​ Yüksekova-Hakkari arasında... / Anılar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '08

 
Kategori
Anılar
 

Yüksekova-Hakkari arasında...

Yüksekova-Hakkari arasında...
 

Fotoğraf: Objektifimden Van-Hakkari_Yüksekova yol kavşağı, Yeniköprü mevkii...


<ı>

Gece çok kar yağdı. Yağan karı, oteldeki odamın camından bir süre izledim. Lapa lapa yağan karı, sokak lambaların ışığı altında seyretmek pek hoş oluyordu. Bir süre sonra da uykum gelince yattım.

Sabah erken kalktım ve yan yatakta yatan Halit’e seslendim.

- Kalk Halit, sabah oldu…

Halit, yatağın içinden şöyle bir döndü ve o arada;

- Daha erken abi… Biraz daha uyuyayım…

- Ne erkeni oğlum, saat yedi oldu, yola cıkacağız…

Halit, yatağın üstünden bir yay gibi fırladı ve;

- Ne yolu abi?... Hayırdır, nereye?

- Yola çıkınca görürsün…

Halit, ıhılaya tısılaya yataktan kalkarken söylenmeye devam ediyordu..

- Ya abi… Sabahın bu saatinde, üstelik bu havada nereye gideceğiz, az daha uyusaydık ya…

- Havada bir şey yok… Çabuk kalk, hazırlan…

Katlık, hazırlandık, aşağı indik, çayımızı içtik ve otelin önüne çıktık…

- Halit…

- Efendim…

- Sen akşam arabayı nereye koydun?

- Aha şuraya…

Halit’in gösterdiği yerde araba yoktu ama koca bir kar yığını vardır. Biraz araştırmadan sonra gördük ki, gece yolu açan iş makinelerinin, yol kenarına yığdığı kar altında duruyor bizim araba…

Oteldekilerin ve etraftakilerin yardımıyla arabayı karın altından kurtarmak için bir saatimiz geçti. Ben de Halit’e;

- Gördün mü Halit Efendi… Erken kalkmasaydık, şimdi bu bir saati nereden bulacaktık?

- Gördüm İbram Efendi… Herkes evinde, sıcak sobasının başında otururken, yollarda kar diz boyuyken, biz dışarı çıkmasak kim küserdi?

Daha fazla konuşmaya kalksak, biliyorum ki kavga edeceğiz, ama yolumuza da biran önce çıkmak zorundayız…

Arabayı çalıştırabildik, biraz da ısıttık ve yola çıktık. Halit, öyle sanıyorum, İran sınır kapsına doğru gideceğimizi sanıyordu. O taraf 40 km. ve biz Hakkâri yönüne döndük…

- Abi… Bu karın altında ne Van’a gidilir ne de Hakkâri’ye… Söyler misin nereye gidiyoruz? Yolda kalırsak, kurtlara kuşlara yem oluruz ya…

Cevap versem, dediğim gibi, kavga çıkacak. Hiç cevap vermeden ana yola çıktım ve bir lastikçinin önüne yanaştım. Lastikçiyi çağırdım ve arabaya zincirleri sağlamca takmasını söyledikten sonra, içeri girip, sobanın üzerindeki çaydanlıktan kendime bir çay daha doldurdum. O arada Halit’e de;

- Şu bakkaldan git de üç-beş paket bisküvi filan al… Su al, kola al, daha gözüne ne eriyorsa, al…

- Anlaşıldı… Kumanya düzmemiz gerekiyor galiba…

- Ha şöyle… Biraz anlayışlı ol Halit…

Halit alışverişe giderken, lastikçi işe koyuldu, ben de çayımdan yudumlar çekmeye başladım. Arazide akşam yağan kar neredeyse metreyi geçmişti. Gece çalışan yol makineleri yolu açmış ama kenarda sanki bir duvar vardı. Zincirsiz gitmek de oldukça riskli…

Kısa bir süre sonra arabamızın zinciri sağlamca takıldı, Halit kumanyayı aldı geldi ve biz de yola revan olduk…

Yüksekova’dan çıktıktan yaklaşık 10 km. sonra yol, bir vadiye girer. Sol tarafından, Zap suyuna karışmak üzere bir dere akar, sağ tarafı ise hemen yükselir ve yazın heyelan tehlikesi, kışın da çığ tehlikesi, her zaman vardır. Yeniköprü’ye varıncaya kadar yolun 30 km.si bu şekilde ve rampa aşağıdır. Hele tüneli geçtikten sonra heyelan ve çığ tehlikesi anlık meseledir. Aracınızın hızını kontrol edememeden kaynaklanan kayma riskini saymazsak tabi…

Yüksekova’dan yola çıktıktan sonra, her türlü tedbiri elden bırakmadan Yeniköprü kavşağına ulaştık. Buradan ya Van istikametine döneceğiz ya da Hakkâri’ye…

Ben, arabanın yönünü Hakkâri tarafına döndürünce, yanımda oturan Halit;

- Ya Rabbim… Sana şükürler olsun, Van’a gitmiyoruz…

- Oğlum… Van’a gitsek n’olur ki?

