- Kategori
- Güncel
Yeni bir dil doğuyor
Daha önce de birkaç kez belirttim. Ben dilci değilim. Dil ve edebiyat üzerine eğitim de görmedim. Bunu baştan hatırlatayım da, benim bu yazımı eleştirel bir gözle okuyun. Hemen doğruluğuna hükmetmeyin. Ola ki, saçmalıyorumdur. İzin verin, bu yazımla saçmalama hakkımı kullanmış olayım. Başkaları akşam sabah saçmalıyorlar.
Efendim, ben diyorum ki, “Yeni bir dil doğuyor. Bu dilin adı Kürtçe’dir.”
“Yeni bir dil” demekle neyi demiş oluyorum? Önce kendi durumumu anlatayım. Ben elli yılı aşkın süredir Kürtçe konuşan insanlar arasındayım. Pek çok yakın dostum Kürttür. Evine gidip geldiğim insanlardır. Sürekli evime gelenlerdir. Kendi öz kardeşimin çocuklarından daha fazla bana önem veren, beni seven sayan insanlar Kürttürler. Ben Türkiye’deyken bu böyleydi, otuz yıla yakındır ben Danimarka’dayım, burada da bu böyle devam edip gidiyor. Ve ben birilerine Kürt olduğumu kabul ettirebilecek kadar da Kürtçe biliyorum. Hal böyleyken diyorum ki, gözbebeğimiz TRT yeni açtığı bir kanalı Kürtçeye tahsis etmekle yeni bir dilin doğumuna önayak olmuş oluyor. Ve bu kanalın açılmasına önayak olan başta Cumhurbaşkanı ve daha sonra da Başbakan çok hayırlı bir işe imza atmış oluyorlar. Hayırlı iş, benim açımdan bakınca değil. Kürt yurttaşlar açısından bakınca.
Biraz daha açayım. Nasıl ki, biz yüzyıllar önce Orhun anıtlarını diken Bilge Kağan’la Tonyukuk’u Türkçe’nin iki büyük ismi olarak anıyorsak, günümüzden yüzlerce yıl sonra da “Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan” adı Kürt dilinin kurucusu ve kurtarıcısı olarak anılacaktır. Bundan emin olmak gerek.
Ne demek istediğimi bir örnekle anlatmaya çalışayım. Ülkemizde şu kadar Alevi inançlı yurttaşımız var. Bunlar kendilerine ibadet yeri olarak “Cemevleri” açılmasını istiyorlar. Biz devlet olarak ne diyoruz? “Sizin bu inancınız şu çerçevenin içinde kalıyor, dışında değil.” Peki, Kürtçe yayın yapan bir kanal açarken benim devletim Kürtçe denilen dilin ibine dibine bir baktı mı? “Arkadaşlar, getirin bana Kürtçe bir metin, hele ben bir bakayım, hangi sözcüğü hangi harflerle yazıyorsunuz?” dedi mi? Bir de adalet diye bir şey var. Bütüm millete ait paraların, bu millet içinden bir gruba harcanması adaletin neresine sığıyor? Hükümet bir karar çıkarsa “Nerede ne kadar adı Zeynel olan varsa, her birine birer ev verilsin, ” diye... Bu karara kimin aklı yatar? Peki “Nerede ne kadar Kürtçe konuşan kişi varsa, onlar için buyurun bir TV kanalı, ” diyorsanız bu aynı anlama gelmiyor mu?” Kaldı ki, Kürtçe yazılı olmayan bir dil. Bin yıllardır yazıya geçirilememiş bir dil. Son on beş yirmi yıl içinde bir iki kişinin çabasıyla, aceleyle yazı dili de varmış gibi gösterebilmek için bir şeyler yapıldı. Bir takım romanlar ve öyküler ortaya konuldu. Bizim devletimiz de bir dilin varlığı için bunları yeter saydı.
Yirmi beş yıl kadar önce Kopenhag’ta Danimarkalı bir kişiyle beni tanıştırdılar. “Kürtçe sözlük yazıyor, ” dediler. Kürtçe de bilmiyordu, Türkçe de bilmiyordu. Kürtlere Danimarkaca kursu veriyordu. Sordum, o güne kadar iki bin beş yüz Kürtçe kelime bulmuş. Aradan yıllar geçti. Sözlük ortada yoktu. Arkadaşa bu kez soruyu değiştirerek sordum: “Kürtçe diye bir dil olduğuna inanıyor musun?” dedim. “Hayır, ” dedi. O günlerde artık Kürtlere Danimarkaca dersi vermiyordu.
Boş zamanınız varsa, şu deneyi mutlaka yapın. İran dilinde yazılmış bir sözlüğü açın. Onun yanına bir de Kürtçe Sözlük diye yazılmış kitabı açın. Kelime kelime karşılaştırın. Kürtçe ile Farsça’nın tıpa tıp aynı olduğunu göreceksiniz. Türkiye çapında bir yarışma açın. “Kürtçe okumayı ve yazmayı bieln kişi” arayın. Bakınız kaç kişi çıkacak. İki kişiyi karşınıza alın. Biri İranlı biri Kürt.. “BİR” desinler. İkisi de “Yek” diyeceklerdir. “Şeş” ikisinde de altı. “Hazer” İkisinde de bin. Ve sonra bütün diğer kelimeler.. Ben “Kürtçe diye bir dil yoktur, ” demiyorum. Ama, bu konuda bilim adamlarının görüşü alınmalıydı. Dilcilerin yanında bir de toplumbilimcilerin..
Kanal Şeş’in açılışını bu kadar geniş çevrenin alkışlaması sizi de korkutmuyor mu? Ve alkışlayanların kimlikleri size bir şeyler düşündürmüyor mu?Günü kurtarmak için, önümüzdeki seçimi kurtarmak için mi bu adımı attık? Yoksa devletimizin bütünlüğünü ve ulusumuzun birliğini korumak için mi?
Yanlış anlaşılmasın. Ben Kürtçe yayın yapan TV kanalına karşı değilim. Benim ne haddime. Yalnız ben tarihe bir not düşmek istedim. Nasıl Turgut Özal diye biri, daha bugünden Kürtlerin baş tacı ise, gün gelecek bugünkü iki devlet büyüğümüz de onların “Bilge Kağan’ı ve Tonyukuk’u” olacaklar. Ben sadece bugünden “Kutlu olsun, ” demek istedim.