- Kategori
- Kültür - Sanat
Yürek elde yananlar ve yazılanlar anısına...

Hani şair demiş ya, "Nerede bir türkü duysam şairliğimden utanırım," diye. Ben de ne zaman bu şiirleri okusam şiirseverliğimden utanırım, utancım şairine karşı. Geçen yıla kadar böyle bir şairin varlığından bihaber oluşumdandır utancım. Madımak katliamını seyirci olarak izledik ve orada yanan 35 aydını bir liste olarak gördük hep, ayrıntısına girmeden. Akıllarda kalan daha çok tanınanlardı. Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu ve Hasret Gültekin gibi ozanlardı. Oysa ki onların içinde tiyatro sanatçıları ve şairler de vardı. Yanan canları şimdiden saygıyla anıyoruz!
Sözün kısası, ben bu eksikliği kapatmak ve şairden özür dilemek adına onlarca defa okudum bu şiiri ve şiir etkinliğinde sayfama ekledim içim sızlayarak, yüreğim yanarak ve yakan ellere lanet okuyarak...
Şiir sanki bir destan alıp götürüyor insanı, tüm Anadolu'yu gezdiriyor her mısrasında ve hüzün katıyor yüreğine insanın her mısrada gizlenmiş derin anlamlarla. Okuyun göreceksiniz!
AŞK İÇİN PRELÜDLER
İstasyon önünde bir top ağaç
Ağacın gölgesinde ben
Ve uzanıp giden sapsarı bir tül
Bozkır
Ve bir türkü
"Daha senden gayrı aşık mı yoktur
nedir bu telaşın vay deli gönül"
Ve bir tren
Ne bir düdük çalar ne el eder
Kar yüklü yağmur yüklü
Kalbim gibi keder yüklü bir tren
Durmaksızın geçer
O böyle bir akşam böyle bir trene bineceğini düşler
Ben böyle bir akşam böyle bir trenden
ineceğimi düşler
avunuruz ...
Sevdalar vardır derin kuyularda
eski sarnıçlarda yaşar gün görmüş acılar bilmiştir
Direnir
Kim bilir kaç işgal geçirmiştir
Yurdum gibi ...
Sen yanıma gelince
yıldızlar koşuşur karanlığa
Güvercinler ayaklanır
Rüzgar rüzgarla konuşur
Büyülü bir gülüş olur zaman
Savrulur
yanık ekinlerin tınazına ...
Sen yanıma gelince bahar
Dallarını kuşanır
Zümrütten bir zümrüdüanka
Kanat vurur içime
Solar kanla işlenmiş Narçiçeği kanaviçe
Sen yanıma gelince
Ve nakkaşlar
Yüreğimin nakkaşları
Yorulup
Uzun bir uykuya dalar sen yanıma gelince ...
Sen yanıma gelince
Gelin gibi bir gelincik
Süslenir
Sulardan aynalarda
Yel değirmenleri öğütür ne varsa
Kederi
Ve belki
Bir milyon istiridye avcısı inciler çıkarır
Sütbeyaz bir sevdanın Diplerinde ...
Ayrılıklar bildim acılar yaşadım
Okudum Tahir ile Zühre'yi
Kerem ile Aslı'yı
Ve Ferhat ile Şirin'i ağlamadım da
Senin öykünü duyunca
dayanamadım
Kendini zeytin ağacına asan
On iki yaşındaki
kuma ...
Süngüler aşkı yasaklayamaz
Uzansam tutabilirim ellerini
süngüler
Düşleri
yasaklayamaz
Bir dahaki duruşmada
Giy
gelinliğini
Düşlerde olsun
İlk
gecemiz...
Behçet AYSAN
Behçet Aysan 1949 yılında Ankara'da doğdu. Selimiye Askeri Ortaokulu ve Kuleli Askeri Lisesin'nde okudu. 1968'de Ankara Tıp Fakültesi'ne askeri öğrenci olarak girdi.
12 Mart döneminden sonra politik nedenlerle ara vermek zorunda kaldığı tıp öğrenimi sırasında çeşitli işlerde çalıştı. Mezun olduktan sonra İzmit'e atandı. Ankara'da psikiyatri ihtisası yaptı. SSK Yenişehir Dispanseri'nde doktor olarak çalışmaktaydı.
2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta yakılarak öldürülen 35 kişiyle birlikte can verdi. Ölümünden sonra Türk Tabipleri Birliği tarafından adına şiir ödülü verilmeye başlandı.
Şair Hakkında bilgi alıntıdır: