02 Ağustos '12
- Kategori
- Kişisel Gelişim
Yola koyulmak
İnsanoğlu yaratılışından kaynaklanan özellikten dolayı ister, hep ister. İstedikleri şeyleri gerçekleştirmeleri bazen zordur. Bu yüzden, bazen belirli bir alana ilişkin konularda kadercilik şeklinde teselli eder kendini, ya da teselli ettiğini sanır.
Aslına bakarsanız buraya yazılacak birçok şey var ama işi karıştırmamak için biraz kısa keseceğim. Atalarımız ne de güzel söylemişler değil mi? "Ne ekersen onu biçersin." Hepimizin ilk başta algıladığı mecaz kişinin ettiğini bulduğu şeklinde. Ama bence, işin derinine inersek; bu mecaz anlama daha derinden bakabiliriz.
İşin derinine gelince; Allah, Tanrı, öz, tao, Evren veya o en yüceliği belirtmek için başka ne kullanırsanız -orası size kalmış, ben Allah diyorum- insanoğluna tüm evrendeki en önemli şeyi vermiştir : beyin. Beyin nedir, ne değildir, ne işe yarar diye sorsanız sokaktan geçen herhangi bir kişi 3-5 satır karalayacak fikre sahiptir beyin hakkında. Yalnız böyle bir sokak röportajı yapacak olsanız beyin nedir diye, hemen hemen hiç kimse beynin ne kadar önemli olduğunun bilinmesine vurgu yaparak ne kadar az kullanıldığının altını çizmez. Çünkü artık alışılmış hayat düzeninde, ev-iş-okul merkezli koşuşturma silsilesi içerisinde kaybolmuştur birçoğu. Genel olarak para peşinde, "ay sonunu nasıl getireceğim", "bu ay da kira çıkar mı", "elektrik de çok geldi" gibi muhtelif serzenişlerle yaşayıp giderler. Burada hemen bu müthiş kurgulanmış(!) hikayeyi bölmek durumundayım. Doğduğumuz andan itibaren bize yüklenenler, çevresel faktörler ve ailemizden aldıklarımız başta olmak üzere bizim çekirdek inançlarımızı yansıtırlar. Bunun devamında biz hayatımızı o inanç kalıpları doğrultusunda şekillendiririz. Buraya dikkat : Neye inanırsan onu yaşarsın. Çok beylik bir laf, ama altıma imzamı atar, T.C. Kimlik No'mu yazarım. Çok zırvaladım tamam. Bu noktada beynin bilinçten ayrılan kısmından bahsetmek gerekir, ki biz buna bilinçaltı diyoruz.
"Bilinçaltı denen şey aslında insanoğlunun kendi koyduğu bir kavramdır." demiş psikiyatr. Yani aslında olay beyin gene. Ama biz buna işimizi kolaylaştırması için bilinçaltı demeye devam edelim. Bize verilen bu armağan o kadar kıymetlidir ki, insana onla kendine yeni, bambaşka bir hayat çizme şansı bahşedilmiştir. Fakat! Bu armağanı dikkatli kullanmasını bilmek lazım, çünkü istemeden de olsa yanlış kullanım felakete sürükleyebilir. Bunu bir silah gibi düşünebilirsiniz. İyi bir kişinin elinde silahın olması durumunda bu kişi ya kötüleri öldürür ya da öldürmese bile elindeki silahı tehdit unsuru olarak kullanarak tehlikeleri def eder. Kötü birinin eline geçti mi, Allah ne verdiyse kurşuna diziverir, yeryüzünde adam kalmaz vallahi. Burada üzerinde durmak istediğim sizin iyi ya da kötü olmanız değil, size verilenin -ama isteyerek ama istemeyerek- iyi ya da kötü "şekilde" kullanılmasıdır.
Sende var olan yerleşik inanç, sana senin güzel olmadığını söylüyorsa sen de toplum içine girme özgüvensizliği, ilişkilerinde çekingenlik yaşarsın. Ve bu inanca sahip olduğun müddetçe, bu iç inançların seni engeller, engelleyecektir. E böyle oldukça sen de muhtemelen mutsuz olacaksın, mutsuz oldukça seni mutlu eden şeyler azalacak, hayatın tam bir azap haline gelecek. Yazık, zincirleme kaza gibi, arkadan her çarpan araba en öndeki seni daha da öldürüyor. Be adam, senin canına tak etmez mi bu durum artık? Bak benim etti, seninki de can! Sen de versene kendine değerini. İster 160 kg, bıyıklı, ağzı kokan bir bayan ol, ister gücü kendisini taşımaya anca yeten delikanlı çağında, zayıf bir oğlan ol. Sen de insansın, Ali de, Ayşe de. Ve genetiğimize yapabileceğimiz bir şey yok. Ama sahip olduğumuz genetikle en iyimizi yaşamak için yapabileceğimiz şeyler var ve bu hakkımız. O zaman aç kulağını dinle.
