Zaman kavramının farkında mısınız? / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Temmuz '13

 
Kategori
Deneme
 

Zaman kavramının farkında mısınız?

Zamanın ne olduğunu, nasıl bir şey olduğunu sık sık merak eder dururum. Küçüklüğümde, ‘Zaman her şeyin ilacıdır.’ dedikleri zaman, onun içilecek bir şey olduğunu zannederdim.

            Yıllar geçtikçe bunun içilecek bir şey olmadığını,  ancak her olumsuzluk ve sıkıntının onun sayesinde atlatıldığını öğrendim.

            Bu gün ise ‘ zaman bir şerit gibi hızla akıp gitmekte’ sözü beni bir hayli düşündürüyor. Acaba akıp giden zaman şeridi mi? Yoksa bu zaman şeridi sabit duruyor da, biz mi üzerinden hızla geçip gidiyoruz ?’

Bu düşünceme bir türlü cevap bulamadım.

            İster zaman akıp gitsin, isterse biz zamanın üzerinden koşar adım ilerliyor olalım, bunun aslında hiçbir önemi yok. Bizim yaşam rolünü oynadığımız sahnede, zaman çok önemli bir kavram. Bu yüzden, zamanı olabildiğince iyi kullanmamız gerekir.

            Kişiler istese de istemese de, bu zaman denilen kavram, onların yaşamlarına yön veriyor. Hem bireyi, hem de onun yaşadığı toplumu yönlendiriyor.

Belki de zaman; kader denilen çizgiler ve bu çizgilerin oluşturduğu topluma ait resmin, ressamıdır da biz bunu bilmiyoruz.

Bu konuya ilişkin küçük bir hikaye anlatmak istiyorum. Bu hikayede zamanın bizler için ne büyük önem taşıdığını açıkça göreceksiniz;

Hikayemiz, bir büyükşehrin ana caddelerinden birinde geçmektedir;

Kavşağa gelen otobüs kavşak trafik ışıklarına yanaşarak duruyor. O sırada üçlü trafik lambasında kırmızı ışık yanarken, üzerindeki kronometre bu kırmızı ışığın 90 saniyelik zaman aralığına ayarlı olduğunu göstermektedir. Bekledikçe saniyeler ve tabeladaki sayılar birer birer eksiliyor.

Bekledikçe insanlar saniye saniye yaşlılığa doğru koşuyor. Otobüs duruyor ama zaman saniye saniye yaşamımızdan bir şeyler çalıyor.

Arabanın ön koltuğuna oturmuş emekli ihtiyar amca, her beş veya altı saniyede bir saatine bakıyor. Onun zamanı bizlerden daha kıymetli. Bu gün ayın başı banka çok kalabalık sıra alacak, emekli aylığını çekecek ve oradan yanındaki eşiyle birlikte hastaneye yetişecek, hastanede sıra almak ise ayrı bir dert. Çok kalabalık oluyor. Çok sıra var. Zaman kaybı da çabası, sıra alsan bile o gün muayene ve tahliller yetişmeyecek tekrar tekrar gelmek gerekecek. Kendisi, için hayati önemi olan ilaçlarını bu gün mutlaka alması gerekiyor. Ama ışık saniye saniye geri giden kronometreye bağlı, emekli ihtiyar amca ve eşi mecburen bekleyecek. Aynen arka koltuklarında sabırsızlanan lise öğrencileri gibi;

Her ikisi de aynı lisede ve aynı sınıfta okuyor. Evleri de aynı mahallede, bu yüzden her zaman beraber otobüse biniyorlar. Yıllardır beraberler. Artık kardeş gibi olmuşlar. Yeni gençliğin ifadesiyle söyleyecek olursak; Birbirlerinin  ‘Kanka’ sı olmuşlar. Okula biraz erken gittiklerinde okul bahçesinin önünde minyatür kale maç yaptıkları zaman sanki dünya onların oluyor. Dersler daha zevkli geçiyor. Sanki o kadar hareket onları daha çok dinlendiriyormuş gibi derse daha bir hazır hale geliyorlar. Ama bu gün her trafik ışığında takıldılar, altı yedi defa trafik ışıklarında beklediler. Her defasında hayatlarının doksan saniyesi heba oldu gitti. Derse yetişmeleri bile şüpheli. İkisi de tedirgin bir bekleyiş içersinde ama yapabilecekleri bir şey yok.   

Hemen yanlarındaki koltukta ise, başka bir şehirden geldiği belli olan bir genç oturuyor. Elinde çiçek demeti var. Belli ki şehre iner inmez kılığını, kıyafetini düzeltmiş ve ilk açılan çiçekçiden sabahın taze çiçeklerinden almış. Sık sık saate bakıyor. Buluşma yerine geç kalmanın telaşını yaşıyor. Geç kalırsa hayatını değiştirecek bu randevuyu kaçırmış olacak.

