- Kategori
- Siyaset
Yine mi özür…

Hatırlanacaktır, yakasına aydın etiketi takmış bir kısım uzaktan kumandalı vatandaş Ermenilerden özür diliyoruz diye bir kampanya başlatmış, hükümet de örtülü de olsa buna destek vermişti. O dönemde bunun ne kadar yanlış olduğunu, birçok kişi kimi bilimsel, kimi politik, kimi sosyal yönden anlatmıştı. Bir cümle ile toparlayalım. Özür, bir erdemdir ancak, kişisel bir durumdur. Kurumlar top yekûn hata yapamayacağına göre, kurum veya toplum adına özür dilenmez.
Başbakan, Dersim olayları ile ilgili olarak devlet adına özür diledi. Akıl böyle bir şeyin yanlış olduğunu söylüyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti 74 milyon insanı temsil eder. Bu insanların tamamı bizim adımıza özür dile demedikçe bir devlet yetkilisi (başbakan bile olsa) böyle bir durumun içinde olmamalıdır. Seçim günü geldiğinde başbakan ile benim oyumun aynı olduğunu savunanlar, özür dilemek gibi çok özel bir konuda benim adıma karar vermemelidirler.
Konuya hangi pencereden bakarsanız bakın “devlet adına özür” hakkı kimsede yoktur. Düşünce jimnastiği yapalım. O dönemde ordu neden o insanlara saldırdı, kimilerinin iddiasına göre katliam yaptı da İstanbul’a Ankara’ya veya başka bir ile neden saldırmadı? Acaba ordu, boş oturmaktan sıkılıp lalettayin bir bölgeye saldırıp, evinde oturan insanları mı öldürdü? Dersim isyanının bastırılması 1937-1938 yılları arasıdır. Okuma yazmasını bilen biraz araştıran herkes görecektir ki, o yörede Türkiye Cumhuriyeti hâkimiyetini, yasalarını kabul etmeyen kişi ve guruplarla devlet 1923 ten beri görüşme ve güzellikle ikna yolu içindedir. O sıralar Hatay dan sonra Musul’un da Türkiye Cumhuriyetine bağlanması söz konusudur. Bunu önleyip, kendileri rahatça işgal etmek isteyen İngilizlerin destek ve kışkırtması ile Şeyh Sait karakol basarak, 34 askerimizi şehit etmiş, bu yetmiyormuş gibi İngilizlerin gelip kendine destek olacağını sanarak pusuya düşürdüğü bir Jandarma birliğinin tamamını kesmiştir. İşte bu olaylardan sonradır ki asker harekete geçip isyanı bastırmış, ama Musul İngilizler tarafından işgal edilmiştir.
Burada özür dilenecek konu var mıdır?
Sözde demokrat geçinen bazı uzaktan kumandalılar, “efendim, sivil halk ayrılmalıydı” diyor. Öyle düşünenlere en önce Kuranın bir deyişini aktaralım. Mealen, yanlışa ses çıkarmayanlar da o yanlışa ortaktır, der. Bu kanunlarda da aynıdır. Bir suça yardım ve yataklık etmekte aynı suçu işlemek demektir. Kaldı ki, eşkıyanın devlet güçleri önüne önce çocuk ve kadınları attığını günümüz PKK olaylarından biliyoruz.
Sen aşiret içinde hazırlıklarını eğitimini yapacaksın, planını yapacaksın, büyük bir güç oluşturup gidip kendi askerini öldüreceksin. O aşiretteki kadınlar buna ses çıkarmayacak, sonra bombardımanda ölünce masum olacak. Var mı böyle bir şey? Kimse ne yapsınlar demesin, Ege başta olmak üzere Anadolu köylüsünün milli mücadele döneminde hükümetine hangi şartlar altında haber uçurduğunu yine okuma yazması olup da biraz araştıranlar bilir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti şimdi kimden özür dileyecek? Eşkıyadan mı? Ben dilemiyorum ve kabul etmiyorum.
Konuya siyaseten bakacak olursak başbakanımız atanamayan öğretmenlerden, bu öğretmenler gününde bir özür dilese bayağı şık olurdu…
Bu vesile ile tüm öğretmenlerimizin ellerinden öpüyorum.
İzmir 2011