- Kategori
- Müzik
Yörem / Derlemelerim / Tavşanlı Çaltılı Türküleri / Mehmet Efe

KÜTAHYA TAVŞANLI ÇALTILI KÖYÜ ÇALIŞMALARIMIZ
Tavşanlı Çaltılı Köyüne, araştırma ve derleme çalışmaları nedeniyle, Sayın Ahmet Kurt’un daveti üzerine, 17.06.2007 tarihinde gittim. Köyün yaşlı kadınları ve genç kızları ile yaptığımız çalışmalarda yöre adetleri, temsili olarak yörenin giysileri giyilmiş şekilde icra edildi, Tüm bu çalışmalar, görüntü ve ses cihazları ile kayıt altına alındı. Yapılan çalışmalardan örnekler şunlardır. Önce geleneksel bayram eğlencelerinin temsili olarak canlandırılmasında köyün genç kızlarının aktardığı bilgileri sunalım;
"Kızlar üç etek denilen kıyafetleri giyerler ve bayram süresince oynarlar, maniler türküler söylerlerdi, Köyün gençleri de, izlerler ve kendilerine yavuklu bakarlardı. Yavuklusu belli olanların oyun manilerinden bir tanesi şöyledir;
Donuz urgana girdi
Telli yorgana girdi
Donuz kimin donuzu
Ahmet’in donuzu
Gelin kimin gelini
Gökbaşların gelini
Oyun manisini dile getirirlerdi. Herkes heyecanla izlerdi. Burada "donuz" yavukluya deniyor. “Gökbaşlar” Ahmet’in sülalesine denen lakap. Bu şekilde mani söyleyerek, Ahmet'in yavuklusunu ortalarına alırlardı. Böylece herkes bilirdi Ahmet'in yavuklusunun kim olduğunu.
Ayrıca, geline kına yakıldığı gece kına evinde yere bir yatak serilir, köyün 2 ya da 3 yaşlarındaki küçük çocuklarına bu yatağın üstünde takla attırılır buna da ''dedecombalak'' denirmiş. Bunun, evlenen çiftin, sağlıklı bebekleri olsun diye yapılan bir davranış biçimi olduğunu söylüyor köy kadınları.
Su doldurulan bidonlara bardak deniyor. Köy ahalisinin hayvan otlattığı ve piknik yaptığı köye üç km uzaklıkta bulunan Akçasaz Kargılı Boğazı denilen bölgede yıllar evvel köylüler tarafından tespit edilen ve bir çeşmeye dönüştürülen kükürtlü suyun her derde deva olduğu söyleniyor.
Ayrıca, vaktiyle civarda dağlara çıkıp çete kurmuş Efeler, mağaralarda gizlenir, soğuktan korunmak için ateş yakar, enerji sağlamak için pekmez yerlermiş, aydınlanmak içinse ''karpit'' lambası kullanırlarmış. Çaltılı köyünde, türküye konu olan Çaltılı'lı Mehmet Efe'nin doğduğu ve yarım asır öncesinden bu yana hiç kimsenin yaşamadığı evinde yaptığımız araştırmalar sırasında bir gaz lambası ve bir bakır cezveye rastlandı. Köylüler tarafından teslim edilen ve yüz yıldan daha fazla bir geçmişi olduğu söylenen ve tarihsel geçmişi olan bu materyaller, tarafımdan korunma altına alınmıştır.
ÇALTILI’LI MEHMET EFE
Tavşanlı Çaltılı Köyü-Osman Aslan-(Köybatıran Memet) Mehmet Göktaş
Türkünün araştırmaları, öyküsü ve 18 kıtasını 1966 doğumlu Osman Aslan'dan edinildi. Ezgiye kaynak iki isim Osman Aslan ve (Köybatıran Mehmet) lakaplı 1963 doğumlu Mehmet Göktaş'tır. Söz konusu türkümüz için Köybatıran Mehmet ile iki kez kayıt yapılmıştır. (Köybatıran Mehmet) lakaplı Mehmet Göktaş'ın sesinden alınan kayıtlardan birinden alınan sözlerin yazılmış hali aşağıda belirtilmiştir.