Onun arkasındaki koltukta, bir yandan onu süzerken, diğer yandan iş yerinde çalışanların dedikodusunu yapan iki orta yaşlı kadın oturuyor. İşe geç kalsalar bile umurlarında olmayacağı her hallerinden belli.

Arka sıralara doğru yolcular seyrelmiş, bu boş yerde bir genç, yanındaki kız arkadaşının saçlarını okşarken, ona, gideceği iş görüşmesi için şans diliyordu.

İki sıra arkalarındaki genç ise ne kadar gözlerini kaçırıyor gibi yapsa da iki üç saniyede bir onlara bakmadan edemiyordu. 

Otobüs ışıkta bekliyordu. Sanki zaman durmuş gibiydi, her kes çaresiz bekliyordu. Işık saniye saniye azalan kronometreyi bekliyor fakat zaman beklemeden insafsızca akıp gidiyordu.

Tam o sırada sessizliği bir fren sesi bozdu. Karşı yoldan ışık sönünce, daha yeşil yanmadan geçmek isteyen bir kişiye dönüş yapan araçlardan biri hafifçe çarptı. Bundan sonraki olaylar bir film şeridi gibi gelişti;

            Çarpan aracın şoförü şaşkın şaşkın aracından indi. Yayanın yanına gitti ve yayaya bir şey olmadığını görünce bağırmaya başladı;

-           Kardeşim, biraz dikkatli olsana, adamı katil mi edeceksin?

-           Sen de önüne baksana kavşağa giriyorsun.

-           Girerim elbet, sana kırmızı bana yeşil yanıyor.

Yaya zaten ne yandığına bakmamıştı. Yolu boş görünce, karşıya geçmek için kendini yola atmıştı. Yan yoldan bir arabanın gelebileceğini de hiç düşünmemişti.

Tartışma böyle sürüp giderken, kahramanlarımızı taşıyan aracın şoförü kazayı seyretmeye dalmış yeşil ışıkta geçmeyi unutmuştu. Şimdi ışık tekrar kırmızı olmuştu.

Her kesin hayatından bir doksan saniye daha boşa gitmişti. Aslında kazayı ve tartışmayı seyrederken de bir buçuk dakikaları heba olmuştu.

Orta sıralarda oturan şişman göbekli yaşlı amca beş dakika ilaçlarını almayı unutsa kalbi yetmezliğe girebilirdi. Allah’ tan ilaç saati gelmemişti. Bunu düşünürken derin bir oh çekti ve rahatladı.

Zaman geçiyor kimse engel olamıyordu. Her geçen zamanda, insanlar başka başka şeyler düşünüyordu. İleride yapacaklarını tekrar tekrar planlıyor devamlı yeni umutlar peşinde koşuyorlardı. 

Umut olmadan yaşanmıyordu. Umut olmayınca zaman da duruyordu. Bu yüzden zaman geçip giderken yapılacak en güzel şey yeni hayallere dalmak ve umutları tazelemekti.

Nihayet beklenen an geldi, kırmızı ışık yeşile döndü ve otobüs hareket etti. Her yolcu ineceği durakta sessizce otobüsü terk etti. 

Bu beş dakikada ‘kader’ dedikleri çizgi ne kadar değişmişti. Hiç kimse bu beş dakikanın yaşantısını nasıl etkilediğinin farkında bile değildi. Oysa bakın neler oldu;

En ön sıradaki emekli amca bankaya geldiğinde sıra oldukça ilerlemişti. Maaşını ancak öğlen tatiline yakın çekebildi. Hastanede öğleden sonra muayene sırası vermiyorlardı. Hastane işi ertesi güne kaldı. İlaçlarını da alamadı. Sırada beklerken yorulmuş, sıcaktan aşırı terlemişti. Eve gittiğinde dili bir garip olmuş, konuşması peltekleşmişti. Eşi komşulardan yardım istedi. Hemen acile kaldırdılar. Amca beyin kanaması geçiriyordu.

O bankaya beş dakika önce varabilseydi, bu kadar çok beklemeyecek, yorulmayacak ve sıcakta kalmayacaktı. Öğleden sonra muayene olacak daha sağlıklı bir şekilde hastaneden çıkacak yaşantısına devam edecekti. Oysa şimdi!

Bazen beş dakikalık zaman bile çok acımasız oluyordu.

İki liseli genç bundan sonra aynı sınıfta okuyamayacaktı. Çünkü okula vardıklarında derse geç kaldılar ve öğretmen onların mazeretlerini kabul etmedi. Derse almadı. Bu yüzden biri devamsızlıktan yıl kaybedecek arkadaşından ayrılacaktı. Diğeri üniversiteye giderken, bu genç hala lise öğrencisi olarak kalacaktı.

Zaman bazıları için yaşamı çok acımasız hale getiriyordu. Ancak bunun için kimse geçen zamanı suçlayamıyordu.

