07 Ocak '09
- Kategori
- Sosyoloji
Zamanı gelmedi mi?

Gözyaşları yavaştan süzülürken çehrenden, dans eden düşünceler çoktan sarmıştır beynini çünkü fark etmişsindir bedenine uzanan işaretlerle dolu elleri, manalı bakışları, güzel tebessümlerin altında yatan saygısız yargılamaları, hayatını yaşayamamanın acısını. En çok içini acıtansa hissetmemek, varlığını yokluğunu hissedememek, kendi çevresinde dönüp dolaşan dünyanın parçası olmak uğruna kaybettiğin seni tekrar bulamamaktır. Oysa dönüp bakmayı başarabilirsen eğer göreceksin, parçası olmaya çalıştığın dünyanın sadece kendi çevresinde dönebilen bir zavallı olduğunu. Ya sen! sense özgürsün evrenin en değerli yaratığı, rahat bırak kendini. Nasıl güzel bir melodiyle kalbin özgürce ritmini değiştiriyorsa, bırak kontrolündeki parçaların da doğası neyse öyle hoyratça hareket etsinler bu ritimle, özgür bırak ki, bedenini okşayarak ilerleyen, kulağına ılık ılık işleyen melodiler nasıl kalbini hareket ettiriyorsa ayaklarında dans etsinler. Yoksa ayaklarının suçu sana bağlı olmak mıydı? Öyleyse yazık onlara…
Bebeğin anne kordonundan ayrıldığı ve nefesin başladığı anda yani her şeyin bitti dediği anda başlar hayat. Kuru toprak gözyaşlarınla batağa dönüşerek seni içine almaya başladıysa eğer ve ayakların prangalarını kırmak için çırpınıyorsa, hala bir umut ışığı vardır senin için. Bir bebeğin doğumundaki sancı gibi bütün güzellikler kucağına gelmeyi bekliyor demek. Korkma anne rahminden çıkma vaktinden, alışılmışlıkları yıkmaktan çünkü geleceğin dünyada seni bütün cömertliğiyle bekleyen güneş pırıltıları var. Bunca korkun neden? Denenmişlikler ve yaptığın çıkarımlardı bunca zaman doğruların. Şimdi elide ne kaldı bir yığın yalnızlık, acı ve hüzün mü? Peki, nerde şimdi o doğruların? Tek doğru olan şey senin özgürlüğündür. Düşün alışılmışlıklarla yaşayarak hayatını kaybettiğin bunca güzellikleri şimdi hepsi bir bir duruyorlar arkanda ve teker teker hesap soruyorlar senden.
Bunca zaman zamanın, insanların, kalıpların esaretiyle ve farkındalığımızı, kendimizi kaybederek yaşadık hepimiz hayatlarımızı. Özgürlüğümüze bilinçli ya da bilinçsiz kapadığımız zavallı, görmemekten yorulmuş gözlerimizi açmamızın zamanı gelmedi mi artık? Ruhlarımız huzur bulmuyor, zamanı kovalamaya çalışıyoruz hepimiz tüm gücümüzle isteklerimizi yok sayarak. En son ne zaman kendiniz için yürüyüş yaptınız bir yerlere yetişmenin telaşı olmadan? En son ne zaman kendiniz için güzel bir kahve yapıp tüm hücrelerinizde kokusunu ve tadını hissederek içebildiniz bu kahveyi. Yaşadığımızı zannettiğimiz anlarda bile yaşamıyoruz artık. Bırakalım aksın sular özgürce, sevinçlerimizi parmak uçlarımıza kadar hissedelim, üzüntülerimizi ise ölürcesine. Mutlu, umutlu hayatlar dileğiyle hepinize.