​ Yoksulluk uçurumunun kıyısında yolculuk ve BES / Ekonomi - Finans / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '15

 
Kategori
Ekonomi - Finans
 

Yoksulluk uçurumunun kıyısında yolculuk ve BES

Yoksulluk uçurumunun kıyısında yolculuk ve BES
 

Bunları yazarken kendimi felaket tellalı gibi hissediyorum ama bütün bunlar var, var, var.


Her an yoksulluk uçurumundan aşağı düşen; her an yoksulluk uçurumundan tırmanıp çıkmaya çalışan, bunu başaran - başaramayan insanlar var yaşadığımız dünyada.

Gözündeki gündelik yaşam gözlüğü ile, ham hayal gözlüğü ile, birilerinin gözüne taktığı yanlış numaralı ve yanlış özelliklere sahip gözlükle adımını attığı yeri göremeyen; attığı adımlarla olayı izlemekte olan gözü ve hesabı sağlam kimselerin yüreklerini ağızlarına getiren insanlar var. 

Ufuksuzluk, tembellik, yanlış alışkanlıklara bağlı zaman tüketim tuzaklarına yakalanmış, bir türlü yakasını kurtaramayan; kendisi ile birlikte aile bireyleri başta olmak üzere diğer insanları da mutsuzluğa sürükleyen, inciten, sıkıntıya sokan insanlar var.

Çalışmakta oldukları düşük ücretli işlerden elde ettikleri gelirle bugün kıt kanaat geçinebilirken ve hala çalışma gücü varken emeklilik düşleri kuran; bu düşlerin kendilerini uçurumdan aşağı düşüreceğini, emeklilik sürecinde düşecek gelirlerinin kendilerini çok ciddi maddi sıkıntılara düşüreceğini fark edemeyen insanlar var.

Üstüne vazife olmayan konuları yaşamının merkezine koyup zamanı başta olmak üzere kaynaklarını o konulara hoyratça harcayan; enerjilerini, birikimlerini doğru hedeflere yönlendirmeyen, yönlendiremeyen geleceklerine yönelik bir hazırlık yapmayan yapmayan, adım adım uçurumun kıyısına yaklaşan insanlar var.

Bütün bunları yazarken kendimi felaket tellalı gibi hissediyorum ama bütün bunlar var, var, var...

Kapitalizmin farklı siyasal adlar altında egemen olduğu, yeterince sosyal önlemler alınmamış ülkelerde ve toplumlarda bunlar da, bunların çok daha fazlası da var.

Öte yandan, doğal olarak rejimi demokratik olmayan totaliter, yarı totaliter ülkelerde; çeşitli şiddeti meslek edinmiş örgütlerde, bunlardan çok daha fazlası da var. Oralarda insan hakları ihlalleri, korkutulmuş insanlar, çarpıtılmış inanç ve fikirler, ortadan kaybolmalar, işkenceler de var ki oralarda en sıradan sayılabilecek insan hakları anlamında durum çıtanın çok daha altındadır.

Yoksul ve baskı altındaki insanların büyük bölümü kendilerinden iyi durumdaki kimselerin yüksek yaşam standartlarının ayrıntılarını bilmiyorlar ve genellikle kendi durumlarını teselli adına daha zor durumdakilerle kıyaslayıp, kötünün iyisi olarak düşünüp bütün bunlara sabrediyorlar. Dini inançları, tevekkül eğilimleri bu sabırın bir başka dayanağı oluyor.  Bu sabır, düdüklü tencerenin emniyet süpabı gibi muhtemel sosyal çalkantıları bir nebze azaltarak mevcut adaletsiz yapıların sürekliliğine ciddi bir katkıda bulunuyor.

Arada o da var.

Hemen her sistemde (Sovyetlerdeki Komünizm dönemi dahil), tepelere çıkmış olanlar her türlü kaynağı keyiflerine göre bol bol harcayarak rahat yaşamlar sürerken aşağılarda kalmış olanlar bulundukları noktaya göre kıt olanaklarla, zor koşullarda ciddi ekonomik, psikolojik ve siyasal baskılar altında yaşamaya çalışıyorlar.

