- Kategori
- İlişkiler
Yürek ister
Söylemek isteyip de söyleyemediğiniz, gitmek isteyip de gidemediğiniz, yılların nasıl geçtiğini fark edemeden kayıplarımızın arkasından sizinde üzüldüğünüz oldu mu?
Uzun zamandır kitap okumaya ara vermiştim. Eski kitaplarımı karıştırırken Susanna Tamaro’ nun eski bir romanına rastladım. Bin dokuz yüz doksan dört de italya’da büyük yankı uyandırdığını bilirim. Bir çoğunuzun okuduğu bir kitaptır. Okumasa bile romanın adının şarkılara şiirlere hatta filmlere kapat olduğunun yakından şahitiyim
“Yüreğinin götürdüğü yere git” Hakikatten çok iyi bir ifade ve anlatımla kaleme alınmış bir roman. Yaşlı bir kadının yazdığı fakat göndermediği bir mektup. Söylemek isteyip de söyleyemediğinin , gitmek isteyip de gidemediğinin pişmanlığını, keşkeler ini paylaşıyor. Ben bu romanı onbeş yıl önce okudum. Ama hala elime aldığımda aşkın kokusunu gayet iyi alırım.
Her şey yıllarla nasıl değişiyor. Gün geliyor, pişmanlıklarımız keşkeler imiz kapımızı çalıp bizi ziyaret ettiği oluyor. Kaç kez duvara çivilenmiş bakışlarımızda kendimizi sorgulamışızdır. Aynaya bakıp acaba daha mı iyi olurdu dediğiniz olmuyor mu sizinde? Hani ,derinden gelen şu ses “şimdiki aklım olsaydı” diye başlayıp bizi alıp götüren kendimize ait film şeritlerimiz yok mu?
Kalp sadece aşk a ait değildir. O kalp içinde anneyi babayı evladı dostu da taşır. Bir şekilde o kalp bir gün muhakkak ağlar. ya ihmalden, ya vicdandan, yada pişmanlıktan. Akmayan gözyaşları kalpte birikir, bir süre sonra kabuk tutar, sanki kirecin çamaşır makinesini tıkaması gibi kalbi tıkayıp felç ederler.
Keşkeler de sadece aşka ait değildir. Bazen öyle kırıcı oluruz ki karşılıksız seven anneye ,çoğu zaman kayıp olmadan keşke gelmez dile. Yokluklarıyla değil de, onlarla bizim aramızda söylenemeden kalan sözler yüzünden asıl keder verirler. Evlat diye zamanında sevgiyle bağrına basmadığımız çocuklarımız bize bir gün yanlışlarıyla hesap sorarlar. Ta ki biliriz yolu yol değil başlarız dip kuyuda, önce çocuğumuzu sonra kendimizi aramaya.
Acaba sorun hayatı yeterince ciddiye mi almıyoruz? Yaşanmışı unutuyor, ahkam kesiyor. Benim pişmanlıklarım yok ben de keşkeler e de yer yok derken, pişmanlıklarımızı uzun yolun bir yerinde doğallıkla, dalgınlıkla sanki bir anahtarımızı unutur gibi bırakıyoruz.
Suzanna Tamaro derki, “ yapmaya değecek tek yolculuk içimize yapacağımız yolculuktur”
O özgün çağrıya kulak vermeli ve yüreğimizin götürdüğü yere pişmanlıklarımız keşkeler imiz olmadan gitmeyi başarabilir miyiz?
Sevgiyle kalın..
GÜNEŞ CAMCI GÖRGÜLÜ
13/09/2011