- Kategori
- Öykü
Zamandaki aşk silüetleri

...Bir çift göz değdi tanıdık bakışlara...
...Bu tanıdık, yanından geçip gidiyordu bir yabancı gibi. Konuşmadan, sessizce bir anlık bakışlarda gizliydi tüm anılar.
Onların anlık bakışması, yıllar öncesinin hayalini yansıttı gözbebeklerine.
...Zaman, sinsi oyununu hazırlarken, ikisinin de aklında yoktu ayrılık düşüncesi.
Ne olmuştu, nasıl olmuştu anlayamadan yıllarca süren gizli sevda, başka başka yollara ayrılmıştı.
Öyle yollardı ki, şimdi ki ana kadar asla kesişmemişti senelerdir.
...İkisinin de sırtları birbirlerine dönük olduğu zaman, adımlar olağan halde ilerliyordu zıt yönlere doğru. Adımlar olağan hızındaydı lakin aklı geçmişle bugün arasında mekik dokuyordu kadının.
...Ne çok sevmişlerdi birbirlerini. Önceleri aynı sınıfı yıllarca paylaşmış, iyi dost olmuşlardı. Aynı sıraya hiç oturamamışlardı bile adına aşk denilen duygu onları sarmadan, sınıf arkadaşlarının kulaklarına gelen dedikoduları inkar edercesine.
Onlar sadece kıskanılan iki dosttu birbirlerine.
...Okulun son günlerinde dahi yine aynı üniversiteye gideceklerini düşünerek morallerini bozmuyorlardı. Ne yazık ki düşündükleri gibi olmadı ve uzak şehirlerde yeni bir hayata başladı iki ayrı ruh.
...Yaşadıkları ilçe küçücüktü. Dedikodular, ilk çıktığı ağıza geri döndüğünde, ilk ağız kendi bile inanırdı bu yeni duyduğunu sandığı habere.
O yüzden kız, erkek arkadaşlıklarında okul haricinde kimsenin dışarda muhabbeti olmuyordu. Sevdalılar bile, platonik bir cephede mevzileniyorlardı korkudan.
Anaların tek nasihatıydı ''Adın çıkacağına, canın çıksın!''
...Üniversite, üniversite sonrası iş hayatı, kariyer ikisinin de ilçeye dönmesini engelledi. Birbirlerini unuttuklarını düşünerek geçti seneler hiç unutulmadan.
...Dost muydular, sevdalı mıydılar!...
...Dost olsalar görüşürler miydi? yahut sevda olunca kara bir leke gibi durmasın diye saklamışlar mıydı yıllar yılı!..
...Adı belliydi. Ailelerin kulağına giden sevda kokulu dedikodular, Yasak Aşk adını kazımıştı hayat kütüğüne çoktan.
...Yıllar yılları kovaladı. Kimseyi üzmemek adına, ayrılan yollarını bir türlü kesiştirmek istemediler.
Hep düşlerde yaşadılar, yaşattılar.
Çoğu şarkının bestesinde, sözünde birbirlerini buldular. Mevsimlerden sonbaharın adını ayrılık koydular, yağan yağmurlara karışık ağladılar.
Onlar hiç bahara dönmediler, yazı yaşamadılar.
...Evlenmediler, saçma sapan sebepleri neden göstererek.
...Yüzlerinde orta yaşa ait kırışıklıklar yerini almıştı artık. Saçlarında saysan sayılır aktan teller vardı, yorgun...
...Gençlik, bedenlerinde çoktan erimeye başlamıştı. Çocukların ablası, abisi yerine, teyzesi, amcası olmuşlardı. Otobüslerde yer veren yerine, yer verilen, yaşına hürmet gösterilen insanlara dönmüşlerdi.
...Evinin kapısına geldiğinde anahtarı kapının deliğinde oyaladı bir süre kadın. Düşünceleri rahat bıraksa, sevdasını yine gömebilse kalbine kapıyı açıp, girecekti. Yapamıyordu.
İlk defa adımları onu geri çekiyor, geç kalmadan yetiş diyordu.
...Nerde görmüştü, ne kadar yol gelmişti kestiremedi. Sokak sokak aranıyordu, elleri ayakları dolanıyordu birbirine. Heyecandan ölebilirdi, bulamamak korkusu daha beterdi. Dakikalar saate dönüyordu, hava gündüzün ışığını kapatmak üzereydi çoktan.
Kadın çok yollar yürüdü, çok kere etrafında onu sandığı adamların omzuna dokundu ve ardından mahçup bir ifadeyle ''afedersiniz, sizi birine benzettim''
...Yoktu, yoktu, yok... Nereye kaybolmuştu, hangi sokaktan sapmıştı, işyeri mi buralardaydı yoksa evi mi?...
...Karanlık basıp, şehrin ışıkları yandığında yorgun bedeni banka oturmuş ağlıyordu.
...Karşıdaki apartmanın balkon kapısından çıkan adamın sesiyle irkildi ve o yöne baktı.
.. ''Aslı, benimle evlenir misin?''