Derleme Bilgileri
Türkünün İsmi : Demirlinin Goyunları Akışır
Yöredeki yaygın adı :Çaltılılı Mehmet Efe ya da Efe Mehmet Türküsü
Kaynak kişi :Osman Aslan / Doğum yeri ve tarihi: Tavşanlı Çaltılı Köyü 1966
Kimden alındığı :Mehmet Göktaş (Köybatıran Memet) Doğum yeri ve tarihi:1963
Türküyü nereden öğrendiği:Köyün ahalisinden
Derleyen :Emel Örgün
Derleme tarihi :17.06.2007
Derlemenin yapıldığı yer :Tavşanlı Çaltılı Köyü
Notaya alan :Fatma Bayram
Notaya alınma tarihi :09.01.2009
Köybatıran Mehmet Lakaplı Mehmet Göktaş’ın sesinden alınan, kayıttaki sözler şu şekildedir;
Demirlinin goyunları nakışır
Beşli de mavzer Mehmet de efeye yakışır
Demirlinin alt yanında gerdime
Yörükte Hüseyin yetiş aman da derdime
Demirlinin alt yanında gayısı
Yaktı da beni şu Sulyanın ayısı
Demirliye vardım içtim ayranı
Kostak Şerifem Kütahya da ediyor bayramı
A Süleyman da gidiyorum gelemem gayrı
Top Zülüflü Şerife ye saramam gayrı
Demirlinin alt yanında batağı
Cevizdibi de ince de Mehmedin yatağı
A Süleyman da gidiyorum dönemen gayrı
Top zülüflü Şerife ye saramam gayrı
Ne çok olur Çaltılının arpası
Hiç mi de yoktur Mehmet Efenin arkası
Hiç mide yoktur ince de Mehmedin arkası
Mehmet GÖKTAŞ
EFE MEHMED’İN TÜRKÜSÜNÜN HİKÂYESİ
(Osman Aslan’dan alındığı şekli ile)
Efe MEHMED Kütahya ili Tavşanlı ilçesinin Çaltılı Köyü’nde, Hicri 1316 (Miladi 1898) yılında dünyaya gelmiş üç çocuklu bir ailenin ortanca evladıdır. (iki oğlan bir kız.)
Kurtuluş Savaşı yıllarında, gencecik toy bir delikanlı olan Babadan yetim, anneden öksüz olan Mehmed Efe, ağabeyi Ali Efendinin de Kurtuluş Savaşına katılmasıyla iyice yalnız kalmış ve genç yaşında ailesi adına ağır sorumluklar yüklenmiştir. (Ağabeyi Ali Efendi sırasıyla Kafkaslarda, Çanakkale’de ve Mısır’da savaşmış, Mısırda İngilizlere esir düşmüş, tam 18 yıl sonra köyüne dönmüş bir gazidir.)
O yıllarda, savaşın getirdiği sıkıntılar yetmiyormuş gibi Çaltılı Köyünün ağası olan ve yerine göre köy halkını maddi manevi sömüren, bu yörede ağırlığı olan aç gözlü Halil Ağa, genç oldukça zayıf ve geceleri yalnız başına dışarı çıkamayacak kadar da ürkek ve çekingen olan Mehmed Efeye, babadan kalma su değirmeni ve 1.5 dönüm tarlayı karşılıksız olarak kendisine vermesi, karşılığında Mehmet Efeyi Balıköy Karakolu ile işbirliği yaparak askere göndermeyeceğini söyler. Mehmed Efe bu teklifi kabul ederek su değirmenini ve tarlayı Halil Ağaya verir. Kısa bir zaman sonra köylere asker toplamaya gelirler ve Mehmed Efeyi de asker’e alınmak üzere Balıköy Karakoluna götürürler. Değirmen ve tarla karşılığında askere gitmeyip yalnız ve bakıma muhtaç kalan ailesinin yanında kalmayı bekleyen Mehmed Efe, hayal kırıklığına uğramıştır. Halil Ağa sözünü tutmamıştır. Mehmed Efe Köyüne çok yakın olan Balıköy karakolundan bir yolunu bulup, köyüne gelir ve Halil Ağadan sözünü yerine getirmesini ister ve aralarında tartışma çıkar. (Etrafında yakışıklılığıyla dikkat çeken, her görenin gözünü alamadığı, çok yakışıklı olan, bazı yörelerde şöyle bir tabir vardır “kız güzeli gibi” derler, işte Mehmed Efe böyle biri.)
Bu tartışma sonunda Mehmed Efe, “sana tarla ve su değirmenini vermekten vazgeçtim ben askere gidiyorum” dediğinde Halil Ağa Mehmed Efeye çok çirkin bir şey söyler. Derki “Sen askere gitsen ne olacak, bu yakışıklılık sendeyken askerde seni kadın niyetine kullanırlar.”
Bu söz üzerine Mehmed Efe askere katılır. Balıköy karakolundan o tarih te Çaltıllı köyünün bağlı olduğu Simav askerlik şubesine gider, giderde Halil Ağanın sözleri Mehmed Efenin içine bir kor gibi oturur. Bu olayı hazmedemeyen Mehmed Efe, Simav’dan Kütahya‘ya giderken, sık ormanlık bir yerde yanındaki askerin mavzerini alarak, Erdoğmuş denilen mevkide kaçar. O asker şöyle der; “ben bu gencin yakışıklılığına kıyamadım yoksa onu vururdum.”
Herkes Mehmed Efeyi askerde bilirken bir çift kötü söz, Halil Ağanın aç gözlülüğü ve köy halkına olan baskıcı ve zulmü, korkak, zayıf, çelimsiz, saf, Anadolu çocuğunu dağa çıkarmaya yetmiş de artmıştır.