Şehre yeni gelen genç ise elinde çiçeklerle internet ortamında tanıştığı bir kızla görüşecekti. Ancak gecikince, sanal ortamda tanışıp gerçek hayatta arkadaş olmak istediği bu kız, bütün bunların bir şaka olduğunu düşünmüş ve fazla beklemeden gitmişti. Genç adam yine de talihliydi. O gün bu çiçekler sayesinde başka bir genç kızla tanışmış ve aralarında güzel bir dostluk başlamıştı.

Zaman bir kez daha kader çizgisini değiştirmişti.

Otobüste dedikodu yapan orta yaşlı iki bayan, gecikme hiç umurlarında değildi. Zaten hayatları her gün aynı monotonlukta devam etmekteydi. Onlar için yaşamdaki tek değişiklik, yaptıkları dedikoduların konusunun değişmesiydi. İşten eve, evden işe her gün aynı monoton yaşamla bu dünyadaki vakitlerini dolduruyorlardı. Onlar için değil beş dakika, bu şekilde, aylar yıllar geçse bile umurlarında olmazdı. Zaten işyerinde kimse mesai saatlerini umursamıyordu.

Ama arka sıradaki genç kız için öyle değildi. Bu gün iş görüşmesi vardı. Erkek arkadaşıyla düşündükleri müşterek yaşam için ilk adımı bu şekilde atmak istiyordu. Böylece onun karşısında daha boynu dik olabilecekti. Birlikte yaşamayı ev kurmayı düşündüklerinde ‘benim de gelirim var’ diyebilecekti. Bir şekilde işe girmesi ‘birlikte yuva kurma teklifi’ için erkek arkadaşını da cesaretlendirmiş olacaktı. Ama bu geçen beş dakika var ya işte o beş dakika her şeyi değiştirmişti. Genç kız iş başvurusu için gittiği şirketten ‘Geç kaldınız, başvurular kapandı. Zaten eleman da alındı’, cevabını aldığında sanki dünyalar başına yıkılmıştı.

Zaman bir kez daha birilerinin yaşamını değiştirmişti. Bu belki iyi, belki de kötü yönde bir değişiklikti. Kim bilir?  

Bunun da cevabını zaman verecekti.

Genç kız, belki de işe giremediği için erkek arkadaşından ayrılacak, belki de daha iyi bir işe girecek ve daha güzel bir yaşamla tanışacaktı.  

Kimse kaderinin nasıl çizildiğini bilemez ki.

Şişman bey, otobüsten iner inmez en yakın eczaneden yedek ilaçlarını aldı. Bu gecikme ona bir ders olmuştu. Otobüs ilaç alma saatinde gecikse ne olacaktı. İlaçları cebine koyarken aldığı ders için Tanrı’ ya şükrediyordu. Şurada kaç günlük ömrü kaldı, bilmiyordu ama can tatlı, kalan zamanı değerlendirmek gerekir diye düşünüyordu.

Zaman kimileri için güzel ve iyi bir öğretmendi. Ancak alınan dersler, zamanla unutulursa, verilen cezalar da o ölçüde ağır oluyordu.

Otobüste en arkada oturan genç, otobüsten indikten sonra sağa sola bakarak vakit geçiriyordu. Zaten yapacak bir işi de yoktu. Aklı bir karış havada hayaller kuruyordu. Dalgın dalgın giderken acı bir fren sesi duyuldu. Genç yere yığılmıştı. Çevredekiler yola doğru koşuşturmaya başlamıştı. Gencin dalgın dalgın gezerken, ışığa dikkat etmeden yola çıkması kazaya neden olmuştu. Kazanın ne zaman ve nasıl geleceği belli olmuyordu. Zaman bizlere, her zaman dikkatli olma gereğini bir kez daha hatırlatmıştı. Ancak, bu beş dakikalık bekleme olmasaydı bu kaza gencin başına gelmeyebilirdi.

Hayatta bilmeden geçirdiğimiz nice dakikalar var ki hayatımızı derinden etkilemiştir.

Zaman, yazgımızı biz fark etmeden, kim bilir kaç kere değiştirdi. Hayallerimiz kim bilir kaç kere değişti. ‘Şöyle yapsaydım, ben böyle olmayacaktım’, sözü kim bilir kimler tarafından kaç kez söylendi.

Acaba gerçekten öyle mi olacaktı? Bunu bilen var mı?

Bu dünyadaki vaktinizi geçirirken ileride neler olacağını gören var mı?

Bakın zaman oradan sizi seyrediyor.

Size kıs kıs gülüyor,

Sizin için ileride yeni planlar yapıyor.

Kim bilir yarın neler olacak?

 

 

 

 
Toplam blog
: 106
: 597
Kayıt tarihi
: 13.02.09
 
 

1953 Denizli doğumlu, evli ve iki çocuk babası. Doktor dişhekimi, şimdiye kadar yayınlanmış yedi ..