- Güzeldere’yi nasıl çıkıp ineceğiz?

- Herkes nasıl çıkıp iniyorsa, biz de öyle çıkıp ineceğiz…

- Tabi… Tabi… Bizim gibi bu havada yola çıkmış başka salak varsa…

Halit, haksız da değil. Her ne kadar yolu kardan temizlemiş olsalar da, yine de yolun üzerinde en az 10-15 santim kadar kar var ve zincirsiz yol almak neredeyse olanaksız.

Bir de bu arada ne gelen var yolda, ne de giden…

- Halit… Gelen giden yok, ne iş?

Halit’in cevabı tam bana verilecek cevap türünden…

- Bizim gibi salak yok da ondan…

Zap suyunu sağımıza aldıktan sonra, Zap vadisinden ilerlemeye devam ediyoruz. Yolumuz, yaz şartları göz önüne alınırsa çok uzun değil, ama kış şartlarında yavaş gidiyoruz.

Bir süre sonra, Hakkâri’ye yakın yerdeki tünel’e doğru yaklaşırken, yolun üzerinde duran 3 aracı gördüm. Öylece bekliyorlardı. İçim şöyle bir cıız etti… Kendi kendime “Eyvah… Çığ düşmüş galiba” dedim ama Halit’e de göstermedim. O, bisküvi paketlerinden birini açmaya çalışıyordu ki, araçların arkasına vardım, durdum…

Yolun bu bölümü, yazın kayaların, kışın da çığ düşmesiyle sık sık kapanan bölümü idi. Yine çığ düşmüştü. Gerçi yolun sadece 4-5 metrelik bölümü kapalıydı ama, geçmek mümkün değil ki… Hani atlama vitesimiz filan olsa!...

Arabayı durdurunca, Halit de başını kaldırdı ve yola doğru baktı, gerçeği o da gördü…

- Hah… Al başına belayı… Şimdi n’olacak?

- Olacak bir şey yok, yolun açılmasını bekleyeceğiz, çığ düştüğünü nasıl olsa biliyorlardır. Ya da en azından yolu kontrol eden ekip vardır…

- Ya… Tabi… İbrahim Efendi gelecek diye yolda bekliyorlardır… Şimdi gelirler, yolu açarlar…

- Tamam Halit… Konuşmayı bırak. Şimdi gelirler…

Evet, geldiler de… Ama dört saat sonra ve yolu açtılar, biz de geçtik. Halit’in “Geri dönelim” önerisine de bakamadık. Çünkü bizim arkamızdan gelen son arabadan aldığımız bilgiye göre, Yeniköprü’den Yüksekova istikametine araçları göndermiyorlarmış. Çünkü az evvel oraya da çığ düşmüş…

Yol açıldıktan sonra Hakkâri’ye doğru yola devam ettik. Depin köprüsüne varında arabanın istikametini bu kez Çukarca’ya doğru çevirince, Halit direksiyona yapıştı.

- Allah rızası için Hakkâri’ye bi varalım… Nereye gidiyorsan yarın gidelim abi… Allah rızası için dedim ya!…

Halit’i kıramadım artık… Dahası, oradan sonrasına ben de güvenemedim. Depin köprüsünü geçip, Hakkâri’ye doğru yokuşu tırmanmaya başladık. Köprünün başında bulunan güvenlik görevlileri de bize doğru şöyle bir nazar attılar…

Attıkları nazarı, Halit tercüme etti…

- Ne diyorlar biliyor musun?

- Yok… Bilemedim…

- Salaklar!…

Ne diyeyim ki!...

Bu arada unuttum… Halit’in Yüksekova’dan çıkmadan aldığı kumanya, Depin köprüsüne varıncaya kadar bitmişti…

02 MART 2008

NOT:
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, bu kış şartlarında "Harekat erken bitti, neden?" sorularına aklım takıldı da, bir anımı anlatayım istedim sizlere... Böylesi ve daha başka bir çok anıların içinde, bir kış manzarası seçtim sizlere...

 
Toplam blog
: 1104
: 918
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..