Seni, ancak ve ancak SEN düzeltebilirsin!
O zaman eline eldivenlerini takmaya başla ve YOLA KOYUL!
BEN YAPABİLİRİM!
Yapamayacağını niye düşünüyosun? Yapamayacağını söyleyen şey sen değilsin, bunun için her türlü iddiaya girerim. O senin egon, bilincin. Bugüne kadar yapamadın, çünkü çevrenden içine yerleşenler öyle söyledi. Ama yapabileceğini söylemiş olsalardı? Evet evet itiraf et, çok güzel bir noktaya parmak bastığımı söyle. Mütevazılık mı edeyim yani? O da bi kibir değil mi? Neyse konu dağılmasın.
Güzel olmadığını düşünen kız ya da yakışıklı olmadığını düşünen erkek! Evladım dinle burayı! Bu bilinçaltı denen dava var ya, işte o senin kolunun oynayış açısından tut ses tonunun verdiği güven duygusuna kadar her bir hareketini yönlendirir. Eğer başkalarının onayına ihtiyaç duyan, egonu başkalarının onayıyla tatmin eden bir inancın varsa -her ne kadar yalanlayacak olsan da bil ki yalanlayan egondur- o zaman davranışların ona daha bağımlıdır, sürekli ona ister istemez bi yaranma peşindesindir. Bu noktada bi yerden sonra kendini kandıramayacağını hissettiğinde bir şeyler yapmaya çalışırsın. Başarısız oluyorsan demek ki yanlış yoldasın.
Bilim adamları -ilkokul 1'de ya politikacı ya bilim adamı olmak isterdim hep- araştırmışlar ve demişler ki, vücuttaki hücreler kendini 21 günde yeniliyor. Tam bu noktada reklam veriyoruz ve diyoruz ki, "O zaman 21 günde yeni bir veri vücudumuzdaki tüm hücrelere kopyalanabilir." Hücreyi yöneten ne? Bilinçaltı. Bilinçaltı hayatsal fonksiyonların yönetim merkezidir. Nefes almak bilince kalsaydı ohoooo, şimdiye bırak 6 milyar insanı, 6 bin insan olamazdık yeryüzünde. Demek ki neymiş? İradeyle bir süreci başlatıp 21 gün kesintisiz bir biçimde kendimize olmasını istediğimiz özellikle ilgili olumlama yapacakmışız.
-Süleyman! Kalk oğlum ayağa! Sıkıntın nedir yavrum?
-Hocam ben ilgi görmüyorum kimseden :( Keşke hasta olsam da başıma bir şey gelse de değerimi anlasalar :(
Yukarıdaki örnekte Süleyman, hasta olup başkalarından ilgi görünce mutlu oluyor. Aslında ilgi gördüğüne sevinmiyor, bilinçaltında "hasta olursam ilgi görürüm" şeklinde bir inancın varlığından, hasta olduğuna ve bundan dolayı ilgi göreceğine seviniyor. Bu ne demek?
1- Hasta olmak istiyorum.
2- Hastalık geçti bitti, ama NATO kafa NATO mermer, gene ilgi üzerimde değil :(
Bu değersizlik kaydınızı, anca hasta olursam ilgi görürüm inancınızı değiştirirseniz; çevrenizde artık buna göre insanlar yer alacak.
Uzatmayayım, siz akıllı insanlarsınız. İsteyen yapar, isteyen melankoli takılır, isteyen de çıkıp der ki "Abi iyi, güzel, hoş konuşuyosun da, inanmıyorum ben dediklerine." O zaman ben de ona "E inanmadığın için hiç olmayacak." Ama o kendini bilmez, inanmayı da bilmez; ama aslında inanmamaya inanmıştır bir kere, kaybedeceği bir şey yoktur da, yerinde sayarak geriye gider.