Artık o korkak, saf köylü çocuğu dağa çıkıp Efe olmuş, kendi gurubunu kurmuştur. Aradan zaman geçer. Efe Mehmed arkadaşları Baş Köylü Ayaz Mehmed, Yörük Hüseyin, Moymullu Arnavut Ali ile birlikte, Halil Ağa Kargılı boğazı denilen yerde Köy halkını zorla kendi adına su değirmeninin inşasında çalıştırırken gelirler. Halil Ağa Askerde bildiği Mehmet’i karşısın da Efe olarak görünce çok şaşırır ve şaşırdığı kadarda çekinir.
Olayın ciddiyetini anlayan Halil Ağa Efe Mehmed’in arkadaşı Ayaz Mehmet’i yanına çağırır ve derki “ben Mehmet’in durumunu beğenmedim paramı alın da canımı bağışlayın.”
Ayaz Mehmet, Mehmet Efeye gelerek; “bunun parasını alalım da başka zarar vermeyelim” der.
Mehmed Efe; “şayet sen beni para için satıyorsan, ben sana daha fazlasını vereyim” der ve iç içe geçmiş Arap Kemeri denilen kemerin içinden çıkardığı sarı liraları arkadaşının önüne atar. Arkadaşı kendisini yanlış anladığını söyler ve Mehmed Efeye itaat eder. Mehmed Efe, Halil Ağa ile sohbete başlar ve Halil Ağayı köylülerin yanından ayırır. Geçmişte Halil Ağanın kendisine söylediklerini hatırlatır. Halil Ağa, başlar yalvarmaya ama nafile. Mehmed Efe, orada Halil Ağayı vurarak “İslam Oğlu” türküsünü söyleyerek arkadaşlarıyla birlikte ormanın içinde gözden kaybolur gider.
Mehmet Efe, daha birçok olaylar yaşar. Bu arada Demirli Köyünde çok güzel bir kızla evlenir. (Bu evlilikten çocuğu olmaz.) Eşi Şerife hanıma yakın olmak için, eşinin köyünün yakın dağlarını kendisine mesken tutar. Mehmed Efenin ünü, namı dilden dile yayılır, yayılırda sevenleri kadar rakipleri, düşmanları da artar. Şuan Emet Sülye Köyü’nden çetelik yapan Giziroğlu, Mehmed Efeye birleşme teklif eder. Mehmed Efe Giziroğlunu güvenilir bulmadığı için bu birleşmeyi reddeder. Bu olaydan sonra Giziroğlu, Mehmed Efeden korktuğu için Mehmed Efeyi, (bir rivayete göre Sülye Yeniköy yakınlarında arkasından kalleşlikle vurarak öldürüyor.) türküde de geçtiğine göre eşinin köyünden Molla Ümmet, denilen bir şahsın köye çağırması sonucu tuzağa düşürülerek kalleşçe vurularak öldürülür. Giziroğlu, daha sonra Mehmed Efenin parasını yemek niyetiyle, Mehmed Efenin eşi Şerife hanımla, Şerife hanımın rızası olmadan bir nevi zorla evleniyor. İstek dışı olan bu evlilik ya da birliktelik kısa sürüyor. Böylece bu öykü, halkın dilinde türküleşerek yaşamaya devam ediyor.
MEHMED EFE'NİN TÜRKÜSÜ
Demirlinin suları akışır.
Beşli mavzer Mehmet de zeybeğe aman yakışır. (2)
Demirlinin alt yanında armıdı.
İnce Mehmet gibi aman kabadayı zeybek varmıdı. (2)
Demirlinin alt yanında guyusu.
Mehmet zeybek de aman kaymakların goyusu. (2)
Demirlinin alt yanında batağı.
Ceviz dibi efe Mehmedin yatağı. (2)
A Süleyman neden aman indik köylere
Baskın oldu da aman çıkalım dağlara. (2)
Demirlinin erken çıkar da aman koyunu.
Molla Ümmet de ettin de bana oyunu. (2)
Benim yüküm erik değil anam da alıçtır alıç.
Aman Allah da beni çetelerin gözünden de savuştur. (2)
Demirlinin alt yanında gerdime
Yörük Hüseyin yetişsinde aman benim derdime. (2)
Demirliye vardım ama da durmadım.
Çetelerin can alacağını da aman bilemedim. (2)
Demirlinin üst yanında aman galyası
Yaktı beni şu sülyanın da aman ayısı. (2)
Demirlinin alt yanında aman da çamları
Mehmet zeybek nasıl verdin de aman canları. (2)
Demirlinin alt yanında aman da arpası
Hiç mi de yoktu Mehmet zeybeğin de aman arkası. (2)
Demirliye ince bir kış oldu
Duyan duydu da duymayana da aman düş oldu. (2)
Gidiyom aman da gelemem gayri
Top zülüfü Şerife’ye saramam gayri. (2)
A Şerifem noldu da aman bana nolacak
Yağlı kurşunlarda aman da bu canı alacak. (2)
A Şerifem noldu da bize aman nolacak
Ela gözlere de aman da toprak dolacak. (2)
Demirliye vardım aman da içtim ayranı
Kostak Şerifem Kütahya’da aman da ediyor bayramı. (2)
Aman Allah bunlar bana ar gelir
Aynalı gazeke aman Ali ağama dar gelir. (2)