. İyisi mi ben anlatmaya devam edeyim.
1960 lı yıllarda Caddebostan'ta geçirdiğimiz yazları anlatıyordum. Civarda hiç market, bakkal olmadığını yazmıştım bir önceki yazımda. Sadece öğleden sonraları bir mavi at arabası geçerdi kapımızdan, ekmek, açma, simit satan bir araba. Evin günlük ekmeğini almak için mavi arabanın geçişini beklerdik. Sanırım Bağdat Caddesi'nin günümüzdeki durumunu bilenlere bu anlattıklarım masal gibi geliyordur.
Mavi ekmek arabasının saltanatı iki yıl sürdü. O yıllarda henüz yeni açılmış olan Migros, gezginci arabalarla mahallelere servis yapmaya başlamışti. Her sabah aynı saatlerde sokağımıza gelen Migros arabası yaşamımıza büyük hareket getirmişti. O gün kim daha fazla alışveriş yapmışsa ertesi gün Migros arabası, tezgahını o evin kapısına açıyordu. Aldı mı mahallenin çocuklarını bir yarış. Ertesi gün Migros arabasının kendi kapısına açılmasını isteyen çocuklar, en fazla alışverişi yapmaya çalışıyorlardı. Annelere fenalık gelmişti, hergün alışveriş yarışına giren çocuklardan.
Neyse ki bir süre sonra şimdiki Caddebostan Mado'nun yanındaki apartıman inşaa edildi ve altına büyük bir bakkal açıldı da ebeveynler gereksiz alışverişten kurtuldu.
Yıllar geçtikçe bizler büyüdük, bizlerle birlikte binalar da büyüdü ve yükseldi. Caddebostan, Suadiye artık yazlık olmaktan çıkmaya başladı. Gerek sahilin kirlenmesi, gerek nüfusun artması artık buralarda tatil yapma imkanı bırakmamıştı insanlara.
Yavaş yavaş yazlıkçılar Kumburgaz, Silivri ,Yalova gibi yakın sahillere kaçmaya başladılar. Bahsettiğim sahillerde kıyıya parelel yüksek binalar oluşmaya başladı. İnsanlar bahçelerden uzak, apart dairelerinde yaz tatilini geçiriyorlardı. Amaç büyük şehrin karmaşasından kaçmak ve sıcak günlerde biraz serinlemekti deniz kenarında.
Biraz daha maddi imkanı olanlar Ege Bölgesi'nde harika yazlık yöreleri keşfetmeye başlamışlardı bile. Bodrum, Marmaris gibi nefis yerler vardı . Hem buralarda Kumburgaz, Silivri gibi apart dairelerde değil bahçeli evlerde yaşama imkanı buluyordu insanlar. O sahillerde yavaş yavaş parsellenmeye ve bir çok evi barındıran sitelerle dolmaya başlamıştı.
Bu arada biz de okullarımızı bitirmiş, yaşamımızı kurmaya başlamıştık. Kendimiz bir aile olunca çocuklarımızın deniz ve yazlık ihtiyacı için şehirden uzakta bir ev sahibi olmak gerektiğini düşünmeye başladık aynen bir zamanlar ebeveynlerimizin yaptığı gibi.
Ebeveynlerimiz kışlık evleri ile aynı şehirde yazlık ev sahibi olma imkanına sahiptılar ama biz onlar kadar şanslı değildik bu konuda.
İşte o dönemlerde Marmara denizinde bir Adayı keşfettik. Yıllardan 1970 sonları idi. Marmara Denizindeki bu bakir Ada şarabı ile, sardalyesi ile, el değmemiş doğası ve denizi ile bizleri büyülemişti. Hem İstanbul'dan direkt vapur seferleri başlamıştı Adaya. Yolculuk 6 saatten fazla sürüyordu ama büyük şehrin trafığından, keşmekeşinden bunalan bizlere ilaç gibi geliyordu püfür püfür güvertede yapılan bu yolculuklar.
Bu Adadaki yazlıkçı serüvenimize bir sonraki yazımda devam edeyim.