- Kategori
- Siyaset
Yerli ve Milli Siyaset; Laik, Aklî ve Felsefîdir

Türk siyaset felsefesinin en temel metinlerinden biri Fârâbî’nin el-Medînetü’l-Fâzıla’sıdır. Bu metinde siyaset, filozofun varlık ve bilgi felsefelerinin neticesi olarak ortaya çıkar. Buna göre siyaset, bir bilgi meselesi olup akla dayanır. Siyasetin akla dayanması, Fârâbî’nin siyaset felsefesinin modern bir niteliğe sahip olmadığına işaret eder. Modern siyaset akla dayanmaz; iştah, hesap ve menfaat tatminine dayanır. Modern siyaset felsefesinin bu hesapçı yanı; aklı bir hesap makinası gibi tanımlayan Thomas Hobbes’un Leviathan’ında açıkça görülür. Yine bu bağlamda, menfaatlerin tatmininde herhangi bir ahlaki kurala bağlı olmayayı siyasetin temel ilkesi olarak gören Makyavel’e bakılabilir.
Fârâbî’nin devleti akla o kadar dayalıdır ki demokrasi bile –tıpkı Platon’da olduğu gibi- erdemsiz/irrasyonel devlet modelleri içinde yer alır. Aklın ilkeleri yerine halkın menfaatlerinin geçmesi; aklî yönetimin sıhhatine mani olur çünkü.
Fârâbî’nin devlet anlayışında yönetici yani ilk başkan (er-
Er-Reis’ül-Evvel yani İlk Başkan/Reis; akla dayanan bir bilgi ile devleti idare eder. Kozmik On Aklın nedeni olan İlk Neden (Zorunlu Varlık) yani Tanrı, akıl, akleden ve akledilendir. Bu onun Mükemmeliğini anlatır. İlk Reis’in devlet içindeki konumu, her şeye varlığı veren bu Mükemmel Varlık’ın evrendeki konumuna benzer diyor Fârâbî. Erdemli-Mükemmel-Devlet’in yöneticisinin, akıl-âkîl ve makul birliği olarak Tanrıya gücü yettiğince benzemesi, onun devlet idaresinde akla göre hareket etmesi gerektiğinin en şedît vurgusudur aslında.
***
Devleti akla ve bilgiye dayalı olarak açıklayan Fârâbî, bilgiyi de tasnif eder. Bu tasnifte kesinlik (yakîn) içeren bilgi hiyerarşik olarak en üstte yer alır. Kesin kıyaslarla elde edilen bu bilgi burhandır (Aristoteles’te apodeiktik bilgiye karşılık gelir). Bu bilgi tarzının ardından sırayla cedel (diyalektik), safsata (sofistik), hitabet (retorik) ve şiir (poetik) bilgi tarzları gelir. Burhan dışındakiler kesinlik içermez. Modern zamanların siyaset üslubuna dönüşen retorik, şiir gibi laf cambazlıkları Fârâbî açısından hiçbir anlam ifade etmez. Hatta ona bu tarz düşünce ve bilgiler, düşünce tarihinde, gelişmemiş toplumların bilgilenmesine ve iletişimine tekabül eder. Şairleri İdeal Devleti’ne sokmayan Platon gibi, Fârâbî de hatip ve şairleri hiçbir açıdan tasvip etmez.
Kesin bilgiye dayanan devlet, Fârâbî içinde Erdemli Devlet’tir. Filozof burhan dışındaki bilgi tarzlarına dayanan devletleri fâsık, bozuk, câhil gibi sıfatlarla zikreder. Hatiplerin ya da söz cambazlarının kitleleri ayarttığı günümüz dünyasını görmeden bunları yazan filozof, Erdemli-Mükemmel-Devlet dışındaki devletlerde halkın mutlu olamayacağını söyler.
***
Duyu ve imgelem yerine aklı; hitabet ve şiir yerine kesin kıyası; Şair ve Hatip yerine Filozofu tercih eden ve bu tercihleri “rasyonel” gördüğü kadar mecburi de gören Fârâbî, “yerli ve milli” siyasetin temel taşlarını döşemiştir.
Türk devleti, bugün, bu ilkeler yerine Fârâbî’ye kâfir diyen bir dindarlık tarzına terkedildi. “Yerli ve milli” olmaktan, bu câhil dindarlık tarzına sadakati anlayan bir düşünce türedi. Herhangi bir kuramı içermeyen bu dindarlık tarzı; Türk devlet felsefesinin temeli olan laik, aklî ve felsefî düşünceye “şeytan” muamelesi yapıyor.
Uzatmadan, “yerlilik ve millilik” mücadelesinin nereden başlayacağı çok açık değil mi?