- Kategori
- Sinema
Ye, dua et, sev

Film afişinden...
Kader, hayat, rastlantı ne derseniz deyin dostlar. Bir insanın hayatını değiştirmek için gösterdiği cesaret. Elizabeth'in çektiği acılar, yaşadığı mutluluklar, tanıştığı insanlar, edindiği tecrübeler...Herkesin kendinden birşeyler bulabileceği bir film. Hele de duygusal anlamda karmaşık günler yaşıyorsanız tam sizlik bir film gidin ve izleyin dostlar.
İzleyiceye ucundan da olsa hayatı sorgulatıyor, değişime önce kendinden başlamalı insan diyor...Benzer dertleri, hayalleri olan kadınları da tam kalbinden vuruyor...Kadınları diyorum, çünkü gerçekten tam anlamıyla bu film tam bir kadın filmi...
Çok ayrıntıya girmeden filmin konusu kısaca şöyle; New York'lu Elizabeth, her şeye (malk, mülk, koca, iş:)) sahip olmasına rağmen, hayatında her şey göründüğü gibi 4x4'lük değildir. Mutsuzdur. Bu mutsuzluğu farkedip boşanmaya karar verdiğinde yaşadığı perişan bir aşk kaçamağıda daha çok mutsuz eder onu ve karar verir. Çekilin yoldan ben geliyorum mantığı ile atar kendini yollara:))
Soluğu İtalya'da alır. İtalyanca öğrenir, yeni dostlar edinir, bol boooool hatta tıka basa yemek yer. (Açken gitmemenizi tavsiye ederim, yoksa eve dönüşü zor beklersiniz ve hiç üşenmeden bol acılı, soslu, fesleğenli makarna yapıp kocaman bir tabak yersiniz tıpkı benim yaptığım gibi:)))
Ardından Hindistan'a gider. Meditasyon öğrenir, bol bol dua eder, yine yeni dostlar edinir kendine.
Veeee Bali...İşte filmin en güzel sahneleri. Bali'li şifa dağıtıcı Ketut'un kehanetleri bir bir çıkmıştır ve Liz yine onu ziyarete gelmiştir. Bali sahnelerini anlatmayacağım, gidin ve izleyin. "Karaciğerinizle gülümseyin hayata"...
Filmden son cümle: Karşıya geçelim...
İşyerinden bazı arkadaşların aklını çelip, kurs kırma pahasına gittiğimiz bu filme iyiki gelmişiz dedik çıkışta. Bali sahnelerinin yüzümüzde bıraktığı gülümsemeyle evlerimize döndük:))
Sevgiyle, sevginizi hakedenle kalın...