- Kategori
- Spor
Yukarıda Allah var!

Sene 2002 sanırım. Galatasaray’ın Avrupa Kupası maçlarından biri, yer bizim Ali Sami Yen stadı. Bilenler bilir, eskiden güle oynaya, kadınlı kızlı, küfürsüz maç seyrederdik biz orada (sayın başkana duyurulur). Kapalı tribünün alt tarafında, eski açığa yakın bir köşede, gözümüz, aklımız ve kalbimiz sahada, derken sağ kanattan taşıdığı topla ceza sahasına doğru girecekken (büyük kaptan) Bülent Korkmaz, rakip takım oyuncusunda bir çelme, kaptan hemen önümüzde yerde, hakemin düdüğü devam! Aaa?! Aleni faul bu, yok artık. Ben “hakem rujumu vereyim de sür” diye kendimce nazik bir biçimde bu olayı protesto ederken, Kaptan Bülent yerden kalktı, hakeme doğru yürüdü, iki kolunu yukarı kaldırarak ellerini göğe doğru açtı ve (ben buna yüzde yüz eminim) “Yukarıda Allah var!” dercesine hakemi protesto etti. O akşam dublajını kendimce yaptığım bu jest, seneler içinde pek çok sefer daha karşıma çıktı- hakem haksızlık yapsa da yukarıda Allah vardı, dersini veriyordu ve ilahi adalet er geç tecelli ediyordu. Keza o gece de daha sonra gol atmıştık.
Hayatta alacak dersi kalmadığı için şimdi artık sadece ders veren teknik direktör Sayın Fatih Terim yönetimindeki milli takımımız Macaristan’ı üç golle geçerken bizler de futbolla ilgili çok şey öğrendik! Maçtan sonra en çok konuşulan konu ise “maçın pozisyonu” ünvanı kazanan Emre’nin hareketi oldu. Ne yazık ki bu pozisyon, rakip ağlara serbest vuruşla kırk metreden takılan bir gol, yahut topu iğne deliğinden geçirir gibi yapılan bir asist değil, olay anında takım kaptanlığı pazu bandını kolunda taşıyan Emre Belezoğlu’nun basın tribününe çektiği hareketti.Oldu mu şimdi bu? Tabi ki de olmadı. Bu hareket çirkin, bir o kadar da pespaye, bu hareket küfür, bu hareket hiç ama hiç yakışmadı milli takım kaptanına.Milli takımın hocasına da yakışmadı. Ki ikisi de eski birer Galatasaray’lı. Şimdi ben taraftar olduğumdan olsa gerek, bunları üzerime alınıyorum. Sanki kendi çocuklarım kabahat işlemiş, ben onların çalışkanlığı, iyi yürekliliği, ya da terbiyeleri ile etrafa caka satarken tutmuş göz göre göre komşunun camını kırmış, kedinin kuyruğuna teneke bağlamış ya da haddini bilmeyip öğretmenine küfür etmiş gibi elim ayağım dolanıyor, içim şişiyor, resmen sinirleniyorum.Benimle ne alakası var değil mi, ama işte öyle olmuyor
Diyeceksiniz ki hani belki sahanın ortasında durup boşluğa doğru sallasa o kolu, kimse de üzerine alınmayacak, ola ki ülkemizin imajı, takımın bekası diyerek geçiştirir miydik? Maçtan sonra bir “abisi” , belki de “hocası” kenara çekseydi Emre’yi ne yaptın oğlum, kendine gel, hiç olur mu, hadi çık özür dile kulağını çekseydi belki? Kusura bakmayın, bunların hiçbirisi beni kesmez.
Emre ayıp mı etti? Hem de nasıl. Emre ceza almalı mı? Hem de Juventus’un küme düşürülmesi, McLaren’in puanlarının silinmesi gibi, can acıtan, kafaya kazınan, hiçbir özre sığınmayı mümkün kılmayan cinsinden, sağlam bir ceza olmalı bu. Maç içindeki hırsmış, adrenalin fazlasıymış, aslında bir kişiye çok kızmışmış, haksızlığa isyan etmişmiş, bunların hiçbirisi benim için hafifletici sebep olamaz maalesef ki. Yukarıdaki örnekleri bilinçli olarak seçtim, kazanmak adına bir takımın bütün çalışanlarını (ve sevenlerini) mağdur eden, bütün emektarlarının terini ziyan eden, sporu “ya kazan ya öl” felsefesi üzerinden idrak eden zihniyete isyanım var çünkü.Emre şimdi bir medya mensubuna kızmış diye sadece kendini değil, kaptanı olduğu takımı, Türk futbolcusunu, hatta Türk gencini de küçük düşürdüğünü niye anlamıyor? Sporun sadece kazanmak değil, yarışmak, fiziksel ve zihinsel sınırları zorlamak, hatta fiziğini ve zihnini terbiye etmek olduğunu niye böyle kolay unutabiliyor? Yaptığı işe, o sektörün tüm çalışanlarına, ve rakibine saygı duymak olduğunu nasıl olur da hala kavramıyor?
Bana göre şimdi artık kendisi takım için “abi” olması gereken Emre’nin bu hareketi yapabilmesi, biraz da bizlerin suçu. Emre’nin gerçek “ağabeylerini” zamanında yeterince eleştirsek, kabahatlerini yüzlerine vursak, gerekirse cezalarını kesseydik belki bugün her şey farklı olurdu. Keza Emre’nin hocasının da hem üslubu hem tavırları, kendisi artık bizden ders alamadığına göre, ciddi bir özeleştiri gerektiriyor. Haksızlık her alanda var, eleştiri bazen haddini aşar can acıtır, bilen bilmeyen dışarıdan konuşur, evet belki stres de artınca bunlara dayanmak zor. Fakat bir de ne olursa olsun her şeyi zarafet ile yapmak var. Hem lütfen hatırlayalım, yukarıda da Allah var! Biz güzel oyunla, centilmen takımla, beyefendi sporcularla anılalım, ilahi adalet er geç tecelli etmiyor mu?
Artık hayal mi diyorsunuz? Başlamak için hiçbir zaman geç değildir.Emre'nin verilecek ceza gelecek için bir ümit ışığı olabilir. Ben kızımın ya da oğlumun Emre Belezoğlu’na , sahanın ortasında el hareketi çeken bir sporcu olduğu için değil, 2000 yılında Parken Stadium’da elinde UEFA Kupası ile zıp zıp zıplayan, gelecek vaat eden, yetenekli genç Türk futbolcu olduğu için özenmesini istiyorum. Milli takımsa, millilerin böyle bir ödevi de olduğu düşünüyorum. Futbol sadece bir top oyunu değil netice itibarıyla!
Resim: Hürriyet