- Kategori
- Öykü
Yeme Bizi Cemal...

Malum, bal tutan parmağını yalar!
Bu Cemal var ya, bu Cemal…
Mahallenin gülü, maskotu, eğlenceliği. Şirin görünüşlü yaramaz şey.
Bakmayın şirin yaramaz şey dediğime, yaşını başını almış bir adam ama bu yanını bastırmak, gözlerden uzak tutmak için elinden geleni yapıyor. Çocuksu tavrıyla herkesi gülümsetiyor.
Elini attığı iş elinde kalıyor ama o her defasında hiç mi hiç sıkılmadan üyelerin önüne çıkıp başardım diyor.
Toplanıyor etrafına mahallenin boş beleş insanları o atıp tuttukça çaktırmadan dudaklarını ısırıp ciddi ciddi dinliyorlar. O gittikten sonra da göbeklerini çatlatırcasına gülüyorlar.
Hani siz de bu mahallede öyle bağıra çağıra gülen adamlar görürseniz kısa bir süre önce ondan ayrıldıklarını anlayın.
Hatırlıyorum da, gençlik günlerinde bir süre filanca kurumda tahsildarlık etmişti. Üç ay üst üste açık verince işten çıkardılar.
Sonra marangoz Salih Efendi’nin atölyesinde çalıştı. İki günlüğüne şehir dışına giden patronu geri döndüğünde kereste stoklarının çoğunu ziyan ettiğini görüp yol verdi.
Ustayı uzakta görünce güzelim kerestelerden evinin damına derme çatma bir kuş barınağı da yapmıştı. İşte o, kendisine kâr kaldı. Eski kuşçulardandı bizim Cemal.
Eski kuşçu deyince aklıma geldi, eski bir pehlivanlığı da vardı ki ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. Yenilir yenilir çıkardı er meydanına.
Atölyede kendisine yol verilince, yapamazsın, edemezsin demelerine rağmen yalvar yakar Kömürcü Niyazi’nin boş dükkânını tutup kahvehane açtı, yüzüne gözüne bulaştırdı.
Neyse rahmetli Hakkı Amca onu yanına alıp ayakkabı tamirciliği öğretti de hayatı kurtuldu. Hakkı Amca’nın vefatından sonra eşi Saniye Abla dükkânı ortaklı çalıştırması için ona verdi.
Şimdi durumu iyi. İşi zamanla büyüttü, kunduracılığa terfi etti. Allahtan çırakları çalışkan da açıklarını kapatıyorlar. Yoksa bunu da çoktan batırmış olurdu.
On, on beş yıldır Ankibanki Mahallemizin Güzelleştirme Derneği başkanlığı yapıyor. Oturduğu koltuğu kimseye kaptırmamak için her türlü fırıldağa da başvuruyor.
Mahallemiz ne durumda derseniz; aslında bakımsız, her taraftan dökülüyor.
Sağ olsun devletimiz de, kimi eski mahallelimiz zengin tüccar ve sanayiciler de zaman zaman ciddi yardımlar yapıyorlar.
Günahını almayayım ama paranın büyük bir kısmı cukka oluyor. Bir iki tanıdığı garibana beş on kuruş yardım ediyor hepsi bu. Kimse de bu paralar nereye gidiyor diye soramıyor da.
İşin doğrusu mahallede en büyük desteği sahil tarafındaki İncirli Bahçe Sokağı ile çarşının olduğu Merkez sokağından görüyor. Mahallenin diğer yerlerinde olduğu gibi bu iki sokakta da derneğin el atması gereken çeşitli sorunlar olduğu halde, bu sorunlar yerli yerinde durdukları halde ne hikmetse insanların Cemal’e inanılmaz ve sonsuz bir destekleri var.
Dernek üyelerinin yarısından çoğu o sokaklarda ikamet edenler dersem belki biraz anlarsınız.
O iki sokak onun hemşerileri ve akrabalarıyla dolu. Cemal’in her dileği onlar için adeta emir gibidir. Eh o da ara sıra kolluyor yakınlarını tabii. Bu ilgi boşuna değil.
Derneğin her kongresinde önceden tedbirini alır. Gençlerden yeni yandaş üyeler kaydeder, koltuğunu sağlama alır.