Demokratik olduklarını ifade eden ülkeler insanları uysallaştırmak, yukarıları rahatlatmak için önlemlerini alıyorlar. Ücret politikaları, sosyal güvenlik sistemleri, sosyal yardımlar alt tabakalardan gelen çığlıkları bastırmak için sürekli yenilenip duruyor.

Gün geliyor bütün bunlar yetmez oluyor.

Gelir grupları arasındaki açıklık sürekli büyüyor. Orta sınıf eriyor. Zengin daha zengin hale gelirken yoksul daha çok yoksullaşıyor. Günümüze gelindiğinde, yakın zamanda Başbakan Yardımcımız Numan Kurtulmuş'un da ifade ettiği gibi dünya genelinde nüfusunun % 1'den daha az bir kısmının dünya kaynaklarının % 40'ını kontrol ettiği görülüyor.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki çağdaş can simitlerinin en önemlilerinden biri de hem devletler hem de katılımcılar için, hiç kuşkusuz Bireysel Emeklilik Sistemidir. Sosyal güvenlik sorunları ile bizden önce yüzleşen ülkelerden sonra, ülkemizde de 2003 yılında uygulamaya konulmuş olduğu halde hala pek çok kişi tarafından bilinmiyor. Sisteme kişiler adına yapılan prim ödemelerinin % 25'inin devlet tarafından karşılanıyor olmasına, bu alanda çalışan pek çok şirket tarafından yoğun tanıtımının yapılmasına rağmen hem yeterince bilinmiyor hem de umulan karşılığı veremiyor.

Bireysel Emeklilik Sistemi'nin ayrıntılarını bilmeyenler, nasıl işlediğinden habersiz olanlar doğal olarak uzak dururken; onu tanıyanlar da sisteme katılmanın yıllar sürecek belli bir maddi fedakârlık gerektirdiği düşüncesiyle uzak duruyorlar.

Ülkemizde genel anlamda sigorta bilincinin düşük olması da süreci olumsuz etkiliyor.

Kısaca BES olarak ifade edilebilen Bireysel Emeklilik Sistemi şu anda sınırlı da olsa sürekli bir geliri olan, bu gelirle kendilerini ya da bakmakla yükümlü oldukları kimseleri sistemin şemsiyesi altına çekebilecek güce sahip ve en az on yıl sisteme prim ödeyebilecek durumdaki kimselere hitap ediyor. Yatırılan primler katılımcının da katkısı ile ilgili emeklilik şirketleri tarafından yatırımlara yönlendirilerek nemalandırılıyor. Sisteme bizzat kendi adlarına ya da yakınlarının adın katılanlar süreç sonunda az da olsa ikinci bir maaş ya da toplu ödeme ile emeklilik dönemlerinde yoksulluk uçurumundan biraz daha uzakta kalmala şansı elde ediyorlar. 

Bireysel Emeklilik sistemi bire bir görüşmeler ve genel tanıtım çalışmaları sayesinde orta sınıf arasında yavaş yavaş da olsa gittikçe daha çok kabul görüyor.

Ülke yönetimlerinde ve ekonominin başında bulunanların az da olsa görebildikleri geleceği ne yazık ki aşağı gelir grubunda bulunan insanlar kolay kolay fark edemiyorlar. Bir kısmı kendileri için lüks sayılsa da radyo ve televizyonlardan, yazılı basından reklamı eksik olmayan ürünlere harcamalar yaparken buralara giden paraları BES primi olarak değerlendirmelerinin kendileri için çok daha hayırlı olacağını düşünemiyorlar.

Özel okullaşmanın artması ile bir kısmı çocuklarını bu okullara yazdırıp, boğazlarından kestikleri paraları onların eğitimine ayırıyorlar.

Yaklaşan emeklilik günlerinin kendilerini uçurumun kıyısına taşıyacağının hiç mi hiç farkında değiller.

*

Ömürleri boyunca hiç uçurum kıyısına gelmemiş; uçurum nedir, düşmek nedir bilmeyen; çok ucuz şeyleri elde edebilmek için insanların canlarını, bedenlerini, organlarını, başka değerlerini harcamalarına da hiç mi hiç akıl erdiremeyen insanlar da var tabii.

Var ama onlar şu anda bu yazının konusu değiller.

 

26.12.2015

16.20

 
Toplam blog
: 284
: 245
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..