Bilgisayarınızda hepinizin ses kaydedici vardır, mikrofon yoksa bile bir şekilde bir yerden tedarik edebilirsiniz ses kaydetmek için gerekli teçhizatı. Alın demiyorum, ödünç alın veya ne biliyorsanız onu yapın. Sesinizi kaydedin. Deyin ki; "Ben başarılıyım.", "Ben kendimi seviyorum ve seviliyorum. Sevgiyi hayatıma çekiyorum.", "Ben mutluyum." vs. ... Unutmayın, bilinciniz yani egonuz sesi kaydederken, bu şey aklınıza geldikçe bile size direnecektir. Pes etmeyin. Bu olumlamalarınızı gece uykuya dalmadan önce ses kaydı olarak dinlemeye başlayın ve bence uykunuz boyunca da çıkarmayın. Uyurken duymayacağınızı düşünebilirsiniz ama bilinçaltı hiç uyumaz. Uyuyan bilinçtir, siz belki duymazsınız ama sesleri bilinçaltı kaydedecektir. Ben her gece size uykunuzda peynirden nefret ettiğinizi fısıldasam bir süre sonra peynirle ilişkili herhangi bir şeye bakmaya tövbe edersiniz. Bu uygulamaya 21 gün devam edin. Hiç sektirmeyin. Niyet ve inancınıza, ayrıca kendinize olan güveninize bağlı olarak kısa sürede etkisini gösterebilen bir çalışmadır. Bence arabaya binildiğinde kontağı çevirmek gibi bir şeydir, çok önemli bir adımdır bu. 21 gün hiç aksatmadan sonra, 7 gün ara verin. değişiklik hissetmiyorsanız aynı süreci tekrarlayın. Bir daha olmazsa üçüncü kez 28 günü tamamlayın. Etkilerini gösterecektir. Tabi siz de bu arada olumlamanız doğrultusunda olumlu düşünün. Hatta size çok televizyon izlememenizi öneririm, malumunuz özellikle reklamlarda bilinçaltına saldırmaya hazır bekleyen birçok husus vardır ve bunları ruhunuz duymaz. O yüzden kendinize dikkat edin, olumlu düşünmeye çalışın.
Şu söz size moral olsun : Olumlu düşüncenin olumsuz düşünceye göre enerjisi 100 kat daha güçlüdür. Bunu Secret filminden bir adam söylüyordu. Hatta bilimselliğinin ispatlandığını da belirtmişti. Bu da demek oluyor ki, aynı isteğe gönderilen 1 olumlu düşünce 100 olumsuz düşünceye eşdeğer. Yani bizim istediğimizin gerçekleşmesi gerçekleşmemesinden 100 kat daha olası fakat biz zaman, mekan vs gibi algılarla kendimizi sınırladığımızdan olumsuz düşünmeye yatkınızdır.
Kendi hayatınızın mühendisisiniz, açığınızı bulduğunuz anda acımayın. İndirin bilinçaltınıza darbeyi. Bulduğunuz olumsuzluğun tam aksi olumlu duyguyu yerleştirin. Ayrıca içinde borç, sigara gibi başka bir olumsuz kelimeyle bir araya gelip cümleyi bütünsel olarak anlamlı gösteren sözcük grupları işe yaramaz. "Borçlarımı ödedim, zenginim", "Borcum yok", "Sigarayı bırakmayı seçiyorum" gibisinden cümleler kurarsanız dikkatinizi borçlara ve sigaraya vermiş olursunuz. Bir şeyin olmadığının beyanı o şeyin kabulüdür!
Mesela ben X kişisini takmıyorum desem, bu aslında X kişisini takıyorum demektir. Takmıyorsa insan bunu söylemez zaten. Siz de öyle yapın. Ve kesinlikle şimdiki zamanda kullanın olumlamaları. Çünkü bilinçaltı anda yaşar, gelecek zaman kipi isteklerinizi hep geleceğe sarkıtır, ona hiç ulaşamazsın.
Kaderini kendin değiştirebilirsin. Evet, ben de kadere inanıyorum. Bizim karşımıza çıkan yollardan hangisini seçersek seçelim, kaderimizi biz belirlemiş oluyoruz ve önceden hangi yolu seçeceğimizi Allah zaten biliyor. O yüzden kadercilik bahanesinin arkasına sığınmayın. Hiçbirinizin kaderi böyle değil! Onu değiştirmek sizin elinizde. Bu konudan bağımsız düşündüğünüzde de aynı şey söz konusu. A bakkalına gitmek yerine B bakkalından ekmek alırsan kaderini değiştirmiş olursun. Bu da aynı, kader kader diye ağlayacağına iki okuyup araştırırsın, sonra düzelirsin. Al sana kendi kaderini kendin yazdın, tertemiz bi adam oldun çıktın.
Bilinçaltınıza güvenin. Test edildi. Onaylandı.