O toplantılarda birileri çıkar, bağırır çağırır ama sonuç alamaz. Cemal alavere dalavere koltuğa oturur. Oturmakla da yetinmez geçmiş yılın büyük başarılarla tamamlandığını iddia ederek önce dernek toplantısında bulunanları, sonra da bütün mahalleyi çatır çatır çatlatır.
Dernek üyelerinin bir kısmı bağıra çağıra çıkar giderler. Kimisi camide teselli olur, kimisi meyhanede, kimisi de eşinin çocuklarının yanında.
Mahallede denize bakan, insanların oturup rahatladığı üç banktan birine mutlaka gidenler olur. Başka türlü nefesleri açılmaz.
O akşam vaziyet mahallenin diğer sakinlerine, aile bireylerine aktarılınca da teselliye ihtiyacı olanların sayısı yükseldikçe yükselir. Sonraki iki üç gün boyunca o üç bankta yer bulamazsınız. Rahatlama ihtiyacı duyanlar normalde oturmadıkları o banklar için adeta sıra beklerler. Mahallelinin de nefesi kesilir ama ne çare…
Mahalleden olup da başka şehirlerde, başka bölgelerde yaşayanlar olayı daha sonra işitirler.
Onların nerede, nasıl teselli bulduklarını ben de bilmem.
Hatırlıyorum da vaktiyle ikimiz de genç ve işsizdik. Meteliğe kurşun atıyorduk. Eşref Kaptan bizi balığa götürmüştü. Teklif ettiği para çok değildi ama bizim için o zaman iyi sayılırdı.
Dört gün beraber çalıştıktan sonra Kaptan sade ona değil, bana da yol vermişti. Sebebi ne derseniz yine oydu.
Kaptan’ın kendine göre sırları vardı. Balığın bol olduğu bir iki yer biliyor, ekmeğini oradan çıkarıyordu. Çevrede öteki tekneler yokken işe gider o belli yerlerde çaktırmadan avlanır dönerdik. Oralardan kimseye söz etmememiz için de sıkı sıkıya tembihliydik.
Diğer balıkçılar bu Cemal’e iki duble rakı içirmiş, sırları ağzından almışlar.
Bir gün gittik ki dört tekne oraya demir atmış. İkinci gün sekiz, on altı derken işimiz bitti.
Kaptan bir anda çöktü. O bu sezon iyi bir para kazanıp kendini emekli etmeyi düşünüyordu. Riske girip bizi işe almasının nedeni buydu. Olmadı. Başka bahara kaldı.
Ben de iş arkadaşı olduğum Cemal’in ateşine yanmış oldum. Bir daha da onunla hiçbir işe birlikte gitmedim. Hatta net ve samimi söyleyeyim ondan olabildiğince uzak durdum. O günden sonra onun çevresindeki katıla katıla gülenlerden biri olamadım, bundan sonra da olmak istemiyorum.
Ne Şam’ın şekeri ne Esed’in yüzü…
Şimdi mahallede kulaktan kulağa dolaşan bir dedikodu var.
Sözde İncirli Bahçe’den Avrupa’ya giden, Belçika’da yaşarken siyasete de bulaşan hemşerimiz Burhan’ın Avrupa Parlamentosu’na kabul ettirdiği proje sayesinde kuvvetli bir para gelecekmiş mahalleye.
Burhan hem projenin gerçekleşmesini hem de paranın yüzde yirmisini istiyormuş. Cemal de kabul etmiş.
Adam haksız da sayılmaz. Bu zamanda kim kime babasının hayrına bu kadar Avro’yu bağışlar, bağışlatır.
Hem ne de olsa herif Cemal’in arkadaşı.
Para gelsin de, az da olsa bir kısmı mahalleye harcansın da.
Malum, bal tutan parmağını yalar. Cemal o parmağı yaladıkça yalıyor. Biraz da Burhan yalasın.
Huylu huyundan vazgeçer mi? Geçmez!
Cemal dernek başkanı. Malı götürdükten sonra da çıkar kuvvetli bir nutuk atıverir.
Bizde saf mı yok? Hemen inanırız, alkışlarız, omuzlarımızda taşırız.
Eh karnından konuşanlarımız da olur elbette.
Kolay kolay işitilmese de o karınlarından konuşanların işitilmeyen sesi mahalleyi de, memleketi de doldurur.
“Yeme bizi Cemal!” der, “Yeme bizi Cemal… Yeme bizi…”
30.06.2018
23:53