​ Yol bizi nereye götürürse... / Özel Lezzet Durakları / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mayıs '07

 
Kategori
Özel Lezzet Durakları
 

Yol bizi nereye götürürse...

Yol bizi nereye götürürse...
 

Nerede duracağını bilmeden gelişi güzel çıkılan yolculukları severim. Zaman kısıtlaman yoktur. İstediğin yerde durur istediğin kadar zaman geçirirsin. Belki de yolculuğun asıl anlamı budur.

Dört arkadaş uzun bir yoldan geliyorduk. Zaman zaman sessizleşiyor zaman zaman şarkılar söylüyor zaman zaman da kahkahalarla coşuyorduk. Aklımıza esen bir yerde durup karşı tepelere bakarak çay içiyor, sonra arabamıza atlayıp yeniden yollara düşüyorduk. Yol keşif demekti, yol yenilik demekti. Farkındaydık. Ve yol tesadüflerin doğurduğu yeni yüzler, yeni tadlar demekti.

O küçük sevimli lokanta da bu tesadüflerin sonucu karşımıza çıktı. Önce asıl durmayı planladığımız yeri kaçırdık. Umursamadık. Karnımız zil çalıncaya kadar karşımıza çıkan hiç bir yerde durmadan yola devam ettik. Ta ki o küçük sevimli yeri buluncaya kadar.

Ağaçların çiçeklerin arasına konduruluvermiş sevimli bir aile lokantasıydı burası. Genç bir adam bizi güleryüzle içeriye buyur etti. Dışarda oturma girişimlerimiz rüzgar yüzünden kursağımızda kalınca delikanlının sözünü dinledik ve içeriye geçtik. İçerisi çok sıcak döşenmiş, bir ev havası verilmiş bir salondan ibaretti. Şark köşesi biçiminde düzenlenmiş bir bölümün önünde masalar sıralanmıştı. Arkadaşlarımdan birinin o şark köşesinde oturma ısrarlarına biz kızlar şiddetle karşı çıkıp masalardan birine geçtik. Ama inatçı bir adam olan arkadaşımız o şark köşesinde oturmayı değil yatmayı tercih etti. Daha sonra da tek başına orada olmaktan sıkılmış olsa gerek ki yanımıza geldi. Yanımıza gelişiyle lokanta sahibi Servet Bey'in: "Abimi orada yanlız bıraktınız. Sizin de oraya gelmenizi istedi ama siz masaya oturdunuz. Yazık değil mi abime..."diyerek hafif yollu fırçalaması bir oldu.

Daha sonra delikanlı siparişlerimizi aldı. Önce kendi üretimleri olan sucukları mangalda bir güzel pişirip yanında nefis bir salata ile birlikte servis yaptılar. Pencereden görünen nefis manzarayı izleyerek karnımızı doyurduk. Daha sonra kuzu pirzolalar geldi. Servet Bey; "Bu etler Toros dağlarının eteklerinde büyüyen kuzuların etleridir. Başka hiç bir yerde bulamazsınız. Kekik kokar bunlar."diyerek iştahımızı kabarttı. Pirzolanın yanına yoğurt getirdi. Altın renkli bir kaymağı olan yoğurdun çok değişik ama ağızda garip bir lezzet bırakan bir tadı vardı. İlk tabak yoğurt bitince hemen ikinci tabağı istedik. Servet Bey yoğurdun yanına üzüm pekmezi de getirdi. Yoğurt ve üzüm pekmezi karıştırıldığı zaman nefis bir tatlı oluşuyor. Tatlımızı da yedikten sonra Servet Bey'le çaylarımız eşliğinde sohbet etmeye başladık. Bize küçük lokantasından uzun uzun söz etti. 15 yıldır işlettiği bu lokanta artık onun evi gibi olmuş. Eşi Fatma Hanım, Ağabeyi Mehmet Bey, oğulları Fatih ve Serhat ile birlikte Koçak Et-Mangal Lokantasını işleten Servet Bey lokanta için yapmayı planladığı yeniliklerden söz etti.

İkinci çaylarımızı ise Boğaziçi Köşesinde içtik. Servet Bey tüm manzaranın gözler önüne serildiği köşeyi şark köşesi olarak döşeyip adına da Boğaziçi Köşesi demiş. Tavşan kanı çaylarımız eşliğinde o muhteşem manzarayı izledik. Zaman daraldığı için o nefis yeşilliği bol bol fotoğrafladık. Servet Bey ve ailesiyle vedalaşıp yola düştük.

Yol boyu hepimizin aklında o küçük lokanta kaldı. Zaman zaman kafa dinlemek, biraz uzaklaşmak ve lezzetli bir yemek yemek için gidilecek yer olarak akıl defterimize not aldık: Koçak Et Mangal, Çiftehan Çıkışına 7 kilometre, Ulukışla Çıkışına 20 kilometre uzakta...

FOTOĞRAF: Hoşsada

 
Toplam blog
: 408
: 1090
Kayıt tarihi
: 17.06.06
 
 

Gazetecilik okudum... Ama gazeteciliği sırf yazabilme serüvenine bir adım daha yaklaşabilmek için ok..